Merhaba arkadaşlar,
Tartışmanıza bir katkıda bulunmak istiyorum. Belki bir ufuk açar ümidiyle iki farklı alıntıyı ekliyorum. Yararlı olması dileğiyşe...
Doğru Yazalım Doğru Konuşalım
Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR
Adapazarı, adım başı, ayakkabı, dağ başı, çarkçıbaşı, cumartesi, Emiroğlu, hafta başı, İnönü, iş başı, kahvaltı, Kırklareli, Kocaeli, köprü başı, Köprübaşı, köşe başı, madde başı, liste başı, Orhaneli, pazartesi, Rumeli, satır başı, söz başı, usta başı, yüzbaşı, Tunceli, zeytinburnu
Belirtisiz tamlama biçiminde olan, bazen ayrı bazen de bitişik yazılan kelimelerin son sesindeki 3. teklik iyelik eki belirtme ve yönelme durum eklerini aldıklarında bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Çarkçıbaşıyı mı, Çarkçıbaşını mı? Türk Dil Kurumunun imla komisyonlarında her zaman bu, bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu otobüs Tunceli’ye mi Tunceli’ne mi gidiyor? Pazartesiye kadar mı pazartesine kadar mı? 1965 yılında Vecihe Hatiboğlu’nun başkanlığında hazırlanan ve benim de uzman yardımcısı olarak Kurumda çalıştığım sırada bu mesele tartışıldı ve V. Hatiboğlu, 1965 yılında yayımlanan kılavuzun giriş bölümünde cumartesiye, pazartesiye, başörtüye, aşçıbaşıya örneklerini vererek şöyle bir açıklamada bulundu:
“Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere bu çeşit birleşik kelimeler iki türlü ek almaktadır. Gelecekte bu iki şekilden yeni şekil olan -y-e seslerini taşıyanların yerleşeceği sanılmaktadır; çünkü eski şekiller artık sarsılmıştır: Cumartesine değil cumartesiye gibi.”(50. s) Bu açıklamadan ikili kullanımların o tarihte başladığı anlaşılıyor.
Son sesteki iyelik ekinin ayakkabı örneğinde olduğu gibi doğal süreci içinde kalıplaşması beklenirken bazı ikili kullanımlar dolayısıyla bu soruna bir çözüm getirilmeye çalışılmış, yapay olarak bu kalıplaşmanın hızlandırılmasına imla kılavuzları aracı edilmiştir. Kalıplaşan yalnızca ayakkabı örneği değil, birer yer adı olan Tunceli, Rumeli ve İnönü örneklerinde de kalıplaşma, sürecini tamamlamış ve getirilen ek -ni değil -yi olmuştur. Ancak el-i ile kurulan Orhaneli, Çayeli, Korkuteli gibi yer adlarında herhangi bir gelişme olmamış; Tunceli yapısındaki bu yer adları 2002 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan İlk Öğretim Okulları İçin İmlâ Kılavuzu’nda Tunceli adı Tunceli’yi aynı el ile yapılmış Orhaneli’ni, Çayeli’ni, Korkuteli’ni biçiminde kesme ile ayrılarak gösterilmiştir.
Geçen kırk yıllık süre içinde cumartesi, pazartesi kelimelerindeki iyelik eki -sı, eğitim aracılığı ile kalıplaştırılmış, bu kelimelerin cumartesiyi pazara bağlayan gece veya pazartesiye kadar biçiminde kullanılmasını sağlamış; kılavuzlar bu kelimeleri dizin bölümünde cumartesi,-yi, pazartesi,-yi biçiminde vererek -yı’lı biçimleri yaygınlaştırmışlardır. Ancak öğrenciler arasında yaptığım bir ankette cumartesini, pazartesini biçimlerinin bugün bile kullanıldığına tanık oldum.
1965 yılında yapılan düzenlemeyle sağlanan bu tutarlılığın öncesinde herhangi bir açıklama veya bilgi yoktur. 1928’den 1957 yılına kadar çıkan kılavuzlarda cumartesi, pazartesi kelimelerinin önünde hiçbir ek bilgi verilmemiştir. Kılavuzların açıklamalar bölümünde de bunların -yı mı, -nı mı alacağı hususunda herhangi bir şey söylenmemiştir. Bu durumda cumartesi, pazartesi, denizaltı, kahvaltı gibi kelimelerin son sesindeki iyelik ekinin kalıplaşmasının ve bu kelimelerin -yı ekiyle kullanılışının 1960’lı yıllara rastladığını söyleyebiliriz.
1965’ten bu yana, bu yapıdaki örneklerin bazılarına kılavuzlarda hâlâ bir istikrar getirilemediğini görmekteyiz. Örnek olarak Türk Dil Kurumunun 2000 ve 2002 yıllarında yayımladığı kılavuzlarda 3. teklik iyelik ekiyle biten aşçıbaşı kelimesi aşçıbaşı,-yı,-nı biçiminde iki ek bilgiyle verilmiştir. Bu bilgiyle aşçıbaşı kelimesinin aşçıbaşıyı ve aşçıbaşını biçiminde ikili kullanabileceği anlatılmaktadır. Ancak N. Özön tarafından yayımlanan ve Yapı Kredi yayınları içinde çıkan Büyük Dil Kılavuzu’nda aşçıbaşı sözü, dizinde aşçıbaşı,-nı biçiminde gösterilmiş. Ali Püsküllüoğlu da kılavuzunda aynı biçimi vermiştir. Dil Derneğinin kılavuzunda ise aşçıbaşı biçimiyle yetinilmiş -nı veya -yı gibi bir ek bilgi verilmemiştir.
Üç askerî terim olan onbaşı, yüzbaşı, binbaşı kelimeleri de kılavuzlarda 1960’lı yıllara kadar bir ek bilgiyle dizinlere alınmamış, onbaşı,-yı, yüzbaşı,-yı, binbaşı,-yı biçimlerinin ek bilgilerini daha sonraki kılavuzlarda görüyoruz. Yukarıdan beri verdiğim örnekler içinde en tutarlı imla bu üç kelimede olmuştur. Bu kullanım, binbaşıyı, yüzbaşıyı, onbaşıyı biçimlerini “Şunları binbaşına, yüzbaşına, onbaşına ver” cümlesinde olduğu gibi senin binbaşın, senin yüzbaşın, senin onbaşın gibi iyelik ikinci teklik biçimlerinden de ayırmıştır. Bu arada takımbaşı, subaşı, kolbaşı gibi terimlere dokunulmamış; bunların -yı mı, -nı mı alacağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş veya bunların da aynı grup kelimelerden olduğuna dikkat edilmemiştir. Kılavuzların genel eğilimine göre dizin bölümünde ilgili kelime önünde -yı veya -nı biçiminde ek bilgi verilmemişse, bunların imlası subaşına, takımbaşına, ekipbaşına, kolbaşına biçiminde kullanılması gerektiği doğrultusundadır. Bununla iyelik ekinin kalıplaşmadığı fikri verilir.
Baş kelimesiyle kurulmuş bu tür belirsiz tamlamaların birçoğunun imlasında bugüne kadar bir tutarlılık sağlanamamıştır. Bu tutarsızlık birleşik veya ayrı yazmaktan kaynaklandığı gibi -yı mı, -nı mı alacağı ile de ilgilidir. Bunların bir bölümü başlıkta sıraladığım kelimelerdir. Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılan bu kelimelerden iş başı, köprü başı, satır başı Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavuzu adlı çalışmasında bitişik gösterilmiştir. Aynı bitişik yazma Dil Derneğinin Yazım Kılavuzu’nda, Ali Püsküllüoğlu’nun Yazım Kılavuzu’nda, Adam yayınlarının Ana Yazım Kılavuzu’nda da görülmektedir. Bunun yanı sıra Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılan adım başı, dağ başı, hafta başı, köşe başı örnekleri yukarıda saydığım kılavuzlarda da ayrı yazılmıştır. Bunların imlasında kılavuzlar arası bir birlik sağlanmışken iş başı, köprü başı, satır başı örneklerinin imlasında bir birlik görülmüyor. Usta başı, madde başı Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılmış, bu sözler, yukarıda saydığım kılavuzlara girmemiştir. Türk Dil Kurumunun kılavuzunda bulunan söz başı kelimesini N. Özön, A. Püsküllüoğlu, kılavuzlarına almış, diğerleri bu kelimeye yer vermemişlerdir. Görüldüğü gibi işin boyutu yalnızca farklı imlalarla, ek alışlarıyla sınırlı değil, arandığında kılavuzlarda bulunamayan kelimeler de var.
Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda yukarıda söz konusu ettiğim kelimeler genel tutuma bağlı olarak -yı mı -nı mı alacağı belirtilmemiş. Bu durum hepsinin -nı ile kullanılacağı anlamına geliyor. Daha doğrusu söz konusu örneklerin Türk Dil Kurumunun kılavuzunda belirtme (yükleme) durum ekinin getirilmesi hâlinde bu ekin -yı mı, -nı mı olacağı hakkında herhangi bir bilgi, bir uyarı yapılmamıştır. N. Özön, bitişik yazdığı satırbaşı, odabaşı, işbaşı, köprübaşı sözlerinin -nı ile kullanılacağına ilişkin kelimelerin önüne bir bilgi eklemiş. Aynı kelimelere A. Püsküllüoğlu da bu bilgileri eklemiş ve kılavuzlarında bunları satırbaşı, -nı, odabaşı, -nı, işbaşı, -nı, köprübaşı, -nı biçiminde göstermişlerdir. Aynı durum Adam yayınlarının Ana Yazım Kılavuzu‘nda da uygulanmıştır. Baş ile kurulmuş bu tür yapılardaki kelimelerin çoğunda böyle bir uygulamaya gidilmezken, kendilerince bitişik yazılmasını istedikleri kelimelerde söz konusu sayılı kelimelerin önüne -nı bilgisi eklenmiş. Buradan bitişiklere ek bilgi verilir, bitişik olmayanlara ek bilgi verilmez anlamı çıkıyor.
Dil Derneğinin kılavuzunda ustabaşı kelimesinin önünde herhangi bir bilgi yokken aynı yapıda çarkçıbaşı kelimesine dizinde -yı bilgisini buluyoruz. Oysa Türk Dil Kurumunun kılavuzunda bitişik yazılsın veya yazılmasın bu tür kelimelerin hiçbirinde -nı biçiminde bir bilgi eklenmemiştir. Bu tamlamalarda son sesteki iyelik eki kalıplaşmadığından, görevini canlı olarak sürdürdüğünden, bunlara belirtme durum ekinin normal olarak -nı geleceği kabul edildiğinden böyle bir uygulamaya gidilmemiş ve bu bilgi gereksiz bulunmuştur.
Konunun bir başka boyutu kişi ve yer adlarındadır. Birer yer adı olan Emirdağ, Elmadağ, Samandağ, Arpaçay, Kadıköy gibi kelimelerden iyelik eki düşürülmüş ve böylece sorun ortadan kaldırılmış. Dağların, çayların adları söz konusu olduğunda Emir Dağı, Elma Dağı, Arpa Çayı imlası tercih edilmiştir. Ancak Sarayönü, Altınözü, Saraydüzü, Köprübaşı, Beylerbeyi, Zeytinburnu, Kocaeli, Adapazarı gibi daha pek çok yerleşim adında böyle bir tasarruf söz konusu olmamıştır.
Dizin bölümüne girmeyen soyadlarının kullanımı ile ilgili bilgiler de kılavuzlarda yer almalıdır. Farsça kökenli zade’nin yerini alan oğul, tamlama kurarken iyelik eki alır ve oğlu biçimine girer. Oğlu kelimesiyle kurulmuş Kılıçoğlu, Emiroğlu, Gençoğlu gibi soyadlarına gelen ekler için de kılavuzların kesme işareti başlığı altında bir açıklama getirmesi gerekir. Bu örneklerde iyelik eki canlıdır. Dolayısıyla Kılıçoğlu’na, Saraçoğlu’na, Emiroğlu’nu, Genç¬oğlu’na kullanımı geçerlidir. Kılavuzların bütün bu örnekleri derleyip tutarlılık içinde, ek bilgilerle vermesi, giriş bölümüne aydınlatıcı açıklamalar konulması yaşanan boşlukları dolduracaktır.
«Beyoğlu’ya mı, Beyoğlu’na mı?» sualine Şiar Yalçın ile on yazarımızdan cevap
08/06/2008
hdevrim@hurriyet.com.trYAZDIR | YOLLA
Telefonda okurlarımla yıllardır konuşuruz. Mektuplarını ve son yıllarda e-namelerini dikkatle okurum. Hepsi makbulümdür!
Ama, bana sesini duyurma zahmetine katlananlar arasında, Türkçe’mizle ilgilenenlerin sayıca çok artmasından ayrıca hazzettiğimi de saklayamam. Onlar benim dert ortaklarım.
Türkçe konulu mektuplardan haberler, uyarılar, eleştiriler yanında bazen akla gelmedik sualler de çıkar. Tatminkâr bir cevap vermek için çok zorlandığım olur. Telefonu açıp dil konusunda yardım rica ettiğim büyüklerimi yazık ki bir bir kaybediyorum. Bir süre sonra, yok artık tükendiler, dersem kötüye çekmeyin.
Hayli oldu. Türkçe bahsinde, gene içinden çıkamadığım bir konuda çok uğraşmış, ama dişe dokunur bir sonuca varamamıştım. Herkesin işiteceği sesle şikâyetimi söylemeye başladım:
– Yahu bizim mesleğimizin büyükleri vardı eskiden. Gazetede başım sıkılınca Şükrü Baban, Sabri Esat Siyavuşgil hocalara sorardım. Onlar yetmediği zaman elim telefona uzanırdı. Soracağıma göre, birinden birini arardım. Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vâlâ Nurettin, Nizamettin Nazif, Peyami Safa, Burhan Felek, Yusuf Ziya Ortaç, Nihad Sami Banarlı, Rakım Çalapala... Hiçbiri yok şimdi. Söyleyin Allah aşkına, büyükleri, yaşlıları, ustaları olmayan hangi meslek var bu dünyada?
Herkes başını kaldırmış, biraz da hayretle bana bakıyordu. Duracak noktayı geçtiğimin farkında, sesimi alçalttım:
– Varsa söyleyin lütfen!
Bir ses geldi derinden:
– Siz varsınız!
Bir diğeri onu tamamladı:
– Hakkı Hoca yaşlılığı kendine yakıştıramıyor, galiba!
Hah hah haaah! gülüştüler. Ama hayır! Benim saydıklarımın çoğu, babam yaşında gazeteciler ve yazarlardı. Hepsi Arap alfabesini bilen, eski harflerle yazabilen, sarf-ü nahiv okumuş (Arapça dilbilgisi), Farsçanın da yabancısı olmayan, çok renkli, sahiden bilgili, babacan ve dost kişilerdi. Osmanlının sonu ve Cumhuriyetin başı olarak ömürlerine iki farklı devri sığdırabilmiş aydınlardı.
Yokluklarını hep hissedeceğim.
*
Pazar yazısının bitmez tükenmez bir Dil Yâresi’ne döneceğini bilerek davrandım kaleme. Yıllardan beri, mektuplarınızda en çok rastladığımı zannettiğim suale, bugün, ilk ve son defa ve hamdolsun Türkçe bilgisinden de faydalanmaya devam ettiğimiz bir ustadan yardım alarak cevap vermeye çalışacağım.
Sual en kısa ifadesiyle şu:
– Eminönü’ne gidiyorum mu denir, yoksa Eminönü’ye mi? Hangisi doğrudur bu eklerin: -ne mi, -ye mi?
Bunu vaktiyle Hıncal Uluç, Türkçe’nin ustası dediğim, dostum Şiar Yalçın’a sormuştu. O da cevabına, hepinize her zaman tavsiye edegeldiğim Doğru Türkçe adlı çok güzel, çok faydalı kitabında da yer vermişti (Metis Yayınları). Oradan alıyorum.
Hıncal suali kısaca «Beyoğlu’na mı, Beyoğlu’ya mı?» diye sormuş. Şiar Bey aynı meselenin söz konusu olduğu başka yer adları da var, diyor: Erenköy (veya Erenköyü), Kadıköy, Sarayönü, Tekirdağ (veya Tekirdağı), Kırklareli, Tunceli, Sarayburnu, Tepebaşı, Direklerarası, Şehzadebaşı, Eminönü, İnönü, Nişantaşı... gibi; ve şahıs adları da (Neslişah Osmanoğlu’ndan mı, Osmanoğlu’dan mı... gibi).
Ben, -ne ve -ye eklerinin ardına eklendiği kelime yer adıysa -ne (mesela «İnönü’ne uğrayacağız»), kişi adıysa -ye («O mektubu İnönü’ye verdim») olarak kullanılması gerektiğini iddia edenlere de rastladım.
Hıncal sorarken Beyoğlu’na demeyi tercih ettiğini belirtmiş. Yalçın da o görüşte. Ben de Dil Yâresi’nde bunu söyleyegeldim.
Dikkat edin, bu suale konu olan kelimeler daima, tamamlanan ve tamlayan unsurlardan oluşmuş birleşik kelimelerdir.
Şiar Yalçın, «Eminönü’ye, Şehzadebaşı’ya demek bana çok ters gelir» diyor. Ve Türkçe’nin tamlama fiilini nasıl uyguladığını anlatıyor:
– «İnsan burada zihnen bu kelimelerin ikinci unsurlarını ayırıyor, yani takı olan unsura uyumlu ek hangisiyse onu kullanıyor. Kırklareli ad tamlamasıdır, tıpkı akide şekeri gibi. Ve nasıl ki akide şekeriyi değil de akide şekerini yiyorsak, Kırklareli’ye değil, Kırklareli’ne gidiyoruz, da deriz.
Ben okurlarıma durumu şöyle anlatmaya çalışıyorum:
– Tamlayan unsuru bağımsız düşünün: eli’ne mi derdiniz, eli’ye mi? Eline dediğinize göre, birleşik kelimede de bunu yaparak Kırklareli’ne gidiyoruz, deyin; Kırklareli’ye demek yanlış olur.
Şiar Yalçın gerekeni yaparak kuralı söylemekle kalmıyor ve tarifini iyi seçilmiş örneklerle tamamlıyor: l «1903’te Beyoğlu’ndaki bir tiyatroda yapılmış iki büyük güreş müsabakasının neticelerini Fransızca dergilerde buldum». (Burhan Felek, Yaşadığımız Günler, s.136) l «... ve tek tük evlerin arasından geçen bozuk bir sokaktan Şehzadebaşı’na doğru yürüdü» (Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, s.52) l «Ve şimdi polis Naci’yle beni geceleyin Beyoğlu’nda yanlış yerden dolmuşa bindik diye karakola götürüyordu» (Çetin Altan, Kahrolsun Komünizm Diye Diye, s.175) l «Hemen giyin, arka yoldan Sarayiçi’ne geç, beşliği toka et, gir müzeye...» (Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı, s.183) l «O gün Beyoğlu’ndan geçerken bir kitapçı dükkânının önünde durdular» (Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, Hilmi Kitabevi, 1938, s.39) l «Nişantaşı’ndan Beyoğlu’na, Beyoğlu’ndan Sıraselviler’e [...] o çılgınca dolaşışlar» (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore, s.57)
Şiar Yalçın sağ olsun, Ömer Seyfettin, Falih Rıfkı Atay, Hüseyin Cahit Yalçın ve Yahya Kemal’den de örnekler vermiş. Yerim yetmediği için alamıyorum.
Şiar Yalçın’a teşekkürler. Çetin’e sevgiler. Aramızda olmayanlara rahmet dileklerimle.