|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #15 : Kasım 01, 2007, 12:58:44 ÖS » |
|
KİM OLABİLİR?
Necip Fazıl’a : -Fransa’da yayımlanan bir ansiklopediye Türkiye’den sadece iki şair almışlar,dediklerinde,üstad sormuş: -İkincisi kim?
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #16 : Kasım 01, 2007, 01:02:32 ÖS » |
|
SUSTURUCU TEDAVİ
Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Mehmed Akif’i küçük düşürmeye çalışıp: -"Afedersiniz, demiş, Siz baytar mısınız?" Mehmed Akif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş: -Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
sevil ısık
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« Yanıtla #17 : Kasım 01, 2007, 01:47:13 ÖS » |
|
KAYBEDİLENLER
Bir gün insan virgülü kaybetti.
O zaman cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı.Cümleleri basitleşince düşünceleride basitleşti.
Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti.
Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.Artıkne bir şeye kızıyor nede bir şeye seviniyordu.
Bir süre sonra soru işaretini kaybetti.
Artık soru sormaz oldu.Hiçbir şey ama hiçbirşey onu ilgilendirmiyordu.Ne kainat ne dünya ne de kendisi umrundaydı.
Bir kaç sens sonra iki nokta işaretini kaybetti.
Artık davranış sebeblerini başkalarına açıklamakta vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmiştı.Kendisine ait bir tek düşünce bile yoktu.Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
SON NOKTAYA GELDİĞİNDE DÜŞÜNMEYİ, OKUMAYI UNUTMUŞVAZİYETTEYDİ.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
rzgrbz
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 5
|
 |
« Yanıtla #18 : Kasım 04, 2007, 01:12:54 ÖÖ » |
|
BİLİNDİĞİ GİBİ AKİF MERHUM SAKALLIYDI. ZIT FİKİRLİ BİR KİŞİ AKİF'E - SAKAL BIRAKINCA MAYMUNA DÖNMÜŞSÜN. DEMİŞ MEHMET AKİF DE BAŞKA YÖNE DÖNMÜŞ
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #19 : Kasım 06, 2007, 12:37:47 ÖS » |
|
Kargaymış Meğer
Allanmış, pullanmış şişe içinde, Şarap sandığımız, sirkeymiş meğer. Şiir bulutuna binip, uçan da, Şahin sandığımız, kargaymış meğer. . Şiiri başında nöbet tutarken, Desteksiz, kösteksiz bol bol atarken, Bülbüle özenip, caka satarken, Çınar sandığımız, kargıymış meğer. . Boyundan yukarda boştur mahali, Duymadı ikazı, bilmedi hali, Geveze kaleme güldü ahali, Gerçek sandığımız, kurguymuş meğer. . Hastaneye gitse, hekimler şaşar, Her branştan biri peşinden koşar. Hayal hareminde dengesiz yaşar, Övgü sandığımız, yergiymiş meğer. . Çok geç kalmış akıl, dağıtılırken, Nerede saklanmış, herkes alırken? Kendi kafesinde saygı bulurken, Şahin sandığımız, kargaymış meğer, Yediği samanla, arpaymış meğer...
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #20 : Kasım 06, 2007, 12:39:41 ÖS » |
|
ERBAB-I CEHALET
Erbab-ı cehalet ordu misali Varır bir hışm ile fünûn üstüne Kalem ne durursun neşret bu hali Balçık çekenler var günün üstüne
Devr-i zamanede bak n’oldu işler Ayaktan dönmedir şimdiki başlar Cahil fırsat buldu kâmili taşlar Bilmem ne diyeyim bunun üstüne
Kurnazlar kazancı haramda gördü Dümenler çevirdi vurgunlar vurdu Servetler kazandı varlığa erdi Siyaset yapanlar dinin üstüne
Yeni yetmelerin aklı çalındı Karanlık ışığa üstün kılındı Sırtı eğri deve doğru bilindi Çıkacak kalmadı onun üstüne
MİSKİNİ’yim kime yazsam arzuhal Özlediğim günler hep oldu hayal Zindana çevrildi nurlu istikbal Gelindi akıbet sonun üstüne
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #21 : Kasım 06, 2007, 12:40:40 ÖS » |
|
NE DERSİN
Âlemde gönlünü eyleyen insan Kantarlar yükünü tartar mı dersin Bir kişi de varsa edeple erkân Hayâ perdesini yırtar mı dersin
Çaldın çırptın yedin günah işledin Meyhanede kerhanede kışladın Sonra dönüp beş vakide başladın Namaz günahını örter mi dersin
Yarın da olursun haccın talibi El pençe divanda hürmet sahibi Hiç eksilmez ezanların takibi Burnun biraz yere sürter mi dersin
İkiyüzlülüğü bire çevirdin Secde için anlın yere çevirdin Sakal koydun kendin pire çevirdin Ecel yüreğini çırtar mı dersin
Sadık Miskini der işe bak işe Sonunda benzedin tövbe etmişe Yaşın ilerleyip vardı yetmişe Gün geçtikçe korkun artar mı dersin
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #22 : Kasım 06, 2007, 12:49:40 ÖS » |
|
ACIRIM
Rezilliğin damında Sızanlara acırım Hayatın son deminde Azanlara acırım
Haddini aşanlarla Kabrini eşenlerle Tuzağa düşenlerle Gezenlere acırım
Meramını gizleyip Gözlük altı gözleyip fitne, fücûr özleyip Tozanlara acırım
Mertlikten atıp tutan Konuşurken uyutan Oltadayken yem atan Sazanlara acırım
Utanmayıp yaşından Dost görünüp dışından Davet edip… Peşinden Süzenlere acırım
Gülünürken, gülenle Kıbleyi ters bilenle Yoldaş olup yılanla Gezenlere acırım
Taş taşısa tekkeye Bin kez gitse Mekke’ye Kaypaklığı, takkeye Çizenlere acırım
Ağabey olamayan Tarafsız kalamayan Hakkı’ysa bulamayan Ozanlara acırım..
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #23 : Kasım 06, 2007, 12:50:44 ÖS » |
|
Dişi Donkişot/lar/a
Eteğini yelken yapıp hızlanan; Senin Donkişot’tan farkın nerede! “Yaşa-varol” sözleriyle hazlanan; Avânen nerede, erkin nerede!
“Maskem yok” diyorsan soyun görelim Horon biliyorsan, oyun görelim Kıvırabilirsen, boyun görelim Al işte kemençe, org’un nerede?
Sizin masanızı terk etti saki Kaşarınız siyah, bakar mı Naki Kurtlanmış mamuller kime reva ki Bak gelen geçiyor, parkın nerede
Bir bedene değmemişse ar suyu Cünüplüğü giderir mi kar suyu Can çıkmadan çıkmaz huylunun huyu Rezalet akıtan ark’ın nerede
Yaptığınla söylediğin tutmuyor Dinleyenler, yalanını yutmuyor Cazgırlığın, gizlenmene yetmiyor Fırıldak belli de, çarkın nerede!
Yaygara, ötmeyle olsaydı eğer Kargadan alırdı kuş cinsi değer Hem Türk hem İslam’mış soyunuz meğer(!) Öyleyse inancın, ırkın nerede!
Bahçelerin, kuraklıktan çöl gibi Güzergâhın, han üstünde yol gibi Tavırların, av peşinde dul gibi “Nene” mirasıysa kürkün nerede!
Dönüşün olur mu bir intibaha Kavuşman mümkün mü ki; inşiraha Madem tövbelisin her bir günaha Hamamın nerede, kırkın nerede!
Lâf ile yürüse peynir gemisi Halalar olurdu zâtin emmisi Ey koca mektebin cahil ümmisi! “Şinanay” la biten türkün nerede …..
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #24 : Kasım 06, 2007, 12:51:58 ÖS » |
|
Böcek Karası
Çekil ayağımdan ey kara böcek! Görmeden basıp da ezileceksin ! Bak deniz kabardı, poyraz esecek Sonra bir kenarda büzüleceksin !
Sözde, tempoluymuş sesin virası Haşere nedir ki çıksın nârası Değince üstüme böcek karası Belki de o zaman sezileceksin !
Bırak derdi olan çıksın ortaya Her yerde maydanoz olma turtaya Solucan misali kirli oltaya Takılıp, gün be gün süzüleceksin !
İsim yüceltmeye yetmiyor kanki Kankinın boncuğu renkli mi sanki Öyle bir düğüme ilmek oldun ki Hangi marifetle çözüleceksin !
Zıplama cırcırın tuzak repiyle Dolaşma farenin kızıl kepiyle Öptüğün kalemin mürekkebiyle Cazgır hanesine yazılacaksın !
Sen dalganla uğraş, seyret ve izle Sır’dan kuvvet alıp uğraşma giz’le Sonra pişmanlıkla, kızaran yüzle Utanıp, hizaya dizileceksin !
Bu son uyarıdır, sen hisseni al! Bak, düştü düşecek tutunduğun dal Bu nasıl ifade, nasıl arz-ı hâl Dikkat! Onlar gibi çizileceksin !
Dişi anofeldir sıtmayı yayan Var mı hiç mikrobun hayrını duyan Silkelen, silkelen! Tuzaktan uyan Yoksa herkesten çok üzüleceksin !
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #25 : Kasım 11, 2007, 07:01:25 ÖS » |
|
Üstad Necip Fazıl Kısakürek'ten Hazır Cevaplar... Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.
Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış... Çıkıp herzamanki gibi Din ve ALLAH kavramı hakkında konuşmuş... Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Prefesör, Necip Fazıl'a 'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... bu ne demek oluyor? ' Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benin geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'
Nur Harmanı'nın pırıltılı kalemi Necip Fazıl'ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner. Havaalanındakiler merakla, "Ne oldu, nasıl oldu?" diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli: "Ahirete kabul etmediler, geri döndük."
Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...
Hitap ettim:
"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"
Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...
O da aynı şekilde cevap verdi:
"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"
Bu umumî formül...
Devam ettim:
"- ALLAH senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"
Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!.."
Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a: - Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi? Necip Fazıl sorar: - Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?
Üstadın Müdafalarım’ında geçiyor.Yıl1939… Çankaya’nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddebostan’daki villasına Üstadı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der: “yahu, Necip, senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur? “üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek :”benim çapımı geç, insanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şeyi tanımama şansı artar.
Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar: - Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız? Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir. - Kovdum gitti, der.
VESSELAM...
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #26 : Kasım 11, 2007, 07:01:56 ÖS » |
|
yine eski arkadaşlarından biri Üstadın sakal bırakmış olması ve Dine yönelmesini aşağlamak için ona derki -Yahu Necip İte dönmişsün. der Üstad'da derki -Pekii arkamı dönüyim
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #27 : Kasım 11, 2007, 07:02:16 ÖS » |
|
Alparsaln Tüekeş ile olan bir konuşmasında (Türkeş'in anılarında) şöyle bir diyalog geçer aralarında.
Üstad derki "sizin gençlerin vatan perver duyguları çok hoşuma gidiyor fakat dini yönden desteklenmeleri gerek"
Tüekeş: "onuda siz gibilerden bekleriz üstad" der üstad " çağırmadınızki efenim "der Türkeş " Horasan erenlerini Anadoluya kim çağırdıki" der
çok hoş bir muhabbet geçer aralarında
nur içinde yatsınlar...
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #28 : Kasım 11, 2007, 07:03:38 ÖS » |
|
Necip Fazıl Kısakürek…
*Üstad hakkında bir gün karşıt görüşlü bir yazar ağzına geleni yazar... Neyse konudan haberi kısa süre sonra olan Üstad; O Yazar alsın da kalemini en münasip yerine soksun der… Vay sen misin bunu diyen diye… Malum kişi Üstadı mahkemeye verir… Gün gelir mahkeme kurulur… Hâkim karşısına gelen taraflardan. Önce Bizim karşıt görüşlü diyeceklerini der… Hâkim üstada dönerek hakkında bunlar söyleniyor sen diyeceksin. Üstad; Hâkim Bey Bir yazar için kalemini sokacağı en münasip yer Cebidir. Ancak başka bir yer biliyorsa ben orayı bilmem. Karar: dava düşer
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Bir gün kendisine, bir dostu: -Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş. Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş: -Öteki kim?
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Üstad'a yapılan bir saygısızlık ve ağır karşılığı... Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek: "- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın" der. --------------o-o-o-o-o-o-o-------------- *Necip Fazıl’la yakınlığı ve dostluğu olan Prof. Ayhan Songar, Üstatla bir sohbeti sırasında, televizyonda yaptığı programı seyredip seyretmediğini sormuş. Necip Fazıl: — Gördüm, demiş. Ayhan Songar: — Tabii beğenmediniz, diye eklemiş. Necip Fazıl afallamış: — Nereden anladın? — Çünkü siz yapmadınız... --------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Değerli arkadaşlar aşağıda Üstad'ın bir anısını okuyacaksın, güler misin? Ağlar mısın tarzında her şey… ÜSTAD anlatıyor: Sınıfın sessizliği... Bir aralık Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalığım oldu, Kültür dersi hocalığı. Girdim sınıfa. Sınıfım gayet enteresan, hepsi kibarzade Galatasaray mezunu malum tipler. Karşılıklı oturduk. Talebede usuldür, hocasını imtihan eder, Hoca da talebesini. İki taraf evvela bir göz düellosu yapar. Konferanslarda da aynı şeydir. Evet; sınıf konuşmamı bekliyor, sesime kadar merakta. Şöyle bir yoklama yaptım; döndüm dedim ki: “Çocuklar garibinize gidecek ama sorayım; İslâm’ın kaç mezhebi vardır? Bunu bana söyleyecek var mı?” “Tıss.” “Hayret” dedim. Yahu fenalaşıyorum, hepiniz Müslüman çocuğusunuz; hepsi mezhep ismi istiyorum o kadar. Bir müddet sonra –şimdi gülenler ağlasın- bir delikanlı kalktı: “Efendim müsaade ederseniz ben söyleyeyim!” dedi. “Şimdiye kadar niçin söylemedin?” diye mukabele ettim. “Sebebi var efendim!” “Söyle!” dedim. Söyledi kek tek. Sordum: “İsmin ne?” “Dimitro” Buyurun! Hayâsından da önce Müslümanların cevabını bekliyor. Bakın inceliğe. “Tüh suratınıza” dedim; “Utanmazlar!”
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, " Şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu... Hitap ettim: "- Sigaranı at da öyle gel karşıma!" Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi... O da aynı şekilde cevap verdi: "- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklayayım?" Bu umumî formül... Devam ettim: "- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?" Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi? O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!" Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır...
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Mahkemede hâkim, Necip Fazıl'a: - Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi? Necip Fazıl sorar: - Hâkim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz? --------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Bir gün bir komünist güya düşünme istidadında biri, bana dedi ki: "-İslam'ı takdir ediyorum, her şeyiyle harika..." "-Eeee!" "-Ama iktisadi doktrini yok!" O komüniste dedim ki: "-Sana birşey söyleyeceğim şimdi, her şeyi anlayacaksın. Tıpkı bir elmadaki erimiş lezzet gibi... İslam’da bütün iktisadi dava(ama onu çözebilmek, lifini bulabilmek lazım...)maden suyunda demir gibi; bünyede erimiş olarak mevcuttur. Ne mutlu onu görebilene! "Beninki benim, seninki de senin!" Bu ŞERİATTIR. İkincisi "Seninki senin, benimki de senin!" Bu TARİKATTIR. Üçüncüsü:"Ne seninki senin ne benimki benim... Her şey Allah'ın…"Bu da HAKİKATTIR. Komünist muhatabım o kadar tahassüs sahibi oldu ki, gözleri yaşla doldu. Fakat ne inceleyen, ne soran, ne ayıklayan, ne bakan, ne eden var bu memlekette. Sadece mağrur bir cehaletti.
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar: - Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız? Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir. — Kovdum gitti, der.
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış... Çıkıp her zamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş... Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl'a 'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... Bu ne demek oluyor? ' Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp: "Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik." N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan: "Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş. (Cagriweb'den alıntıdır, yanılmıyorsam Üstad bunu "O ve Ben" isimli kitabında veya herhangi bir konferansında anlatmıştı.)
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Bir gün, Necip Fazıl hoşlanmadığı birisiyle yemek yemek zorunda kalmış. Yemek için bir lokantaya gidip, normal bir masaya oturmuşlar. Garson siparişleri almak üzere masalarına gelip; -Hoş geldiniz efendim, ne alırsınız, ne arzu etmiştiniz? Diye sorar. Necip Fazıl ile yemeğe gelen adam siparişini verir; -Pilavın üstüne et! Bunun üzerine garson Necip Fazıl dönerek siparişini sorar; Üstad da şöyle der; -Benim, pilavın üstüne etme!
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
*Necip fazıl Kısakürek, sakal bırakmaya karar verir ve bırakır. Sakallı halini görenler şaşırırlar. Hatta bazıları hakaret etmek bile ister. Fakat üstad bu. Hiç lafın altında kalır mı? Adama laik olduğu cevabı verir. Üstadın sakallı halini gören biri, üstada hakaret etmek için karşısına geçip sakallı halini kastederek; -“Yahu Maymuna dönmüşsün!” der. Bu söz üzerine üstad adama haddini bildirir: -“Öylemiii, peki o zaman arkamı döneyim...
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #29 : Kasım 16, 2007, 11:29:43 ÖS » |
|
Azanlar
"Sıra sıra kazanlar, kara yazı yazanlar..." Bizim kara yazımız, Sekseninde azanlar...
Necip Fazıl KISAKÜREK
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|