Öğretmenler Forumu
Ekim 12, 2008, 12:57:29 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: MESNEVİLER  (Okunma Sayısı 2989 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
gazel
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 117


AŞK insan kalbine düşen cemredir


Üyelik Bilgileri WWW
« : Kasım 21, 2007, 08:06:15 ÖS »

                                    ŞEM' Ü PERVANE
   Pervaneler şahı şah-pervane şem adlı sevgilinin methini işitir. Diğer pervaneleri(gece kelebeği) şem'in(mum)hakkında bilgi edinmeleri için şem'in bulunduğu yere gönderir. ilk pervane gider ancak Şem'in sarayı öylesine kalabalıktır ki bir türlü onu göremez orda bulunanlardan Şem'i sorar.Ordakiler Şem'i tarif ederler pervane anlatılan o alev saçlı, ruşen sevgiliye aşık olur ve gelip neler duyduğunu şah pervaneye anlatır şah: senin sevgin "ilme'l yakin" dir der yani bilgi ile yakın, bilgisiyle seven.
   pervaneler şahı ikinci pervaneyi de aynı görevle gönderir.Şem'in sarayına giden pervane zorlukla kalabalığı yarar ve şem'in alev saçlarını görür. görür görmez aşık olur.Daha da yaklaşır onun etrafı aydınlatmanın yanında verdiği sıcaklığı da hisseder. kendinden geçmiş bir halde gelip gördüklerini şaha anlatır.Şah: senin sevgin "ayn'el yakin" dir yani görerek kalp gözüyle olan aşk.
  Şah son bir pervane daha gönderir. Bu pervane duyduklarından hissettiklerinden dolayı şem'e aşıktır bin bir türlü eziyetle Şem'in yerine ulaşır önce onun için söylenenleri dinler sonra onu görmeye mazhar olur ona öylesine tutulur ki gözü hiç bir şey görmez tek isteği şem' ile vuslattır yaklaır aşkına onun aleviyle gözleri kamaşır artık o parlaklıktan bir şey göremez.bu nur-ı siyah mertebesidir. ardından tüm vücudu ısınır aşk ateşiyle vücudundan dumanlar yükselir ama aşka dalmıştır bir kere "canlar canını bulmuştur" tabi ki canını feda edecektir ve pervane son bir acı gayretretle çırpınır şem'e  visal olur ve o da bir alev olur.
   şah pervanenin dönmediğini görünce hakikati anlar ve işte o "hakk'el yakindir" der Şem i sadece son giden bilmiştir ancak o da anlatmak için geri dönememiştir. şem'i bilmek için yanmak gerekir...
Logged
gazel
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 117


AŞK insan kalbine düşen cemredir


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : Kasım 21, 2007, 08:29:49 ÖS »

                                            VAMIK U AZRA
    Bir çokdefa evlenmesine karşı çocuğu olmayan Çin hakanı Talmus, özel ressamı Beşirin seyahatleri esnasında görerek yaptığı resimlerinden Turan şahının kızını beğenir ve onu eş olarak alır.Allah onlara bir erkek çocuk verir.Adını Vamık koyarlar. Vamık'ın olağanüstü güzelliği bütün dünyaca duyulur. bu güzellik Gazne padişahının kızı Azra'nın da kulağına gider.Azra'nın güzelliği de dillere destandır. Azra daha görmeden Vamık'a aşık olur. Azra'nın dadısı onun resimlerini kervan yoluyla Vamık'a göndererek Vamık'ın da Azra'yı sevmesini sağlar. Vamık sevgilisine kavuşmak için sırdaşı Behmen'le yola çıkar. bir çok tehlikeer atlatır. macera ve mücadeleyle dolu bu zorlu yolculukta kimi zaman yener, yenilir ve yaralanır. sultan Erdşir'in kızı Dilpezir onlara çok kez yardım eder. Dilpezir Behmen'e aşık olmuştur. Behmen Tur'a esir olunca Dilpezir Vamık'ı kala-i Dilgüşaya götürür. Oradan Lahican veFeri adlı cin ve dev sultanları tarafından kaf dağına kaçırılır.
Logged
gazel
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 117


AŞK insan kalbine düşen cemredir


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #2 : Kasım 21, 2007, 08:43:39 ÖS »

bu arada Azra'da Vamık'ı aramaya çıkmıştır. yolda Dilpezir ile karşılaşırlar. bir ra Vamık Azra ve Dilpezir'e kavuşursa da Dilpezir Behmen'i ister. ve yeni maceralar onlarıbirbirinden ayırır.Azra resminden kendisine aşık olan Tus padişahı Mizban'ın eline düşer. Azracı çemekte kimseyle konuşmamaktadır. bu sırada Vamık ateşperest hintlilerce yakalanıp ateşe atılır ama yanmaz. Azra ise Mizban'ın elinden kaçıp zencilere tutsak olur. sonunda Azra zencilerden Vamıkda ateşperstlerden kurtlup Tus şehrinde birbirlerin bulurlar. sonra burada Lahican ile Feri Behmen ile de Dilpzer bibirlerine kavuşurTus şahı Mizban ,Hüma adlı güzel bir kız ile onun ihtiyar tabibi de Duye ile nikahlanır. Mizban ziyafetler verir ve eğleceler düzenler hep beraber nice mutlu yıllar geçirirler . Sonunda Azra ve Vamık ülkelerine dönerler

                                                                   İSKENDER PALA(Ansiklopedik divan şiiri sözlüğü)
Logged
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Kasım 21, 2007, 09:00:14 ÖS »


Mesnevi özellikle Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan divan edebiyatı şiir biçimidir.

Arapça’da "müzdevice" denilen mesnevi türü ilk olarak 10. yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatına girişi 11’inci yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar. Kutadgu Bilig mesnevî nazım biçimiyle kaleme alınmış hacimli bir siyasetnâme örneğidir.

Her beytinin kendi arasında kafiyelenmesi hem yazma kolaylığı sağlar hem de daha uzun metinlerin bu şekle uygun olarak kaleme alınmasına imkân tanır. Diğer nazım şekillerindeki kafiye bulma zorluğu şairleri uzun metinlerde bu şekli kullanmaya teşvik etmiştir. Bu nedenle uzun aşk öykülerinde, destanlarda mesnevi kullanılmıştır. Mesnevi bir eser başlıca tevhid, münacat, na’t, miraciye bölümlerinden oluşur.

Mesneviler aşk mesnevileri , dinî-tasavvufi mesneviler , ahlaksal ve öğretici mesneviler , savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler, bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrılabilir.

Divan şiirinde, her beytinin dizeleri kendi arasında uyaklı, aruzun genellikle kısa kalıplarıyla yazılan nazım biçimine ve bu biçimde yazılmış yapıtlara mesnevi denir. Mesneviler konularına göre üçe ayrılır: Destansı nitelikteki mesneviler (Firdevsi'nin Şehname'si) ; öğretici nitelikteki mesneviler ( Nabi'nin Hayriye'si ) ; din ve tasavvufla ilgili mesneviler ( Mevlana'nın Mesnevi'si, Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'u, Şeyh Galip'in Hüsn'ü Aşk'ı ) . Ayrıca, padişahların savaşlarını anlatan manzum yapıtlar ( gazavatnameler ) , kentleri ve kentlerdeki güzelleri anlatan yapıtlar ( şehrengizler ) , bazı yergi türündeki yapıtlar, mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Mesnevi İran edebiyatında ortaya çıkmış (İran edebiyatında Genceli Nizami ve Cami bu türün başlıca adlarıdır) . Genceli Nizami'nin beş mesnevisinden oluşan Hamse'si, sonradan Divan edebiyatı ozanları tarafından da örnek olarak alınmıştır. Türk edebiyatında ilk mesnevi Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adlı yapıtıdır. Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur.

Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı *****, Nev’i-zâde Atâi’dir.

Belli bir konuyu işleyen, bağımsız bir kitap olarak yazılmış mesnevilerin plânları, genellikle birbirine benzer. Bu genel plânda üç bölüm vardır
A. Giriş bölümü
B. Konunun işlendiği bölüm
C: Bitiş bölümü
A. Giriş Bölümü
1. Besmele İslâmî geleneğe uygun olarak, mesneviler de "besmele" ile başlar.
2. Tevhîd Tevhîdin sözlük anlamı "bir kılma, bir sayma, Tanrı''nın birliğine inanma..."dır. Edebiyat terimi olarak ise "Tanrı''nın varlığını ve birliğini dile getiren manzume" anlamında kullanılır.
3. Münâcât Tanrı''ya yakarış anlamındaki bu başlık altında şairler, kulun güçsüzlüğünü, her konuda Tanrı''nın yardımına muhtaç olduğunu ifade ederler
4. Na''t Hz. Muhammed için yazılan övgüdür
5. Mi''râc Şairler, mesnevilerde bu başlık altında mi''râc olayım anlatarak Hz. Muhammed''i yüceltirler.
6. Mu''cizât "Mu''cize" kelimesini çoğulu olan mu''cizât peygamberler söz konusu olunca, onların gösterdikleri olağanüstü haller, peygamberliklerini kanıtlayan "mu''cize''ler anlamına gelir.
7. Medh-i Çehâr-yâr Hz. Muhammed''in dört yakını, dört dostu, dört halifesi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali için övgü.
8. Padişah için övgü Hemen hemen bütün mesnevilerin "giriş bölümü"nde bulunan bu başlıkta, şair hükümdara bağlılığını dile getirerek, eserinin kabul edilmesini diler
9. Devlet büyüğüne övgü Mesnevilerin "giriş bölümleri"nde, şairler padişahtan sonra sadrazam, vezir, şeyhülislâm, kazasker... gibi devlet büyüklerinden birine de övgü koyabilirler.
10. Sebeb-i te''lîf Bu başlık altında şair eserini niçin yazdığını, onu bu eseri yazmuya yönelten sebebi açıklar.
B. Konunun İşlendiği Bölüm
mesnevinin ana bölümüdür. mesnevileri yazılış amaçlarına göre dört gruba ayırarak, her grubun elde bulunan örneklerinden bazılarını notlarda gösteriyoruz:
1. Grup
Okuyucuya bilgi vermek, onu eğitmek amacı güden mesnevîler.
a. Dinî mesnevîler
b. Tasavvufî mesneviler
c. Ahlâkî mesneviler
d. Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda bilgi veren mesneviler
2. Grup
Okuyucunun kahramanlık duygusuna hitap eden, konusunu menkabelerden ya da tarihten alan mesneviler.
a. Konusunu menkıbelerden alanlar:
b. Konusunu tarihten alan mesneviler
3. Grup Sanat yönü ön plânda olan, okuyucunun edebî zevkine bitap eden, ana
çizgisi aşk ve macera olan mesneviler.
4. Grup Şairlerin gördükleri, yaşadıkları olayları anlatan, toplum hayatından kesitler veren; kişileri, meslekleri, düğünleri ve belli yöreleri tasvir eden mesneviler.
‘’C. Bitiş bölümü’’
1.Tanrı''ya "hamd ü sena" ve dua; Tanrı''ya şükredebilirler
2. Sultana övgü ve saltanatının devamı için dua; Şair bu noktalan da ayn bir başlık altında dile getirebilir.
3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle övünmesi; Mesnevisini bitiren şair, eseriyle övünür. Bu alanda kendisiyle yarışabileceklere meydan okur.
4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserlerini anma; Şairler İran ve Türk edebiyatlannda, mesnevi alanında üstad kabul edilmiş "hamse" sahiplerini işleyenleri anar.
5. Şairin eserine verdiği ad; Kimi mesnevilerde şairler eserlerine verdikleri adı bildirirler
6. Hasetçilere, acemi ve dikkatsiz okuyanlara yergi; Şair eserini bitirirken onu, kıskananların şerrinden koruması; harflerin yazımını birbirine karıştıran okuyucuların eline düşürmemesi için Tanrı''ya yakarır.
7. Mesnevinin beyit sayısı; Bütün mesnevilerde bulunmamakla birlikte, bazı şairler eserlerinin kaç beyit olduğunu bildirirler.
8. Mesnevî''nin yazılışıyla ilgili tarihler; Mesnevi biterken şair, eserin bitiş tarihini değişik yollarla verir.
9. Okuyucudan hayır dua isteme; Mesneviler sona ererken şair, okuyucudan "hayır dua" beklediğini,ruhu için "fatiha" okunmasını diler.
10. Mesnevinin vezni. Genellikle dinî ve tasavvufî konulu mesnevilerde şair son beyitlerden birinde eserin veznini verebilir



Leyla ile Mecnun


Leyla ile Mecnun'un aşkları bir Arap efsanesine dayanmaktadır. Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli (Leyla) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk hikayesini anlatılmaktadır.

Söylentiye göre Kays ile Leyla kardeş çocuklarıdır. Küçük yaşta birbirlerini severler . Kays'ın Leyla için söylediği şiirler dillerde dolaşır. Leyla'nın babası ,adını dillere düşürdüğü için kızının Kays'la evlenmesini önler. Leyla başka biriyle evlendirilir. Kays çöllere düşer. Mecnun deli diye anılmaya başlar. Ayrılık acısına dayanamayan Leyla kederinden ölür. Mecnun bunu duyunca onun mezarının başına koşar ve o da orada can verir.

Bu efsane Arap edebiyatında X. yüzyılda çok yaygın bir hale gelmiş, Mecnun'a ait olduğu söylenen şiirlerin arasına nesirler de eklenerek hikaye haline getirilmiştir. Bu konu daha sonra Fars ve Türk edebiyatlarında da işlenmiştir. Bunların arasında en ünlüsü Fuzuli'nin 1535'te yazdığı Leyla vü Mecnun adlı mesnevisidir.


Hüsrev ü Şirin



Hüsrev ü Şirin, İkinci Murat'ın ricası üzerine, onun adına Şeyhî tarafından kaleme alınmış bir mesnevi.

6400 beyitten oluşan Hüsrev ü Şirin'de Sasani hükümdarlarından Hürmüz'ün oğlu Hüsrev-i Perviz, bir prenses olan Şirin ve Ferhat arasında geçen olayları konu edinmiştir. Dram ve aşk temalıdır. Bazı tarihçilere göre eserin kaynağı gerçek bir olaya dayanmaktadır.

Hüsrev ü Şirin ilk kez (Genceli) Nizamî (1140-1203) tarafından kaleme alınmış, daha sonraları eserin konusu farklı şairler tarafından tekrar tekrar işlenmiştir. Şeyhi de bu önemli eserinin yaklaşık 2000 beytten oluşan baş kısmını Nizamî'den değiştirerek tercüme etmiş, kalan bölümünü ise kendisi yazmıştır. Fakat Şeyhi bu eserini bitiremeden vefat etmiştir.

Bu ünlü tema, çoğu zaman aynı isimle bazen de Ferhad ü Şirin ismiyle birçok ünlü edebiyatçı tarafından tekrar kaleme alınmıştır. Fakat bu versiyonların içinde en çok yer eden ve ünlenen Şeyhî'ninkidir.


Hüsn ü Aşk

Hüsn ü Aşk ( Güzellik ve Aşk ) adlı mesnevi Şeyh Galip'in (1757-1799 ) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınmıştır.

Kendisi bu eseri, 1782'de girdiği bir iddia üzerine 6 ayda yazmıştır. Son dönem divan edebiyatının en güzel örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak edebiyat ve spiritualizm açısından çok önemli bir eserdir. Eserin kahramanları güzellik (hüsn) ve güzelliğe yönelişin sonucu olan aşk'tır. Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulmaktayız, kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) ile kaleme alınmış olan bu büyük eser, doğu edebiyatının zirvelerinden birisi olmuş ve birçok dile çevrilmiştir, bugün hâlâ yeni baskıları yapılmaktadır.



Harname


Harnâme; Ünlü divan edebiyatçısı Şeyhi tarafından kaleme alınmış mesnevi.

Aynı zamanda bir hekim olan Şeyhi Sultan Çelebi Mehmed'i tedavi edince, Çelebi Mehmed ona bir köy (Tokuzlu Köyü) hediye etmiştir. Köye doğru yola koyulan Şeyhi, yolda eşkiyalar tarafından soyulmuş ve dövülmüştür. Bunun üzerine Harnâme'yi kaleme alır. Eser toplumun kötü yönlerini hicvetmektedir. Fakat bunu mizahi bir üslub ile yapmıştır.

Eser 126 beyitten oluşmaktadır. Divan edebiyatında hiciv eserlerinin ilk önemli örneklerindendir
Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
umut
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 223


TDE


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Kasım 21, 2007, 09:09:47 ÖS »

Paylaşım için teşekkürler. İlgiyle takip ediyorum yazılarınızı.
Logged

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 337



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Kasım 21, 2007, 10:28:12 ÖS »

gazel hocam harikasın, senden bunlar beklenir artık demi  Wink

Hocalarıma katkılarından dolayı teşekkürler...
Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Kasım 21, 2007, 11:16:58 ÖS »

LEYLÂ ile MECNÛN


Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur.
Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır.
Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen
bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir.
Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.
Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner,
başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun
(deli, çılgın) oldu diye Leyla' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur.
Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve
mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz.
Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür.
Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn,
kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.
Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.

Bir zaman sonra âilesi, Leylâ' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir.
Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de
mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür.
Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir.
Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır.
Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.

Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.
Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn' u çölde aramaya başlar.
Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ'nın
maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.
Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer.
Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir.
Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."

Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında,
Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür.
Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:
"Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri,
aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."
Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Kasım 21, 2007, 11:25:49 ÖS »

Leyla ve Mecnun Mesnevisi ( GENEL BİLGİ )                       
      Leyla ve Mecnun öyküsü Arap, Fars, Urdu ve Türk edebiyatlarında pek çok sanatçı tarafından mesnevilerine konu olarak ele alınmıştır.
      Leyla ve Mecnun’un kökeni eski Arap halk öykülerine dayanmaktadır. Öykünün ilk doğuşu ile ilgili çeşitli görüşler vardır. Bunlardan birisine göre Mecnun 689 yılında öldüğü ve adının Kays bin Mülevvah el-Âmiri olduğu kabul edilen bir şaire bağlanmaktadır. Leyla ise bir rivayete göre aynı kabileye mensup birisi ve bir başka rivayete göre Mecnun’un amcasının kızı olan Leyla binti Mehdi el-Âmiriyye’dir. Başka bir görüşte ise Leyla ve Mecnun mesnevisinin amcasının kızına âşık olup da bunu açıklamak istemeyen Emevi ailesine mensup olan bir genç tarafından söylenilmiş şiir ve öykülerin biraraya getirilmesi ile oluştuğu iddia edilmektedir.
      Leyla ve Mecnun öyküsünün kökeni konusunda en ilginç görüş ise eski uygarlıklardan birisi olan Asur devleti(Yıkılışı: M.Ö. 612) zamanında doğduğunun  varsayılmasıdır.
      Leyla ve Mecnun’un, mesnevi nazım biçiminin özelliklerine uygun olarak düzenlenmesini İran edebiyatında Nizami-i Gencevi(Ö. 1204) gerçekleştirmiştir.
      İran edebiyatında eserlerinin nüshası şu anda elde bulunan yirmi ayrı şair Leyla ve Mecnun mesnevisini kaleme almıştır. Ayrıca İran edebiyatında Leyla ve Mecnun mesnevisi yazdığı bilinen ama eserlerinin nüshasına henüz tesadüf edilmeyen yirmi üç ayrı şair daha vardır. Urdu edebiyatında sekiz ayrı şairin Leyla ve Mecnun adlı eseri olduğu bilinmektedir. Türk edebiyatında ise on üç ayrı şairin Leyla ve Mecnun adlı eseri bulunmaktadır. Ayrıca yirmi iki ayrı şairin Leyla ve Mecnun mesnevisi yazdığı bilinmekte ise de eserlerinin nüshalarına henüz tesadüf edilmemiştir.
    Leyla ve Mecnun mesnevisi niçin bu kadar şair tarafından yeniden yazılma gereği duyulmuştur? Kuşkusuz Divan edebiyatında bu durum sadece Leyla ve Mecnun mesnevisi için geçerli değildir. Diğer mesneviler de aynı biçimde ayrı şairler tarafından yeniden yazılmıştır. Divan şiirinde bu geleneğe nazire adı verilmektedir. Batı uluslarının edebiyatlarının klasik dönemlerinde olduğu gibi Doğu uluslarının İslam dini etkisi altındaki edebiyatlarında büyük bir sanatçının işlediği bir konunun bir başka sanatçı tarafından yeniden yazılması yaygın bir gelenektir. Sanatçı konunun özünü koruyarak ayrıntılarda yaptığı birtakım değişikliklerle ve dili kullanmakta gösterdiği hünerle özgünlüğü yakalamaya çalışmaktadır. Bu geleneğin her zaman değişikliği ve yeniliği arayan çağdaş insan için sıkıcı bir anlama geldiği açıktır. Ama ilgili dönemlerin edebiyatlarında bu bir sanat ilkesiydi ve herkes de bu durumu doğal karşılamaktaydı. Sanatçının sanatını ancak usta bir sanatçının eserine nazire yazmakla geliştirebileceğine inanılırdı. Nazirenin değeri de usta sanatçının eseriyle karşılaştırmak yoluyla anlaşılırdı.
     Leyla ve Mecnun mesnevisinin(ayrıca bütün diğer mesnevilerin ve nazire olan tüm eserlerin) niçin bu kadar çok sanatçı tarafından yeniden yazılma gereği duyulduğu sorusunu bu çalışmamızın sonucundan çıkarılabilecek bir değerlendirmeyle de yanıtlayabiliriz. Fuzuli, Leyla ve Mecnun mesnevisinde kendi öz yaşamını ve iç dünyasını anlatmaktadır. Derindeki metinde çocukluğunu, En üstteki metinde ise gençlik veya olgunluk yıllarını konu almaktadır. Bu eserde Yüzeydeki metin her ne kadar Leyla ve Mecnun’un aşklarını konu alsa da Derindeki metinde ve En üstteki metinde şairin öz yaşamı ve iç dünyası işlenmektedir. Eseri inceleme yöntemimiz olan metin kırılması çalışmamız boyunca görüleceği üzere çoğu kez Yüzeydeki metindeki olay ve olgulardaki ayrıntılarda gerçekleşmektedir. Eserde nazire olarak yazılan esere göre farklı veya özgün bir  biçimde yer alan bir sözcük veya sözcük gurubu bazen Derindeki metini veya En üstteki metini ortaya çıkarabilmektedir. Bu açıdan bunca sanatçılar eserlerini her ne kadar Leyla ve Mecnun adıyla yazsa da şairlerin bu eserlerinin Yüzeydeki metinlerinde yaptıkları en ufak özgün  bir ayrıntı veya bir küçük değişiklik Derindeki metin ile En üstteki metinin konularını değiştirmeye veya farklı bir yolda  biçimlendirmeye yeterli olabilmektedir. Her şairin yaşam öyküsü ve iç dünyası  birbirinden farklı olduğuna göre bunun Yüzeydeki metine yansıması ayrıntılardaki özgünlük ve alt konularda küçük değişiklik biçiminde olmaktadır. Nazire geleneği içerisinde usta bir şairin eserine karşılık olarak yazılan Leyla ve Mecnun mesnevisinin bu ayrıntılarındaki özgünlüğü ve alt konularındaki küçük bir değişikliği ile sanatçı kaynağını öz yaşamından ve iç dünyasından alan sanatının kudretini ve  büyüsünü sunmak istemektedir.
      Fuzuli Leyla ve Mecnun mesnevisini Nizami-i Gencevi’nin Leyla ve Mecnun mesnevisine nazire olarak yazmıştır.
      Eser, yazıldığı tarihten bu çalışmamıza değin hep Yüzeydeki metini ile değerlendirildi. Eser hakkında bu yönüyle pek çok araştırma, inceleme ve eleştiri yapıldı.
      Leyla ve Mecnun, bir aşk öyküsüdür. İki sevgilinin birbirlerine olan sevgileri Mecnun’un ilahi aşka ulaşmasıyla farklı bir boyut kazanır.
Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Kasım 21, 2007, 11:29:53 ÖS »

Birisi Mecnûn'a dedi ki:
"-Ey yolcu, akıllı, irfanlı Mecnûn! Ne oldu ki, artık Leylâ'nın obasına gitmiyorsun? Yoksa başından Leylâ'nın aşkı uçtu mu, hayalin değişti mi, Leylâ'ya meylin kalmadı mı?"
Zavallı Mecnûn bu sözleri işitince içli içli ağladı:
"-Efendi, benden elini çek bana ilişme!" dedi. "Benim gönlüm zaten dertlidir, yaralıdır. Sen de yarama tuz ekme. Ayrılığa katlanmak aşkın azlığına, gönül geçmesine delâlet etmez. Ayrılıkların çokları zarurî olur."
Adam, bu defa:
"-Ey sefâlı, güzel huylu Mecnûn! Ben Leylâ'nın kabilesine gidiyorum. Leylâ'ya söyleyecek bir sözün varsa söyle, ulaştırayım." dedi.
O zaman Mecnûn:
"-Sakın, Leylâ'nın yanında benim adımı anma!" dedi. "Çünkü onun bulunduğu yerde benim adımın anılması mânâsızdır. Ben onun varlığıyla varım; ayrıca varlığım yoktur."
***
Bağlarda, bahçelerde, dağlarda geceleyin bir böceğin çıra gibi parladığını görürsün. Birisi ona:
"-Ey gece parlayan böcek!" dedi, "Niçin gündüz çıkmıyorsun, saklanıyorsun?"
Yer mahlûkatından olan ateş böceği, bu suâle ne ârifâne cevap verdi:
"-Ben gece gündüz sahrâdayım, meydandayım. Bir yere saklanmıyorum. Fakat güneşin ziyâsı yanında görünmez oluyorum."
Hakiki âşıklar cânân sevdâsıyla candan; dost yâdıyla cihândan vazgeçmişlerdir.
Mecnûn, uyuduğu zaman hep onun hayaliyle uğraşıyor. Onun ayağına öyle samimiyetle baş koyuyor ki, dünyada ancak onu görüyor. Koca cihan gözüne girmiyor. Cihâna varlık vermiyor. Ondan başkasıyla görüşmez oluyor. Çünkü gönlünde yalnız o bulunduğu için, başkasına yer kalmıyor. Gözü açık iken, gözünde yer tutuyor; gözünü kapasa mekânı gönlü oluyor.
Eğer sevdiği, canını isteyecek olsa, canını dudağına getirerek:
"-Buyur!" diyor. Eğer kılıçla başını kesmek istese, kes diye başını uzatıyor.
Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Kasım 21, 2007, 11:30:22 ÖS »

MECNUN -2-
Ahmaklar Macnun’a dediler ki:
- Leyla pek o kadar ahım şahım güzel biri değil. Bu şehirde nice güzeller var ki; Leyla onların ellerine su bile dökemez. Ay yüzlü binlerce kız varken, niçin ömrünü şöyle biri için heder ediyorsun? Gel vaz geç, bunların içinden bir- ikisini seç sana alalım onları. Dertlerinden kurtulursun böylece!..
Mecnun dedi ki:
- Sûret testidir, güzellik ise şarap... Allah, bana O’nun sûretinden şarap içirmektedir. Halbuki; onun testisinden size sirke verdi de, perdeledi. Allah, bir testiden hem zehir verir, hem de bal. Onu; buna veren de Allah’tır, bunu; şuna veren de... Testiyi görürsün ama, şarap doğru olmayan göze görünmez, ancak ehli olan görebilir... Zehir yılana gıdadır da, başkasına derttir, ölümdür!.. Her nimetin, her mihnetin sureti bana cennettir ama, ona cehennemdir!... Şu halde; gördüğümüz her şeyde,hem gıda vardır, hem zehir. Fakat her göz bunu göremez. Bak şimdi, açın kulaklarınızı da iyi dinleyin: Yusuf’un sureti güzel bir kadehti. Babası o kadehten neş’e şarapları içerken, kardeşleri zehir içtiler de kinleri arttı. Zeliha!... şekerler yedi, aşktan sarhoş oldu .. Kadeh aynı kadeh!.. Kimine neş’e, kimine kin, kimine de aşk sundu.

Testi bu boyuttur, zahir alemidir... Şarap, gayb alemi.
Ey zatı gizli, ihsanı duyulur Allah’ım!... Sen su gibisin, biz değirmen taşına benzeriz, Değirmen taşının ıstıraplarla dönüşü, suyun varlığının tanığıdır.
Sen yel gibisin, biz toz gibi... Yeli gizlersin de tozu meydandadır.
Hani dağdaki çoban vardı ya!...
- Ya Rabbim!... Seni arayan çobana gel!... Gel de gömleğindeki bitleri ayıklayayım, kırayım. Çarığını dikeyim, eteğini öpeyim ... diyordu ya !.. Kimse aşk ve muhabbette ona eş olamazdı , fakat; Allah’ı tesbih etmeyi, O’na söz söylemeyi bilmiyordu. Aşkı gökyüzüne çadır kurmuştu da, köpeğe benzeyen can; o çobanın çadırı önünde bir köpek kesilmişti. Allah aşkının denizi coşunca; onun gönlüne vurur, senin de kulağına!...

Mesnevi:5.Cilt- Sayfa:269-.....-272

Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
ikadir019
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 264



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Kasım 21, 2007, 11:30:52 ÖS »

MECNUN -3-
Mecnun ; bir köpeğin etrafında dönüp dolaşıyor, onu öpüyor, okşuyor,ululayıp , ağırlıyor, saf şekerden şerbetler içiriyordu. Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokmayı adet edinen biri yanına gelerek dedi ki:

- A ham Mecnun!.. Şu yapmakta olduğun şey delilik ve sersemlikten ibarettir. Köpeğin ağzı daima pis şeyleri yer. Ardını bile diliyle temizler.
Köpeğin ayıplarını bir hayli saydı, döktü. Zaten ayıp gören ; gayb âleminin kokusunu bile alamaz!...

Mecnun dedi ki:

- Sen baştan başa sûretten, cisimden ibaretsin. Gel, bir de benim gözümle bak!..Bu köpek , bence Hakk’ın çözülmez bir tılsımıdır. Bu köpek; Leylâ’nın mahallesinin bekçisidir. Himmetine bak,gönlüne, canına, irfanına dikkat et ki neresini seçmiş, neresini yurt edinmiş?.. O benim mağaramın yüzü kutlu köpeği, hatta o benim derttaşım , gamdaşım!... Onun mahallesinde yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile ulu aslanlardan yeğdir. Ey köpeklerine aslanların köle olduğu sevgili; anlatmaya imkan yok ki!... Sus vesselam!.

Dostlar : Sûretten geçerseniz , her yer sizin için cennettir ;gül bahçesi içinde, gül bahçesidir. Sûretini kırdın, yaktın mı ; her şeyin sûretini kırmayı öğrendin demektir!..O zaman her sûreti kırar, Haydar gibi, Hayber’in kapısını çeker, koparırsın!...

Mesnevi:3. Cilt - Sayfa:45-46
Logged

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
gazel
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 117


AŞK insan kalbine düşen cemredir


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #11 : Kasım 21, 2007, 11:41:17 ÖS »

ikadir hocam çok çok teşekkürler sizin kadar hızlı olamıyorum demek istediklrimi en güzel şekilde belirtiyorsunuz desteğinizi bekliyorum ayrıca gül hocam güzel yorumlarınız benim için çok değerli biliyorsunuz. sevgiyle kalınız.
Logged
industrious
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 28


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Haziran 14, 2008, 02:25:15 ÖS »

HOCAM GAYET GÜZEL BİR PAYLAŞIM SİTESİ BURASI
SAYENİZDE ÇOK GÜZEL ŞEYLER ÖĞRENDİK
TESKKUR U BİR BORC BİLİRİZ
SAGOLUN HOCAM
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38