|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #60 : Ekim 11, 2007, 05:41:15 ÖS » |
|
Sari Lira "Yasamak degil beni bu telas oldurecek" dedigi gibi sairin; O telasla, birakin (buraya dilediginiz sehrin adini yazabilirsiniz. sizin PARIS ya da ISTANBUL 'unuzun adini) yolunda ilik rüzgarlara taratmayi saclarimizi; Sevdigimizle doyasiya bir sohbet bile edemedik biz...
Gözümüz saatte söylestik hep, Kosusur gibi sevistik, yarisir gibi calistik. Hep yetisilecek bir yerler vardi. Aranacak adamlar, yapilacak isler... Bir sonraki günün telasi, bir öncekinin terine bulasti; Baskalarinin hayati, bizimkini asti.
Kör karanlikta calar saat sesi yerine, Kusluk vakti, kizarmis ekmek kokusu Veya yavuklu busesiyle uyanma düslerini Ha babam erteledik.
20'li yaslardayken 30'lara kurduk saatin alarmini, 30'larimizda 40'lara, belki sonra 50'lere...
Lakin öyle yanlis kurgulanmis ki hayat, Kuslukta uyanma firsatini sundugunda size, Artik uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasiya söylesmek Telassiz sevismek için bol zamana kavustugunuzda Söylesecek, sevisecek kimsecikler kalmiyor yaninizda...
Ozenle yarina sakladiginiz bir SARI LIRA gibi Omrünüz; Vakti gelip sandiktan cikardiginizda Bir de bakiyorsunuz ki, Tedavülden kalkmis... NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #61 : Ekim 11, 2007, 05:47:03 ÖS » |
|
8 GÜZEL HEDİYE: DİNLEME... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.
SEVGİ... Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.
KAHKAHA... Fikra anlatın, neşeli hikayeleri paylaşın. Bu armağanınız "Seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.
YAZILI BİR NOT... Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.
İLTİFAT... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.
İYİLİK... Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.
YALNIZLIK... Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.
NEŞELİ BİR YAPI... Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selam vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #62 : Ekim 11, 2007, 05:48:56 ÖS » |
|
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin.... Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...
CAN DÜNDAR
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #63 : Ekim 11, 2007, 05:50:19 ÖS » |
|
Yedi ve bir yaşında, çok hareketli iki erkek çocuğunun annesi olarak, bazen çocukların çok özen gösterdiğim evimizi dağıtacaklarını düşünür, üzülürüm. Bazen gayet masum bir şekilde oyun oynarken en sevdiğim lambamı düşürür ya da evin düzenini altüst ederler. O tür anlarda, çok akıllı bir kadın olan kayınvalidem Ruby’den aldığım ders gelir aklıma.
Ruby’nin altı çocuğu ve on üç torunu vardır. Ve o bir sabır, sevgi ve hoşgörü anıtıdır. Bir Noel’de her zaman olduğu gibi yine bütün çocukları ve torunları Ruby’nin yanında toplanmıştık. Aynı halıyı 25 yıl kullandıktan sonra, Noel’den tam bir ay önce evini beyaz halılarla kaplatmıştı. Evinin yeni görüntüsünden çok mutluydu. Kayınbiraderim Arnie bütün yeğenlerinin armağanını henüz dağıtmıştı kendi kovanlarından elde ettiği balı. Çocukların hepsi çok heyecanlanmıştı. Fakat sekiz yaşındaki Sheena elinde keyifle gezdirdiği petekteki balı, beyaz halının ortasından başlayarak alt kata kadar merdivenler de dahil olmak üzere akıttı. Sheena yaptığını farkedince, ağlayarak büyükannesinin kollarına atıldı ve “Büyükanne, bütün balımı yeni halına döktüm.” dedi.
Büyükanna Ruby diz çöktü, Sheena’nın ağlamaktan şişmiş gözlerinin içine baktı ve “Üzülme tatlım, amcandan biraz daha bal isteriz.” dedi..
Lynn Robertson
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #64 : Ekim 11, 2007, 05:52:07 ÖS » |
|
Küçük kız , hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.... Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesini sağladı. Bir süre önce kendisine yardımcı olan dostuna teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazıp yolladı. Arkadaşı bu not eline geçtiğinde o kadar mutlu oldu ki notu okuduğu lokantadaki garson kıza çok yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa bu kadar yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam evine giderken, kazandığı paranın bir kısmıyla, köşede oturan ve aç olduğu belli olan fakir bir adama yiyecek aldı. Üç gündür ağzına hiçbir şey koymamış olan adam, kıza minnettar oldu. Karnını doyurdukltan sonra, bir apartmanın bodrumundaki tek kişilik odasının yolunu tuttu. Öyle neşeliydi ki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce , kucağına alıp evine götürdü onu. Küçük köpek , gecenin soğuğundan kurtulduğu ve başını okşayan bir el olduğu için mutluydu.
Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sardı. Birşeylerin ters gittiğini hisseden köpek, çılgınlar gibi havlamaya başladı. Önce fakir adamı uayndırdı, sonrada apartmandaki insanları. Anneler dumandan boğulmak üzere olan çocuklarını kucaklarına alıp, hayatlarını kurtardılar.
Bütün bu güzellikler zinciri, beş kuruş bile maliyeti olmayan bir tebessüm ile başladı.
Unutmayın! Siz de her zaman bu zincirin bir halkası olabilirsiniz. Gülümseyin......
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #65 : Ekim 11, 2007, 05:53:47 ÖS » |
|
Bir grup öğrenciden Günümüz Dünyanın Yedi Harikası'nın neler olduğunu düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir. Aralarında anlaşmazlıklar çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:
1)- Mısır'ın Büyük Piramitleri 2)- Taç Mahal (Taj Mahal) 3)- Büyük Kanyon (Grand Canyon) 4)- Panama Kanalı 5)- Empire State Binası 6)- St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica) 7)- Çin Seddi (China's Great Wall)
Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz kağıdını vermemiş olduğunu fark eder. Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise "Evet, biraz. O kadar çok şey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der.
Öğretmen de öğrencisine "Peki, söyle bakalım senin listende neler var, belki biz sana yardımcı olabiliriz" der. Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya baslar: "Bence Dünyanın Yedi Harikası :
1)- görmek 2)- duymak 3)- dokunmak 4)- tatmak 5)- hissetmek 6)- gülmek 7)- ve sevmek...
Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu. Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.
Samimi bir hatırlatma: Hayattaki en değerli şeyler satın alınamayanlardır.
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #66 : Ekim 11, 2007, 05:55:32 ÖS » |
|
MILLETLERARASI ANLASABILMEK
Geçen ay BM tarafından dünya çapında bir anket yapılmış. Sadece bir soru sorulmuş "LÜTFEN DÜNYANIN GERİ KALAN KISMINDAKİ YİYECEK EKSİKLİĞİNE BİR ÇÖZÜM İLE İLGİLİ KİŞİSEL GÖRÜŞÜNÜZÜ DÜRÜSTÇE BELİRTİNİZ"
Anket büyük bir basarisizlikla sonuçlanmis. Cunku;
- Afrikada insanlar "yiyecek" kelimesinin ne anlama geldigini bilmiyorlar.
- Bati Avrupa'da insanlar " eksiklik" kelimesinin ne anlama geldigini bilmiyorlar.
- Dogu Avrupa'daki insanlar "kisisel gorus"ün ne anlama geldigini bilmiyorlar.
- Orta Dogu'da insanlar "çozum"un ne anlama geldigini bilmiyorlar.
- Guney Amerika'daki insanlar "lutfen" kelimesinin ne anlama geldigini bilmiyorlar.
- Asya'daki insanlar "dürüstlük" kelimesinin ne anlama geldigini bilmiyorlar.
ve Amerika'daki insanlar "dunyanın geri kalan kısmının" ne anlama geldigini bilmiyorlar!
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #67 : Ekim 11, 2007, 05:59:29 ÖS » |
|
Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp Hızla atıldı çapariye Önce müthiş bir acı duydu dudağında Gümbür gümbür oldu yüreği Sonra hızla çekildi yukarıya
Aslında hep merak etmişti Denizlerin üstünü Neye benzerdi acep gökyüzü Bir yanda büyük bir merak Bir yanda ölüm korkusu
Dudağı yanıklar denir, şanslıdır onlar Hani görüp de gökyüzünü, insanı Oltadan son anda kurtulanlar Ne çare balıkçının parmakları Hoyratça kavradı onu Küçük istavrit anladı yolun sonu
Koca denizlere sığmazdı yüreği Oysa şimdi yüzerken Küçücük yeşil leğende Cansız uzanıvermiş dostlarına Değiyordu minik yüreği
İnsanlar gelip geçtiler önünden Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine Yavaşça karardı dünya Başı da dönüyordu Son bir kez düşündü derin maviyi Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu
İşte tam o sırada eğilip aldım onu Yürüdüm deniz kenarına Bir öpücük kondurdum başına İki damla gözyaşından ibaret Sade bir törenle saldım denizin sularına
Bir an öylece bakakaldı Sonra sevinçle dibe daldı Gitti, tüm kederimi söküp atarak Teşekkürü de ihmal etmemişti Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu diye
BİR GÜN DEDİM BULURSAM KENDİMİ YEŞİL LEĞENDEKİ KÜÇÜK İSTAVRİT KADAR ÇARESİZ SON ANA KADAR HEP BİR UMUDUM OLSUN DİYE
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #68 : Ekim 11, 2007, 06:02:05 ÖS » |
|
Yenmeniz Gereken 10 Evlilik Fantazisi Birini onunla evlenecek kadar çok sevdiğinizde duygularınız mantığınızın önüne geçer. Artık bir masal dünyasında yaşamaya başlarsınız ve bunun sonsuza dek böyle süreceğini düşünürsünüz. Fakat eninde sonunda gerçek dünyaya geri dönmek zorunda kalırsınız. Sevdiğinizden başka şeyler de düşünmeye, arkadaşlarınıza ve işinize daha çok zaman ayırmaya, gerçek aşkınız, biricik sevgilinizle ise; banyodaki kıllar üzerine tartışmaya başlarsınız. Gerçekler her zaman üstün gelir, bunu böyle kabul etmelisiniz.
Fantezi 1: Birbirinizin ilgilendiği şeyle paylaşacaksınız. Gerçek: Altı futbol maçından sonra ofsaytın ne olduğunu ve aslında bunu hiç bir zaman bilmek istemeyeceğinizi anlayacaksınız. Aynı şekilde birlikte alışverişe gittiğinizde o da söylenip duracak.
Fantezi 2: Hayatınız boyunca yemeğe çıktığınızda masanın altında birbirinizi ayaklarını okşayacaksınız. Gerçek: Zaman zaman garsonun gelmesini beklerken el ele tutuşacaksınız.
Fantezi 3: Ne olursa olsun bir anlaşmaya varacaksınız. Gerçek: Bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmelisiniz. Mesela asla anneniz hakkında iyi şeyler düşünmeyecek. Siz de onunki hakkında...
Fantezi 4: Herhangi biriniz iş için uzakta olduğunda birbirinizi günde iki kez arayacaksınız. Gerçek: Birbirinizi ne kadar arayacağınız tamamen cep telefonunuzun son faturasına ya da ne kadar kontörü kaldığına bağlı.
Fantezi 5: Beraber yemek pişireceksiniz, İspanyolca kurslarına gideceksin ve dans dersleri alacaksınız. Gerçek: Beraber kaytaracaksınız.
Fantezi 6: Mutlaka gece üçlere kadar sohbet ettiğiniz zamanlar olacak. Gerçek: Mutlaka gece üçlere kadar kavga ettiğiniz zamanlar olacak.
Fantezi 7: Cumartesinin ıvır zıvır işlerini daima birlikte yapacaksınız. Gerçek: "Cumartesi sabahı niye ev alışverişi yaptığımızı sorabilir miyim?"
Fantezi 8: Daima birbirinize her şeyi anlatacaksınız. Gerçek: Ayağınızdaki ayakkabının gerçek fiyatı gibi, kavga etmenizi önleyecek bazı şeyleri saklayacaksınız.
Fantezi 9: Birbirinizi bir kitap gibi okuyacaksınız. Gerçek: Bu kitap Türkçe'ye çevrilmemiş bir versiyon olacak.
Fantezi 10: Asla birbirinize verdiğiniz değer azalmayacak. Gerçek: "Bir şey mi dedin tatlım?"
Yazarı : Bilinmiyor NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #69 : Ekim 11, 2007, 06:03:59 ÖS » |
|
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rasgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan, benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin
Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine çerçevesine sığmayan munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda. Altına saat: 16. 00 diye yazmıştın, ve saat 16. 04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran Zaman'ı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıştı. Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk. Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan Boşlukta iki yalnız yıldız gibi Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız Ne kalacak bizden? bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden Bizden diyorum, ikimizden Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi. Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
kış başlıyor sevgilim hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan oysa yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman kış başlıyor sevgilim iyi bak kendine gözlerindeki usul şefkati teslim etme kimseye, hiçbir şeye upuzun bir kış başlıyor sevgilim ayrılığımızın kışı başlıyor Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, çağrışımlarla ödeşemezsiniz dışarıda hayat düşmandır size içeride odalara sığamazken siz, kendiniz Bir ayrılığın ilk günleridir daha Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup kulak verdiğiniz saatin tiktakları kaplar tekin olmayan göğünüzü geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz bakınıp dururken duvarlara boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, ve kazanmış görünürken derinliğimizi Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
denemeseniz de, bilirsiniz hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
Bana Zamandan söz ediyorlar Gelip size Zamandan söz ederler Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler. Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır. Zaman Alır sizden bunların yükünü O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
gün gelir bir gün başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide o eski ağrı ansızın geri teper. Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten Bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla günlerin dökümünü yap benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini kim bilebilir ikimizden başka? sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Bunlar da bir ise yaramadıysa Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda
Bu şiire başladığımda nerde, şimdi nerdeyim? solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden ikindi yağmurlarını bekleyen yaz sonu hüzünlerinden gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim geçti her çağın bitki örtüsünden oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından bakarken dünyaya yangınlarda bayındır kentler gibiyim: çiçek adlarını ezberlemekten geldim eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların unuttuklarını hatırlamaktan uzak uzak yolları tarif etmekten haydutluktan ve melankoliden giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden Duyarlığın gece mekteplerinden geldim Bütünlemeli çocuklarla geçti gençliğimin rüzgara verdiğim yılları dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde, şimdi nerdeyim? yaram vardı. bir de sözcükler sonra vaat edilmiş topraklar gibi sayfalar ve günler ışık istiyordu yalnızlığım Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler. Aşk... Bitti. Soldu şiir. Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim her adımda boynumdan bir fular düşüyordu el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk birlikte çıkılan yolların yazgısıdır: eksiliyorduk mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim her otelde biraz eksilip, biraz artarak yani çoğalarak tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında ağır ve acı tanıklıklardan geçerek geldim. Terli ve kirliydim. Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum maskeler ve çiçekler biriktiriyordu linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları ve açık hayatları seviyordu. Buraya gelirken uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... panayır yerleri... ölü kelebekler... ölü kelebekler... sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. Adım onların adının yanına yazılmasın diye acı çekecek yerlerimi yok etmeden acıyla baş etmeyi öğrendim. Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
ipek yollarında kuzey yıldızı aşkın kuzey yıldızı sanırsın durduğun yerde ya da yol üstündedir oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar ölü yanardağlar, ölü yıldızlar ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı
AŞKIN BİR YOLU VARDIR HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN AŞKIN BİR YOLU VARDIR HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler gözlerim aşkın kuzey yıldızıdır bu yazları daha iyi görülen Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler ilerlerim zamanla anlarsın bu bir yanılsama ölü şairlerin imgelerinden kalma Sen de değilsin. O da değil Kuzey yıldızı daha uzakta yeniden yollara düşerler düşerim bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler yaşamsa yerli yerinde yerli yerinde her şey
şimdi her şey doludizgin ve çoğul şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi şimdi her şey yeniden yüreğim, o eski aşk kalesi yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum Yoksun sen Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren
Murathan Mungan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #70 : Ekim 11, 2007, 06:05:57 ÖS » |
|
Tüketici haklari konusunda Müsteri her zaman hakli mi? sorusunu irdelerken çesitli ülkelerdeki mahkemelik olaylari arastirmislar ve bulduklari belgelerden birisi. Olay gerçek... WorldPerfect (Bilmeyenler için yaziyorum, bilgisayari -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programin yapimcisi)... Bu Sirketin müsteriye yardim hattinda banda alinmis bir telefon konusmasini okuyacaksiniz. Bu konusma sonrasi WorldPerfect gorevlisi isinden kovuluyor. Kovulan gorevli WorldPerfecti kendisini "Gerekçesiz" isten çikardigi için mahkemeye veriyor. Iste bu konusmanin desifresi. -WorldPerfect yardim hatti, buyrun, nasil yardimci olabilirim. -WorldPerfect`te bir sorun oldu. -Nasil bir sorun? -Yazi yaziyordum, birden bütün kelimeler gitti. -Gitti mi? -Yokoldu! -Ekranda su anda ne görüyorsunuz? -Hic bir sey. -Hic bir sey mi? -Yazdigim hiç bir şey ekrana çikmiyor. -Hala WorldPerfect programinda misiniz yoksa programdan çikitiniz mi? -Bunu nereden bileyim. -Ekranda bir "C" harfi görüyormusunuz? -Bir "hece" mi.. -Bosverin. Ekranda yanip sönen bir çizgi var mi? -Söyledim ya hiç bir sey yazmiyor. -Monitör üstünde yanan bir lamba var mi? -Monitor ne? -Ekrani olan yer, televizyon gibi... Çalistiginizi gösteren kücük bir lamba var mi? -Bilmiyorum. -Monitorün arkasina bakin, oraya bir elektrik kablosu giriyor olmasi lazim. Görebiliyor musunuz? -Evet. -Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektrige baglimi bana soyleyin. -Bagli. -Harika. Monitorün arkasina bakinca bagli olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi? -Görmedim. -Tekrar bakar misiniz, ikinci bir kablonunda bagli olmasi lazim. -Evet buldum. -Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bagli mi diye bakin. -Kabloya ulasamiyorum. -Ulasmayin, bagli mi diye bakabilir misiniz? -Olmuyor. -Bir seyden destek alip egilip bilgisayarin arkasina baksaniz... -Egilmek dert degil, karanlik oldugu için bakamiyorum. -Karanlik? -Ofisin isiklari kapali, pencereden gelen isik yetmiyor. -Ofisin isiklarini yakin. -Yanmaz. -Neden? -Elektrikler kesik. -Elektrikler mi kesik. Tanrim..! (kisa bir sessizlik) Bilgisayarin kutusu, kitaplari herseyi duruyor mu? -Evet dolapta. -Simdi bilgisayari sökün, aynen aldiginizdaki gibi paketleyin ve aldiginiz dükkana iade edin. -Durum bu kadar kötü mü? -Korkarim öyle! -Peki tamam. Onlara ne diyecegim? -"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalim" diyeceksiniz...
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #71 : Ekim 11, 2007, 06:07:15 ÖS » |
|
GİZLİ YÜZ
Yıllar önce çalışkan bir adam,ailesini avantajlı bir iş imkanı sağlamak için Newyork'tan Avusturalya'ya götürdü.Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu.Bu genç adam zamanını bir sirk işi yada herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.
Bir akşam, işten eve gelirken ,onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı.Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu.Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler.Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler,vücuduna sopalarla acımasızca vurdular ve onu ölüme terk ettiler.Aslında polisler,onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, onun öldüğünü sanmışlardı.
Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastanedeki acil bölümüne götürdüler.Acil bölümünde yatarken,bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti.Göz yuvaları parçalanmış,kafatası,bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı.
Yaşama imkanı az olmasına rağmen,bire yıla yakın zamanını hastahanede geçirmişti.Sonunda hastahaneden ayrıldığında, vücudu iyileşmişti fakat yüzü bakılamayacak kadar biçimsiz ve iğrençti.Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi.
Genç adam,yeniden iş aramaya başladığında,herkes tarafından geri çevrildi.Bir iş veren,ona,sirkte "Yüzü Olmayan Adam"adında tuhaf bir şov önerdi ve bir süre bu işi yaptı.Bu olanlar boyunca o, hala herkes tarafından reddediliyor,işyerinde hiç kimse onunla görünmek istemiyordu.Genç adam intiharı düşünmüştü.Bütün bunlar beş yılda gelişmişti.
Bir gün, kiliseye uğradı ve bir teselli aradı.Kiliseye girerken onu, kilisenin sırasına diz çökmüş,hıçkıra hıçkıra ağlarken gören bir rahiple karşılaştı.Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü.Rahip büyük ölçüde etkilenmişti,onun yaşamını ve gururunu tekrar kazanabilmesi için elinden gelen herşeyi yapabileceğinin mümkün olduğunu söyledi.Ama genç adam,iyi bir katolik olabileceğine söz verecek ve olacaktı.
Genç adam hergün ibadet için kiliseye gidiyor ve ibadet ediyordu ve Allah'a onun hayatını bağışladığı için dua ettikten sonra,beyin huzurunu sağlamasını istiyor ve onun gözünde,iyi bir insan olması için şükran duasını ediyordu.
Rahip, kişisel ilişkileri sayesinde, Avusturalya'daki en iyi plastik cerrahla görüştü.Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti.Çünkü; doktor, rahibin en yakın arkadaşıydı.Doktor genç adamdan çok etkilenmişti.Onun hayata bakış açısı,tüm kötü tecrübelerine karşı mizah ve sevgi doluydu.
Cerrah harika bir şey başardı.En iyi diş ameliyatlarını onun için yaptı.Genç adam,Tanrı'ya söz verdiği her şeyi yerine getirdi..Tanrı da onu harika ve çok güzel bir eş,yedi çocuk ve ileride kariyer için düşündüğü iş hayatındaki başarı ile ödüllendirdi.Eğer Allah'a şükretmezsen ve sana değer veren insanları sevmezsen,toplumda kabullenilemezsin.
Bu genç adam................... Mel Gibson 'du....
Onun hayatı "Yüzsüz Adam" filminin prodüksiyonuna ilham oldu. O hepimizi kendine imrendirdi.Cesareti olan her insana örnek oldu..
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #72 : Ekim 11, 2007, 06:10:05 ÖS » |
|
Terörist saldırıda çöken ikiz kulelerde çalışanların büyük bir bölümü öldü. Kulelerde çalışan Türklerin büyük bölümüyse hayatta. Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay, basına yansıyan hikâyelerine göre Türklerin kurtuluş sırlarını derledi:
En kötüsünü düşündüler: Bina sarsılınca Türklerin akıllarına iki olasılık geldi: Ya uçak çarptı, ya deprem oldu. ABD'lilerse sistemlerde patlama oldu diye düşündü. Türk 'Nasıl kurtulurum'u planlarken ABD'li masasında çalışıyordu.
Anonsları dinlemediler: Resmi emirleri oldum olası ciddiye almayan Türkler, hoparlörden yayılan "Binayı terk etmeyin" uyarılarına aldırmayıp hemen merdivenlere yöneldi.
Cep'ler hep açık: Tam bu sırada en ciddi toplantıda bile kapamadıkları, tuvalette dahi yanlarında bulundurdukları cep telefonları çaldı, dostları "Çabuk kaç, binaya uçak çarptı" diye uyardı.
Emniyet şeridini ihlal: Binadan kurtulan bir Türk'e kulak verelim:Amerikalılar merdivenin sağından tek sıra halinde iniyordu Polise "Neden solu kullandırmıyorsun?" dedim. "Yukarı çıkanlara ayırdık" dedi. Gülüp tek başıma soldan jet gibi indim. 2 dakika sonra bina çöktü.
Uyku işten önemli: Başta Japonlar olmak üzere binada çalışanların çoğu 08.00'de işbaşı yapmıştı, olay 08.45'te oldu ama Türklerin çoğu hâlâ bina dışındaydı. Binadaki Türk fotoğrafçının 40 çalışanının 36'sı işe henüz gelmemişti.
İleriyi gördüler: Kurtulan bir Türk kızı anlatıyor: Binadan çıkınca hemen uzaklaştım. Çünkü depremde binalar sallantıdan 15-20 dakika sonra çökmüştü. ABD'lilerse binanın önünde telefonla 'Kurtuldum' diye müjde veriyorlardı. Kuleler çökerken sanırım altında kaldılar.
(Dış Haberler)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #73 : Ekim 11, 2007, 06:11:07 ÖS » |
|
Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek:
- Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım... Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?
Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:
- Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!!!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
çözümcü
|
 |
« Yanıtla #74 : Ekim 11, 2007, 06:13:33 ÖS » |
|
Kadının Günlüğü
Bugün üç yıl bitti. Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum.
Tanrım, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek, cazibeli, yakışıklı, anlayışlı, sevecen, her şey var.
Bugün Cumartesi,bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin. En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum. Pişti, demleniyor. Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim. Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız..
Eve geldi sonunda. Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki. Aman Tanrım, yoksa? Tüm cilvelerime rağmen, bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne yaptığını sordum, ağzında birşeyler Geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın, hala uzak, hala kabuğuna çekilmiş.
Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor.Benden genç mi acaba? İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?
Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım "neyin var?" diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu, uzaklık dolu.. "Yok birşeyim" diye geçiştirdi.
O gürül gürül yanan aşkın bu kadar çabuk biteceğine inanamıyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu. Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile. Belki de kilo alıyorum.
Çok mu vır vır yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak uçları soğuk... Stepe başlasam?
Çocuk istesem? Yalan, yalan, yalan. Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar.
Bitti...Bittti...Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.
Erkeğin Günlüğü
Offff be, Fenerbahçe yine yenildi. Ama, kuru fasulye güzeldi...
NOT:İnternetten alıntıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|