didem
Newbie
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 14
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #15 : Eylül 09, 2007, 06:19:09 ÖS » |
|
BUYRUN CENAZE NAMAZINA IV. Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyar.ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır. bugünkü üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır. derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider. selam verir.oturur.kahveci yanına gelip, -baba erenler kahve içermi diye sorar. -padişah. evet. -k.tütün içermisin.der. -p:hayır.der. kahveci işkillenir.tütün içimiyorda ne işi var burda.zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var.eli titreye titreye kahveyi götürür. -k.baba erenler ismini bağışlarmı? -p.Murad. -k.peki isimde sultanda varmı? -p.elbette var. deyince kahvecinin bet beniz atar.zangır zangır titrer.ve. -k.öyleyse buyrun cenaze namazına der.olduğu yere yığılır. IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir degalığına af eder.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
|
|
|
didem
Newbie
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 14
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #16 : Eylül 09, 2007, 06:23:30 ÖS » |
|
BUYRUN CENAZE NAMAZINA IV. Murad zamanında tütün,içki ,keyif verici madde yasağı koyar.ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırır. bugünkü üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır. derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider. selam verir.oturur.kahveci yanına gelip, -baba erenler kahve içermi diye sorar. -padişah. evet. -k.tütün içermisin.der. -p:hayır.der. kahveci işkillenir.tütün içimiyorda ne işi var burda.zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var.eli titreye titreye kahveyi götürür. -k.baba erenler ismini bağışlarmı? -p.Murad. -k.peki isimde sultanda varmı? -p.elbette var. deyince kahvecinin bet beniz atar.zangır zangır titrer.ve. -k.öyleyse buyrun cenaze namazına der.olduğu yere yığılır. IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir degalığına af eder.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #22 : Ağustos 30, 2008, 07:38:01 ÖS » |
|
Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak Dimyat Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye gelirdi.
Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.
Binbir müşkilat içinde Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" sözünün aslı buradan kalmıştır
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #23 : Ağustos 30, 2008, 07:38:50 ÖS » |
|
Atı alan üsküdarı geçti. zamanında Bolu beyine baş kaldıran köroğlunun dillerde yağızmı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde istanbuldaki pazarları dolaş der.istanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar. pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der . eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır. dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip , ah evlat! atı alan üsküdarı geçti.o köroğluydu ,atın gerçek sahibi...
çok kullandığımız bir deyimde Güme gitti.!
yeniçeri ler günümüz polisliğini yaptığı dönemlerde olaylara müdahele edip,göz altına alacakları adamları kodeslere götürür. içeri atarkende hooop...güümm derlermiş. ahalide bir olay sırasında suçsuz yere içeri alınan insanlara. vay be! adam bağıra çağıra güme gitti!derlermiş.
iş inada bindinin öyküsü..
adamın biri hayatında hiç namaz kılmamış . bunu bilen bir arkadaşıda yahu şu mübarek ramazan bari bir-iki rekat namaz kıl demiş. o da tamam tamam kılarız.iki rekat deyip .akşam teravih namazına gitmiş. teravih başlamış .bir-iki-dört derken namaz devam ediyor. bir camdan kafasını uzatıp cami önünde bekleyen oğluna , evlat sen eve git bu iş inada bindi.demiş.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #24 : Ağustos 30, 2008, 07:41:19 ÖS » |
|
İnsanoğlu Kuş Misali Zamanında Üsküdar’da bir “Miskinler Tekkesi” bulunurmuş. Adından da anlaşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkeninde penceresi açık ama kimsenin ayağa kalkıp pencereyi kapatmaya mecali yok. Birinci miskin: Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım. İkinci miskin: Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım. Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: “Ya mirim gördün mü, insanoğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim” 
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #25 : Ağustos 30, 2008, 07:45:40 ÖS » |
|
Mürekkep yalamak Eskiden mürekkeplerin içinde bezir isi denilen bir madde bulunur.Yazarken yapılan yanlışlıklar ancak yalamak yoluyla giderilirmiş. Okuma-yazma bilen kişiler az olduğundan ,bir,iki satır yazacak kişiler el üstünde tutulur.Mürekkep yalayanlar üstün sayılırmış.
Foyası meydana çıktı. Kuyumcular yaptıları yüzük,kolye,küpe gibi ziynetlerde kullandıkları elmasların arka kısmına foya adlı maddeyi sürer,bir çeşit ayna gibi ışıkların yansıtılmasını sağlarlarmış. Zamanla foyalar çıkar ,dökülür.Bu benzetme yapılarak sahte,yalan işlerin ortaya çıkması anlamında deyim olarak kullanılır.
Şirazesinden çıktı Ciltli kitapların kapağa bağlanan iki uç tarafında ibrişimden örülmüş (yada başka cins bir ip) ince bir şerit vardır. Buna şiraze denir.Sayfaları cilt olarak bağlı tutar.Şiraze bozulursa kitap dağılır.
Şapa oturduk! Kızıldenizin eski bir adı Şap denizi imiş.Mercana benzeyen beyaz taşlar bu denizden getirilirmiş.Bu taşlar su altında hacimlerini büyüterek yayılır ve gemiler için tehlike oluşturur. Seyir haritalarında normal gösterilen yerlerde bu şap kayaları büyüdükleri için tehlikelere neden olurmuş. Eskiden haca gemiyle giden hacı adayları için en sık başa gelen en önemli tehlike buymuş.Hacı bekleyen ahali –İnşallah bizimkiler şapa oturmaz .deyip dua ederlermiş.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #26 : Ağustos 30, 2008, 07:50:12 ÖS » |
|
Ağzına TükürmekBebek yahut küçük çocukların, manevi itibarına ve ermişliğine inanılan kişilere götürülerek ağzına tükürttürülmesi ve ardından da ileride o kişi gibi ulu bir zat olması için dua istenmesi yakın zamanlara kadar geçerli olan Anadolu adetlerinde biriydi. Eski tekkelerin eşikleri bu sebeple çok aşınmış olsa gerektir.
Bütün bunlardan anlaşılan o ki argodaki ağzına tükürmek deyiminde bir üstünlük mücadelesi vardır. Birisinin ağzına tükürdüğünü veya tükürmek istediğini “ağzına tükürdüğüm” veya “ağzına tüküreyim” gibi basma kalıp deyimlerle ifade eden kişi, söz konusu meselede ağzına tükürülenden daha usta olduğunu veya olabileceğini ima etmeye çalışmakta, “bu konu da ben onun ağzına tükürürüm!” diyerek de bir nevi tehdit savurmaktadır.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #27 : Ağustos 30, 2008, 07:51:55 ÖS » |
|
Püf NoktasıVaktiyle testi ve çanak-çömlek imal edilen kasabalardan birinde, uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkan açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona:
- Sen, demiş, daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.
Ustanın bu sonu gelmez nasihatlerinden sıkılan kalfa, artık dayanamaz ve gidip bir dükkan açar. Açar açmasına da yeni dükkanında güzel güzel yaptığı testiler, küpler, vazolar, sürahiler onca titizliğe ve emeğe rağmen orasından burasından yarılmaya, yer yer çatlamaya başlar. Kalfa bir türlü bu çatlamaların önüne geçemez. Nihayet ustasına gider ve durumu anlatır. Usta,
- Sana demedim mi evladım; sen bu işin püf noktasını henüz öğrenmedin. Bu sanatın bir püf noktası vardır.
Usta bunun üzerine tezgaha bir miktar çamur koyar ve,
- Haydi, der, geç bakalım tezgahın başına da bir testi çıkar. Ben de sana püf noktasını göstereyim.
Eski çırak ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta önünde dönen çanağa arada sırada "püf!" diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Böylece çırak da bu sanatın püf denilen noktasını öğrenmiş olur.
Her sanatın incelik gereken nazik kısmına da o günden sonra püf noktası denilmeye başlanır.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
mvsmlr
Ziyaretçi
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« Yanıtla #28 : Ağustos 30, 2008, 07:53:17 ÖS » |
|
Su içerken yilan bile dokunmaz... Cokkkk eski bir zamanda... Adamin biri cesmeye egilmis su icmektedir... Sonra yanina usul usul sokulan yilani gorur... - adam * yilan - ne var??? * yilanim ben... - eeee.... * sokacaktikta... - gormuyormusun su iciyorum... * ne olmus? - su içerken yilan bile dokunmaz! * Bize oyle bi bilgi gelmedi... * Tuttugunu sok dediler... - Bundan sonra boyle... Su icirken dokunmayacaksin... Gel bunu gelecek nesillere anlatalim... Yilan ve adam kol kola girer ve ufukta kaybolurlar...  Cem YILMAZ
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
|
|