Öğretmenler Forumu | Eğitim
Mart 18, 2010, 09:46:01 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 ... 12
  Yazdır  
Gönderen Konu: Öğrenci Ricaları  (Okunma Sayısı 34131 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
xxyxxy
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« : Eylül 22, 2007, 04:32:50 ÖS »

çanakkale türküsü,çanakkale şehitlerine şiiri ve çanakkale şihitleri anıtında aynı konu işlenmesine rağmen farklı teknikler uygulanmıştır.siz de konusu ve teması aynı olan bir anıt resmi, bir türkü ve bir şiir bulunuz
varmı böle bildiğiniz birşey?var  ise lütfen yardımcı olurmusunuz.
« Son Düzenleme: Eylül 26, 2007, 08:40:06 ÖS Gönderen: ahmet » Kayıtlı
Kafdağının Önü
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #1 : Eylül 22, 2007, 05:08:16 ÖS »

 HOCAM BENCE ŞUNLAR OLABİLİR: Kurtuluş Savaşı konulu anıt: Taksim Anıtı
                                                       Kurtuluş Savaşı konulu roman:Ateşten Gömlek
                                                       Kurtuluş Savaşı konulu şiir:Kuvay-ı Milliye Destanı(Nazım Hikmet)saygılar
Kayıtlı
emre26
Ziyaretçi

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #2 : Eylül 22, 2007, 09:24:21 ÖS »

YEMEN TÜRKÜSÜ de olabilir mi?
aynı şekilde Sarıkamış Anıtı, kafkas cephesiyle ilgili şiirler, türküler de var yardımcı olur mu bilmem.
"Tuna Nehri Akmam Diyor" ... mesela?
bizim hangi cephemizde içimizi delen bir ağıtımız yok ki?
2,800,000 (ikimilyon sekizyüzbin) askerimizin 2,600,000 (ikimilyon altıyüzbinini) şehit vermişiz...
Kayıtlı
çözümcü
Full Member
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 106


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #3 : Eylül 22, 2007, 09:55:08 ÖS »

                           ÇANAKKALE

Şimdi de Çanakkale…
Bu yol Çanakkale’ye demişti,
Bu kez Çanakkale çağırıyor.
Hoşça kal ana!
Son savaştan bu yana
Büyümeye fırsat kalmamıştı ki daha…
Kulağında ninnilerin ezgisi
Dilinde, aşk türkülerine dönüşmeden
Bir akşam…İkinci kez çağırdılar cepheden.
“Git oğul!” dedim.
“Kalırsan sana da bana da ar.”
“Dualarım yüreğim kadar…”
“Çağırıyorsa Çanakkale,
Gelmişse dünya kapımıza,
Koparıp almak istiyorlarsa vatanı
Elbet iş düşecek kızımıza, oğlumuza.
Karşı dur gelenlere
Geçirme…
Geçilmez Çanakkale, bilsinler !...”
“Git oğul”  dedim. “Git”
“Git savaş…Ama
 Gencecik oğullarını analar
Dünyanın bir ucundan Çanakkale’ye…
“Bizim olsun oralar” demiş de
Nasıl da göndermişler?
Koparmak için oğlunu anasından,
Köyünden, tarlasından, yuvasından
Koşa koşa birlik olup
Çanakkale kapısına nasıl da dayanmışlar?
Komşu köyle bile yokken kavgamız
İbraam’ın kapı komşusu ben
Daha ona, kaşın üstünde gözün var, dememişken
Komşu hakkı gözetmiş
Bi yol helâl etmişken,
“Git savaş oğul oğul” dedim
Git savaş.
Çanakkale geçilmez, deyip bilsinler,
Geldikleri gibi gitsinler!
Ama oğul…gidemedi oğulları analarına
Çanakkale’yi vermedin ya
Çanakkale de vermedi seni bana!
Gelenlerin anaları da bekledi yollarını
Ne onlar sarıldı yavrusuna
Ne ben…
Destan oldu Çanakkale,
Büyümeye fırsat kalmamıştı ki daha
Kulağında ninnilerin ezgisi
Dilinde aşk türkülerine dönüşmemişti .
“Gel artık oğul!”dediğimde
Gelememiştin…
Alnıma kara yazı yazılmıştı bi yol
Dövünemedim…
Destan yazmıştın Çanakkale’de
Sevinemedim…
Oyy ki kara bahtım, oyy!.. 
         
         NOT:Şiir bana ait, kullanabilirsiniz. Aralara fon müziği girince daha zenginleşiyor.
Kayıtlı
95030BURDUR
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #4 : Eylül 23, 2007, 02:00:34 ÖS »

anıtkabir atatürk şiirleri ve aşık mahsuni'nin sana hasret türküsü olabilir
Kayıtlı
grün
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #5 : Eylül 27, 2007, 04:49:54 ÖS »

bir sorum olucak cevaplarsanız sevinirim,11 sınıf öğrencisiyim osmanlı devletinde yenileşme dönemi o zamanların edebiyatçılarını nasıl etkilemişlerdir,yazarları şairleri.. Embarrassed
Kayıtlı
Küçük Prens
Sr. Member
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 319



Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #6 : Eylül 27, 2007, 05:11:23 ÖS »

Tanzimat dönemiyle yeni açılan mekteplerde öğretimin Türkçe'ye dönmesi, gazeteciliğin başlaması ve garp etkisiyle beraber gelişen milli şuur sonucunda yepyeni bir ortam doğmuştur. Tanzimat edebiyatı dediğimiz edebi yenileşme ister istemez toplum bünyesinde ki bu değişmelere,uyanan yeni fikir akımlarına paralel olarak ortaya çıkmış,yeni bir medeniyet değişiminin sonucu olarak gelişmiştir. Tanzimat dönemiyle birlikte edebiyatımızda sosyal ve siyasal konular günlük olaylar tartışma alanına çekilmiştir.

Tanzimat edebiyatının ilk nesli olan Şinasi,Ziya Paşa,Namık Kemal'in amaç bakımından gayretleri aşağı yukarı aynıdır. Bu ilk nesil birbiri ardından ve birbirlerini bütünleyen çalışmalarıyla Türkiye'de siyasi Tanzimat devriyle ölçülmeyecek kadar geniş bir aydınlar sınıfı yetiştirmişlerdir. Asıl yaptıkları iş ise Türkçe'nin gelişmesine gösterdikleri çaba olmuştur. Bilhassa Şinasi'nin (1826-1871) çıkarmış olduğu Tasvir-i Efkar gazetesi çevresinde uyandırdığı halkçı dil hareketi ve peşinden gelenlerin getirdiği yeni edebiyat anlayışı bunda önemli bir rol oynamıştır. Aynı zamanda Tanzimat edebiyatının kurucusu sayılan Şinasi şiirde ilk defa eski şekiller içinde yeni kavramları kullanmıştır. Namık Kemal ise daima geniş yankılar uyandıran eserler yazmış,neslinin en gür sesli şairi ve dava adamı olarak görülmüştür.Ziya Paşa divan şiiri geleneğini sürdürmesine rağmen,siyasi ve sosyal düşünceler,halk dilinin yazı dili olmasını savunan fikirleriyle arkadaşlarının ortak ülkülerine katılmıştır.

Tüm bu yapılmak istenenlere rağmen Tanzimatçılar beş asır devam eden divan edebiyatı geleneğinden tam olarak kurtulamamışlardır. Bu ilk neslin genel sanat felsefesi “toplum için,vatan için,hürriyet ve halk için sanat” anlayışı olmuştur.

Tanzimat edebiyatının birinciler kadar kavgacı olmayan ikinci nesli diyebileceğimiz Hamit,Ekrem ve Samipaşazade Sezai gibilere gelince;bunlar ustalarının izinde yürümekle beraber,siyasi ortamın ve devlet yönetimindeki baskının Tanzimat'ın ilk yıllarına oranla ağırlaşması sonucu “Toplum için sanat” felsefesini bırakıp “Sanat için sanat” görüşünü benimsemişlerdir.

Tanzimat Edebiyatının bu iki nesli arasında Namık Kemal,Şinasi,Abdülhak Hamit gibi güçlü temsilcileri yetişmiş olmasına rağmen, o yıllarda son çırpınışlarını gösteren eski edebiyatla,tutunmaya çalışan yeni edebiyat boğuşma halindedir.Bu devirde okuyan ve yazan kitle arasında eski edebiyata bağlı olanlar hala kabarıktır.Buna rağmen yeni neslin görüşleri bilhassa bizim için tamamen yeni olan gazete yazıları,roman,tiyatro,eleştiri gibi nesir çeşitlerinde daha kısa zamanda ve kolayca zafere erişir.

Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri

a. Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup, v.b gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme, v.b. gibi yeni edebiyat türleri getirmişlerdir.

b. Tanzimat edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal, v.b...) Montesquieu, Rousseau, Voltaire, v.b. gibi Fransız devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet. hak, adalet, kanun, meşrutiyet. v.b. gibi kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.

c. Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey, v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa­zâde Sezai, Nabi-zâde Nâzım, v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.

ç. Tanzimat edebiyatı, Divan edebiyatının tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey, v.b.) özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de roman türlerinde bu yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, v.b.) bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.

d. Bu görüşün bir sonucu olarak, dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte, hiçbiri eski alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade dil, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa-zâde Sezai, özellikle Abdülhak Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır.

e. Tanzimat edebiyatında en önemli yenilik, nesirde, anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu edebiyatta söz hüneri göstermek değil, birtakım düşünceleri halka yaymak amacı güdüldüğünden, “seci” ler atılmış, asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer verilmemiş, düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır.

f. Tanzimat edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş, günlük hayatla ilgili her türlü olay, duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir.

İlk zamanlarda Divan edebiyatı nazım biçimlerinin dışına pek çıkılmamış, yeni düşünceler eski biçimler içinde söylenmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal v.b.) ise de sonraları eski biçimler büsbütün bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır (Recai-zâde Mahmut Ekrem, özellikle Abdülhak Hamit, v,b.) ; yeni nazım biçimleri ilkin Fransızca'dan yapılan manzum çevirilerde görülmüş, telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır; beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip, bütün mısralar aralarında bir anlam bağı bulunmasına, Divan şiirindeki “parça güzelliği” anlayışı yer yine şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında gelişmesine; yani “konu birliği” ne ve “bütün güzelliği” ne önem verilmiştir: genel olarak aruz vezni kullanılmakla birlikte, Türk'lerin tabiî ve ulusal vezninin hece vezni olduğu anlaşılmış, bu vezinle yazmaya tarafçılık edilmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa v.b), fakat bu istek geniş bir akım halini alamamış, sadece birkaç sanatçı (Ethem Pertev Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hâmit, Recai-zâde Mahmut Ekrem v.b.) tarafından girişilen birkaç deneme ile yetinilmiştir.
« Son Düzenleme: Ekim 05, 2007, 02:13:19 ÖS Gönderen: GüL » Kayıtlı

İnsan her zaman kahraman olamaz ama her zaman insan olabilir.
grün
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #7 : Eylül 27, 2007, 05:47:49 ÖS »

sezersson çok teşekür ederiiim saoll yaaa sevindirdin beniii  Smiley
Kayıtlı
lapota13
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #8 : Eylül 27, 2007, 06:07:01 ÖS »

İnternette dillerin olşumuyla ilgili yazı aradım ama malesef bulamadım. Lütfen yardımcı olurmusunuz.
Kayıtlı
emre26
Ziyaretçi

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #9 : Eylül 28, 2007, 07:26:40 ÖS »

piramitlerle ilgili bir neyşınıl coğrafi belgeseli vardı. "tanrı musa ile hangi sesleri kullanarak konuştu bunu öğrenmek istiyorum" demişti fransız araştırmacı..  bir de bu dil teorilerini filoloji konularını tıklayın. dini bakış açısı ve diğer bilgiler de var. umarım derli toplu bir çalışma bulursunuz. çok derin bir konu gibi geliyor bana. bütün diller ortak bir kökenden çıkmış gibi...
Kayıtlı
GüL
Ziyaretçi

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #10 : Eylül 29, 2007, 07:40:32 ÖS »

Dünya dillerinin meydana gelişi

Yüce Allah, peygamber olarak gönderdiği kullarına kudsî dâvâlarına delil olması için mucizeler ihsan etmiştir. Meselâ, Hz. İsâ’nın ölüleri diriltmesi, anadan doğma körlerin gözlerini açması; Hz. Davud’un demiri hamur gibi yoğurup her türlü şekli vermesi, Hz. Süleyman’ın rüzgâra binip iki aylık mesafeyi bir günde alması, Hz. İbrahim’i ateşin yakmaması gibi...

Hz. Âdem’in en büyük mucizesi de Cenab-ı Hakkın ona bütün lügat ve dilleri öğretip, bütün eşyanın ismini bildirmesidir. Peygamberlerin hepsine verilen mucizelerde olduğu gibi, Hz. Âdem’in bu mucizesi de Kur’ân-ı Kerimde anlatılmaktadır. Buna herşeyin ismini, mahiyetini, dillerin ve lügatlerin öğretilmesi mânâsında “taallüm-ü esma, tâlim-i esmâ” denmektedir.

Bakara Sûresinin “ve alleme Âdeme’l-esmâe” ile başlayan 31-33. âyet-i kerimelerinde bu husus genişçe anlatılır. Cenab-ı Hak Hz. Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretince, daha sonra meleklere hitaben: “Haydi dâvânızda doğru iseniz bana şunları isimleriyle haber verin” buyurdu. Melekler âcizlik ve bilgisizliklerini arz edince, Hz. Âdem’e, “Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver” emri üzerine, Hz. Âdem Allah’ın kendisine öğrettiği bütün isimleri meleklere teker teker saydı.

Tefsirlerimizde Hz. Âdem’e öğretilen bu isimlerden maksadın hem diller, hem de varlıkların mahiyet ve sıfatları olduğu bildirilmektedir. Meselâ zamanımız müfessirlerinden Elmalılı M. Hamdi, bütün ilimler gibi dillerin farklı oluşunun da Hz. Âdem’in bu mucizesine dayandığına dikkat çekmekte ve şöyle demektedir:
“Lisan hususunda bütün benî Âdem’in (insanoğlunun) zamanımıza kadar tenevvü (farklı, çeşitli olmasının) ve terekkiyatının cümlesi, esas itibariyle Hz. Âdem’in fıtraten mazhar buyurulduğu bu talim-i esmâ hâdisesine medyundur (borçludur).”1
Fahri Râzi ise et-Tefsîrü’l-Kebîr isimli tefsirinde bu hususa bir açıklık getiriyor ve özetle şöyle diyor:

Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’e, yaratmış olduğu bütün varlıkların isimlerini âdemoğlunun konuştuğu çeşitli dillere göre öğretti. Âdem de (a.s.) bunları evlatlarına öğretti. O vefat ettikten sonra çocukları yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağıldılar. Her biri belli bir dille konuşmaya başladı. Ve artık onda ve orada o dil hâkim oldu. O bölgede diğer diller unutuldu. İşte Hz. Âdem’in çeşitli dillerle konuşmasının sebebi budur.2
İşte bütün ilimlerin kaynağı, Hz. Âdem’in bu taallüm-ü esmâ mucizesine dayanmaktadır. Bu mucizeyi Bediüzzüman Hazretleri şöyle ifade eder: “Sâir enbiyânın (peygamberlerin) mucizeleri, birer hususi harika-i beşeriye remzettiği gibi, bütün enbiyânın pederi ve divan-ı nübüvvetin fâtihası olan Hz. Âdem’in (a.s.) mucizesi, umum kemâlat ve terakkiyat-ı beşeriyenin nihâyetlerine ve en ileri hedeflerine sarahate yakın işaret ediyor.”3

İşârâtü’l-Îcaz isimli tefsirinde ise âyet-i kerimede geçen “el-esmâe” kelimesini tefsir ederken bu kelimenin isim, sıfat ve haysiyet gibi eşyayı, varlıkları birbirinden ayıran ve tayin eden alâmet ve nişanlara işaret ettiği gibi, aynı zamanda insanların konuşmuş olduğu çeşitli dil ve lügatlere de işaret ettiğini izah etmektedir.4

Evet, aynı anne-babadan çoğalan âdemoğullarının zamanla farklı dil konuşmalarının izahı güvenilir kaynaklarda bu şekilde yapılmaktadır.

Ancak bugün dünyada konuşulan bütün dillerin Hz. Âdem’in çocuklarından kaldığını söylemek eksik olur. Zamanla bir dilden birkaç dil türemiş, lehçe farklılıkları farklı bir dil haline gelmiştir. Meselâ bugün Türkçe konuşan iki yüz milyonun üzerinde insan vardır. Fakat ayrı ülke, kültür ve çevrede yaşamanın verdiği değişiklikler aslında bir olan Türkçenin Kazakça, Kırgızca, Çağatayca, Uygurca, Göktürkçe gibi telâffuzu, konuşulması gibi bazı farklılıklar arz ederek ayrı bir dil haline bürünmesine sebep olmuştur. Asılları Lâtince olan Fransızca ve İtalyanca gibi Batı dilleri için aynı şeyi söylemek mümkündür. Sonradan gelişen ve konuşulan diller farklı da olsa, aslı birdir ve öyle kabul edilir.

Tarihî seyri böyle olmakla beraber, dillerin farklılığında asıl düşünülmesi gereken cihet, altındaki İlâhî hikmet ve kudrettir. Dillerin farklı oluşu da Allah’ın varlık ve birliğini gösteren delillerdir. Bir âyet-i kerimede meâlen bu husus şöyle ifade buyurulur:

“Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirinden farklı olması da Onun kudretinin delillerindendir. Şüphesiz ki, bunlarda bilenler için ibretler vardır.”5

Dillerin ayrı ayrı olması insanların birbirlerini tanıması ve münasebet kurması için bir vesile ve imkândır. Nasıl ki, millet millet, kabile kabile yaratılmamızda insanlar olarak birbirimizle tanışmamız, kaynaşıp münasebet kurmamız hikmeti gözetilmişse, dillerin farklı olması da bu hikmete yöneliktir.

1. Hak Dini Kur'ân Dili, 1:310.
2. et-Tefsîrül-Kebir, 2:176.
3. Sözler, s. 244.
4. İşârâtül-İcâz, s. 218.
5. Rûm Sûresi, 22.


alıntı...
Kayıtlı
beyaz gül
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1



Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #11 : Ekim 02, 2007, 07:27:46 ÖS »

yenileşme döneminde toplumu bilgilendirmek ve eğitmek için hangi yazı türleri kullanılmıştır?bu türlerin ortak özelliği neder??? yardımcı olursanız sevinirim
« Son Düzenleme: Ekim 02, 2007, 08:08:21 ÖS Gönderen: ahmet » Kayıtlı
ıtstrue
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #12 : Ekim 02, 2007, 07:43:15 ÖS »

arapça ve farsça
Kayıtlı
omerce
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #13 : Ekim 03, 2007, 12:54:25 ÖÖ »

dikkat "yazı türü" soruluyor.
öncelikle "gazete" sonra "şiir" tiyaro eserleri roman öykü
Kayıtlı
grün
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #14 : Ekim 04, 2007, 04:39:12 ÖS »

arkadaşlar gazeteciliğin ortaya çıkması önem kazanmasının sebeplerii nelerdin?
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 12
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyat hamilelik Edebiyat Sağlık Sağlık KPSS estetik sbs Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri teknoloji, bilgisayar Teknoloji Sağlık Gebelik sarkı sozleri dekorasyon dantel, oya modelleri gebelik aktuelegitim evden eve nakliyat saglik kpss, ders Edebiyat diyet,zayiflama
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!