|
ikadir019
|
 |
« : Ekim 30, 2007, 10:26:16 ÖS » |
|
HAYATİ – MEMATİ ve POSTİ
17. yüzyılda yaşamış Hayatî (hayatla ilgili, canlı) mahlaslı bir şair vardır. Şiirlerinde fazla bir hayat olmayan Hayatî’nin capcanlı şiirler yazan bir de kardeşi vardır. Ancak tesadüfe bakın ki bunun mahlası da Memātî’dir (ölümle ilgili olan, ölü). Hayatî’nin Postî lakaplı, fakihlerden (fıkıh, dini kuralları iyi bilen alim) bir dostu vardı. Hayatî bir gün Postî’ye takılmak için güya bir fetva soruyormuş gibi bir pusula yazıp gönderir. Pusulada şöyle yazılıdır:
“ – İt posti, domuz posti, debagatla temiz olur mu?”
Sorunun köpek ve domuz derisinin tabaklanarak necislikten kurtarılmasıyla bir alakası olmadığını anlayan Postî, nükteyi kavramış ve kendisine it ve domuz denildiğinin farkına varmıştır. Sualin altına her iki hayvanın dirisinin de ölüsünün de necis olduğunu belirten şu fetvayı yazar ve gönderir:
“ – el-Cevap; hayatî de murdardur memātî de!”
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #1 : Ekim 30, 2007, 10:26:58 ÖS » |
|
HZ. HIZIR’IN TÜKÜRÜĞÜ
İran’ın büyük şairi Molla Cami, müteşairlere, yani şair olmadığı halde kendini şair zannedip, şair geçinenlere en çok kızanlardanmış. Bir gün, manasız şiirleriyle herkesi çileden çıkaran kırk yaşlarında bir adam huzura girerek,
- Üstad, demiş. Dün gece rüyamda Hızır Aleyhisselam’ı gördüm. Mübarek ağzının tükürüğünden bir parça benim ağzıma verdi.
Cami, adamın ‘Hızır’ın feyiz verici nefesine mahzar olduğu’ gibi bir intiba uyandırmak istemesine bozulmuş ve sözü nereye getireceğini anlayıp cevabı yapıştırmış:
- Bre ahmak! Öyle değil, Hızır Aleyhisselam yazdığın şeyler için senin suratına tükürmek istemiş. Ama o sırada ağzın açık olduğundan tükürük suratına gelecek yerde ağzına girmiş.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #2 : Ekim 30, 2007, 10:27:31 ÖS » |
|
TİMUR ve HAFIZ-I ŞİRAZİ
Hafız-ı Şirâzî, bir beyitinde şöyle der:
Eger ân Türk-i Şirâzî be dest âred dil-i mârâ
Be hâl-i Hinduyeyş bahşem Semerkand u Buhârâ
Hafız-ı Şirâzî
Şöyle demek:
Eğer o Şirazlı Türk güzeli, gönlümü ederse onun Hintli gibi kara benine Semerkant ve Buhara’yı bağışlarım.
Burada Hafız-ı Şirâzî, Şirazlı bir Türk güzelinin benine Semerkant ile Buhara’yı bağışlamaktadır. Rivayete göre Timur, Hâfız’ın bu beytini okuyunca onu huzura getirmelerini ferman buyurmuş. Hafız, sultan huzuruna çıkacak kıyafeti bile giyemeden alelacele huzura gelmiş. Timur biraz da öfke ve sitemle haykırmış:
-Bre koca şair! Biz Semerkant ve Buhara’yı alırken bunca kanımızı akıttık. Sen ise o güzelim şehirleri sevgilinin bir tek benine bağışlayıvermişsin. Bre bu ne cömertlik?
Hafız işin kötüye vardığını anlamış. Ne söylese Sultan’ın fikrini değiştiremeyeceğini düşünür. Bari nükteyi feda etmeyeyim diye düşünür ve ellerini iki yana açıp, üzerindeki eski kıyafetlerini göstererek:
-İşte o cömertlikten dolayı bu haldeyiz ya Sultan’ım! deyiverir.
Timur onu cezalandırmak için huzura getirtmişken bu keskin zekayı mükafata layık görür ve adamlarına dönerek;
-Şu eli açık şaire on kese altın verin, der.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #3 : Ekim 30, 2007, 10:46:42 ÖS » |
|
KAYBEDİLENLER
Bir gün insan virgülü kaybetti.
O zaman cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı.Cümleleri basitleşince düşünceleride basitleşti.
Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti.
Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı.Artıkne bir şeye kızıyor nede bir şeye seviniyordu.
Bir süre sonra soru işaretini kaybetti.
Artık soru sormaz oldu.Hiçbir şey ama hiçbirşey onu ilgilendirmiyordu.Ne kainat ne dünya ne de kendisi umrundaydı.
Bir kaç sens sonra iki nokta işaretini kaybetti.
Artık davranış sebeblerini başkalarına açıklamakta vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işareti kalmiştı.Kendisine ait bir tek düşünce bile yoktu.Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
SON NOKTAYA GELDİĞİNDE DÜŞÜNMEYİ, OKUMAYI UNUTMUŞVAZİYETTEYDİ.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 31, 2007, 06:53:19 ÖS » |
|
Kanuni Sultan Süleyman'dan:
Kanuni, şehzadelerini muhteşem bir törenle sünnet ettirir. Kısa bir süre sonra da veziri İbrahim Paşa'nın oğlu sünnet olur. Törene Kanuni de davetlidir. Birara Kanuni, vezirine der ki:
-"Söyle bakalım İbrahim Paşa. Senin tören mi daha muhteşem, benimki mi?" -"Elbette benimki sultanım"
Kanuni şaşırır. Sebebini sorar. Vezir: -"Benim oğlanın düğününe koskoca cihan padişahı davetliydi ve geldi. Sizinkinde böyle bir davetli var mıydı?" der.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 31, 2007, 06:54:36 ÖS » |
|
Kanuni Sultan Süleyman'dan:
Süleymaniye Camiinin inşaası sırasında bir ermeni usta, yanlış duvar yapması sonucu, Kanuni tarafından cezalandırılır. Ermeni usta, sultandan şikayetçi olur. Kadı, ikisini de huzuruna çağırır. Kanuni ve usta, kadının karşısında ayakta beklemektedirler. Karar açıklanır: "Kısas!" yani Kanuni de aynı şekilde cezalandırılacaktır. Ermeni usta, adalete hayret eder ve: -"Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de müslüman oluyorum"
Davadan sonra Kanuni, kadıya: -"Eğer ben padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm"
Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkarır ve : -"Sultanım siz de eğer 'ben padişahım' diye kararıma itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım..."
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 31, 2007, 06:57:45 ÖS » |
|
Osman Yüksel Serdengeçti'den:
Osma Yüksel'in milletvekili olduğu yıllardır. Birgün meclis kürsüsünde kendisine laf atan vekillere dayanamaz ve:
-"Bu meclistekilerin yarısı eşektir!" der ve iner kürsüden.
Bunun üzerine meclis karışır ve herkes kendisinden sözünü geri almasını ister. Arkadaşlarının da ricası ile tekrar kürsüye çıkar ve zekasını gösteren ve vekilleri rahatlatan şu sözleri söyler:
-"Bu meclistekilerin yarısı eşek değildir!"
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #7 : Ekim 31, 2007, 06:58:14 ÖS » |
|
Fatih Sultan Mehmet'ten:
Bilindiği gibi Fatih, genç yaşta padişah olmuştur. Yaşı gençtir ama zekası ve inançları çok kuvvetlidir. Yeni sultan olduğu yıllardır. Birgün bir sefere gidilecekken ordunun başında babasının olmasını ister. Ancak babası bu teklifi kabul etmez. Fatih'in maksadı babasının ilminden ve tecrübesinden yararlanmaktır.
-"Eğer sen padişahsan geç ordunun başına. Yok eğer ben padişahsam emrediyorum ordunun başına geçeceksin!"
Babası Sultan Murat, başka çare bulamaz ve orduya komutanlık yapar
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #8 : Ekim 31, 2007, 07:00:19 ÖS » |
|
Kant'tan:
Ünlü Alman eğitimci Emmanuel Kant'ın bir sözü:
-"Her ne kadar ben inanmasam da bir tanrının var olduğunu kabul etmek gerekir."
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
GüL
|
 |
« Yanıtla #9 : Ekim 31, 2007, 07:36:58 ÖS » |
|
çok güzel, teşekkürler..
|
|
|
|
|
Logged
|
edep
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 01, 2007, 12:48:18 ÖS » |
|
BOŞLUK BIRAKMADI
Osman Yüksel Serdengeçti,NECİP Fazıl Kısakürek vefat ettiği zaman, "Yeri doldurulmaz bir insandı" diyenlere, şu cevabı vermiş: -Boşluk bırakmadı ki doldurulsun. Her şeyi doldurdu.Kafaları gönülleri ve yaşını doldurdu,öyle gitti.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 01, 2007, 12:49:46 ÖS » |
|
GİTTİ KAFİYE
Şair Abdülhak Hamit Tarhan,Safiye adlı hizmetçisinin çalışma odasına girmesi üzerine,o sırada yazmakta olduğu şiir için bulduğu kafiyeyi unutmuş. Ve bir hayli düşünmesine rağmen bulamayınca,şunları söylemiş: -Geldi Safiye ,gitti kafiye!..
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 01, 2007, 12:50:39 ÖS » |
|
SAĞLAM İŞ
Mehmed Akif,Berlin’den döndüğünde sormuşlar: -Berlin’de ne var ne yok üstad! Şöyle cevap vermiş: -Gördüğüm kadarıyla işleri dinimiz gibi sağlam;dinleri ise işlerimiz kadar çürük.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 01, 2007, 12:52:04 ÖS » |
|
AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemal,dostlarından birine: -Bu akşam yemeğini benimle yer misin?diye sorunca, arkadaşı: -Hay hay!der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok! Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir: -İyi öyleyse,bu akşam size geliyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|
ikadir019
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 01, 2007, 12:55:33 ÖS » |
|
İLHAMIN KAYNAĞI
Şiire meraklı bir hanım,bir gün Mehmet Çınarlı’ya şöyle demiş: -Mehmet Bey,hanımlar mı daha iyi şiir yazarlar,erkekler mi? -Erkekler! -Nasıl olur?Bu kadar zarif,bu kadar kibar mahluklar yazmayacak da erkekler mi yazacak? -Efendim,mesele ilham meselesi,Biz o ince,kibar mahluklardan ilham alarak güzel şiirler yazıyoruz.Onların karşısında ise bizler varız.Nereden ilham alıp da güzel şiir yazsınlar?
|
|
|
|
|
Logged
|
Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
|
|
|
|