Öğretmenler Forumu
Eylül 06, 2008, 12:08:44 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara GiriÅŸ Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÇıNaR Altı SohBetleRi  (Okunma Sayısı 3462 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 334


Dil ve Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 26, 2007, 10:15:26 ÖS »

Edebiyat severleri buraya edebiyat konuşmaya davet ediyorum. Madem bu bölüm ediplerin bölümü sohbetimiz anlamlı ve yararlı olsun.Konu; şairler ,yazarlar, kitaplar, eleştiri ve beğeni hepsi bir potada buluşsun istiyorum.

ilk konumuz :  Cengiz Aytmatov olsun , eserleri 157 dile çevrilmiÅŸ yaÅŸayan en büyük Türk yazarı, onu ne kadar tanıyoruz ve öğrencilerimize tanıtabiliyoruz.
« Son Düzenleme: Ekim 26, 2007, 10:26:43 ÖS Gönderen: GüL » Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
ZAMANSIZIN
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Ekim 27, 2007, 05:55:52 ÖS »

hocam,allah sizden razı olsun böyle bir konu açtığınız için.hasrettik valla ruhumuzun pası silinsin diye.sayenizde inşallah.kırgız yazarımız CENGİZ AYTMATOV...
GEÇEN ELAZIĞA GELDİ.ŞEHİTLERİMİZ İÇİN BİRLEŞİP YÜRÜYEN KALABALIĞIN ARASINDAYDI.hep merak ederdim.nasip etti yaradan sonunda.
üniversitedeyken edebiyat hocamız bize bir sürü kitap okutturur vizede finalde bunlardan birinin şeceresini sorardı.oyy ne günlerdi ya.terlerdik sınavda.öyle derin şeyler sorardı ki kitabı yutardık resmen.kalın ince bir sürü kitap derken
GÜN OLUR ASRA BEDEL adlı kitaba başladım.orda çok ilginç hikayeler vardı.benzetmeler tasvirler harika.mankurt efsanesi vardı.küçük yaşta adamın saçlarını kazıyıp kafatasını deriyle sıkıca kaplayarak yeni çıkan saçların geriye beyne doğru yönelmesine dayalı bi işkence sistemi.böylece beyne inen her saç teli hafızasında müthiş sancılar uyaracak ve acıdan başka bişey düşünmemeye alıştırarak geçmişini belleğini silecek.tam anlamıyla emir almaya uyarlanmış sadık bir köle olması.bunu öğrencilerimle paylaşmıştım.çok ilgilerini çekmişti.hatta bu çocuk ilerde annesini görünce tanımıyordu.bi de uzay üssü ler var.hadi gerisini de siz araştırın.anlatıp büyüsünü bozmayayım gerçekten tavsiye ederim mutlaka okuyun
ha bide beyaz gemi....
« Son Düzenleme: Ekim 27, 2007, 05:59:59 ÖS Gönderen: ZAMANSIZIM » Logged
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 334


Dil ve Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ekim 27, 2007, 07:38:19 ÖS »

DoÄŸru Aytmatov dünya literatürüne (yazın, edebiyat) mankurt, ötekileÅŸme,kendine yabancılaÅŸma tabirlerini kazandırmıştır.onun  eserlerini okuyanlar bilir ki ilk okuyuÅŸ biraz zorlayıcıdır, her cümle bir gize iÅŸaret eder.  Mitin örtük söylemiyle birleÅŸtirdiÄŸi anlatıları insanın tarihine yolculuk yapmasına vesile olur.Sizin belirtiÄŸiniz eserindeki mankurtlaÅŸtırma motifi günümüz insanını bir nevi anlatmakta o zaman juanjuanlar Yolaman'ı mankurtlaÅŸtırmıştı,bugün sistemler insanı malesef mankurtlaÅŸtırmakta tarihinden, benliÄŸinden uzaklaÅŸtırmaktadır.

 Aytmatov'u görme ÅŸerefi bana da nasip oldu.Bu benim için bir onurdu diyebilirim.
Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
ceylan
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ekim 27, 2007, 07:45:20 ÖS »

Hocam çok teÅŸekkürler böyle bir sayfa açtığınız için.Gerçekten böyle bir ÅŸeye ihtiyacımız vardı.Konu Cengiz Aytmatov ve eserleri olunca söylenecek ÅŸeyin sınırı yok.Beyaz Gemi'yi üniversitede okumuÅŸtum.Sınavda da bu eserden sorumluyduk.Adsız çocuk ve Mümin Dedenin hikayesi...Ne kadar da mükemmeldi.Ben de o kitaptaki boynuzlu maral ana  efsanesini unutamıyorum.Kabilesi yaÄŸmalanan biri kız biri erkek iki çocuk bir geyik(maral ana)tarafından himaye ediliyor.Maral Ana onları insanlar tarafından öldürülen yavrularının yerine koyuyor.Onları besliyor,büyütüyor.Sonuçta Kırgız milleti bu iki çocuktan tekrar türüyor.Boynuzlu Maral Ana da tüm Kırgızlar için efsanevi ve kutsal bir sembol oluyor.Ama zaman her ÅŸeyi alıp götrüdüğü gibi bu muhteÅŸem inancı da alıp götürüyor ve sonrası hüzün...Bu kitap gerçekten mükemmel,hele de kitabın sonunda çocuÄŸun başına gelenler...AÄŸlayarak okumuÅŸtuk.
Logged
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 334


Dil ve Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Ekim 27, 2007, 08:00:16 ÖS »

Boynuzlu Maral Ana, Kırgızların yeniden türeyiÅŸini anlatır;ancak Aytmatov burada  Türklerin TüreyiÅŸ ve Bozkut destanlarına gönderme yapmıştır.Asıl maksat vatan bilincini yeniden ÅŸaha kaldırmaktır,malum sovyet rejimi bir zamanlar Türk cumhuriyetlerini nasıl asimile etme gayreti içine girmiÅŸti biliyorsunuz.Eser kahramanı Çocuk'un kendini sulara bırakması ilk okuduÄŸumda beni de derinden üzmüştü; ama  orda söylenmek istenenin yeniden diriliÅŸ olduÄŸuu öğrenince eser daha bir güç vermiÅŸti bana... Su diriliÅŸi muÅŸtulayan ana kaynaktır, kadındır.Zaten çocuk'un babası ile annesinin ayrı olması çocuÄŸun ikisini birleÅŸtirme eÄŸilimi olarak da gösterebiliriz.

su=anne
gemi=baba olarak düşünülürse...
Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
çimen
Full Member
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 174


insanın cehennemi kendine körleşmesiyle başlar.


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Ekim 29, 2007, 11:45:26 ÖS »

beyaz gemiyi ben de okudum.sade samimi doğal insanı saran bir kitap.ancak çok uzun zaman oldu.çocuğun iç dünyasına beklentilerine ilşkin bölümler dikkatimi çekmişti.
 sonra kimsesiz kalan lız ve oÄŸlanın hikayesini ninelerimizden dinlemiÅŸtim.milletin gücü güçlü edebiyatçılarla artar. aytmatov da kırgız  milleti için önemlidir
Logged

Her gün güneş doğar yeterki açık olsun perdeler...
gazel
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 116


AŞK insan kalbine düşen cemredir


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #6 : Ekim 30, 2007, 09:55:03 ÖS »

gül hocam bu ölüm hepimize hayırlı olsun böyle bir bölüme ihtiyaç vardı teşekkürler. aytmatov tüm öğrencilere okutulması gereken bir derya ne yazık ki bazı gençler onun türk olduğunu bile bilmiyor halbuki o türklüğün muhafızıdır bu durumda hocalara çok iş düşüyor
Logged
isot1
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Kasım 03, 2007, 12:50:17 ÖÖ »

siteyi ara ara ziyaret ediyorum.Bu tür çalışmaların  ihtiyaç olduÄŸunu düşünüyorum.Amaç bilgi paylaşımı olmakla birlikte bazı deÄŸerlerimizin yeniden  farkına varmak olamalı diye düşünüyorum.Bizler Aytmatov'u bir övünç kaynağı olarak görüyoruz artık.GerektiÄŸinde ortaya çıkartılan bi süs!YaÅŸasın Aytmatov!Tepegöz'ü,Beyaz Gemi'yi okuduk.Gün Olur Asra Bedel'i yaÅŸadık!
Bence Türk dünyasnın en önmeli yazrıdır ama edebiyat kitaplarında ne kadar var?kitaplığımızda nekadar var?Okul kütüphanemizde ne kadar var vs vs vs.!Gül kardeÅŸimize  teÅŸekkür ederim .paylaşımların devam etemesi ümidiyle.
Logged
ZAMANSIZIN
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Kasım 03, 2007, 06:31:35 ÖS »

hocam ikinci konumuz da necip fazıl olsun mu
Logged
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 334


Dil ve Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Kasım 03, 2007, 08:13:24 ÖS »

hocam ikinci konumuz da necip fazıl olsun mu

olsun tatlım
Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
ZAMANSIZIN
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Kasım 03, 2007, 08:59:22 ÖS »

Zindandan Mehmet'e Mektup
angel28
 
"Zindan iki hece Mehmetim lafta !
Baba katiliyle baban bir safta! "

Zindan iki hece Mehmetim lafta !
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

Bir alem ki, gökler boru içinde!
Akıl almazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'!
Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuÅŸ kim ede azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindan da birer kemiyet
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde kat kat...
Yalnız seccademin yüzünde şefkat;
Beni kimsecikler okÅŸamaz madem;
Öp beni anlımdan, sen öp seccadem!

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, Duman duman erisin!

Peykeler duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... beynimi içtin!

Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelirki elde kader bu emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık.

Dua dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi dahi ÅŸu bizim koÄŸuÅŸ;
Karanlığındadır, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
Kalk ayaÄŸa dim dik doÄŸrul ve sevin!

Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu teker kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdi
Logged
GüL
Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 334


Dil ve Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Kasım 06, 2007, 12:14:13 ÖÖ »


                                                 Ä°zlemeye deÄŸer

Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
Logged

edep


Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
güle vurgun
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Kasım 06, 2007, 07:48:30 ÖS »

Necip Fazıl deyince aklıma ilk KALDIRIMLAR  sonra CANIM İSTANBUL gelir.

Kaldırımlar


Yürüyorum kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İncin uykuda bir tek iki yoldaş uyanık.
Biri benim birde serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesimiş devler,
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş insanların annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır.

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta.
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...
Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.

Uzanıverse başım taşlara boydan boya,
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.
Ölse kaldırımların bu kara sevdalı eşi.


İyi okumalar... Wink
« Son Düzenleme: Kasım 07, 2007, 11:13:24 ÖS Gönderen: GüL » Logged
ceylan
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : Kasım 06, 2007, 10:27:23 ÖS »


 
Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
BeyoÄŸlu tepinirken aÄŸlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahÅŸap konak, koca bir ÅŸehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten ÅŸayisiz beliriÅŸler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
 
Necip Fazıl Kısakürek
 
Gerçekten muhteşem bir şiir.Ben de çok severim..
Logged
ZAMANSIZIN
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Kasım 07, 2007, 05:53:32 ÖS »

Gençliğe Hitabe

  Kendi sesinden GençliÄŸe Hitabe

Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap

Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...

Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...

'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl'ını ve 'ne idüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...

İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ...
 
Necip Fazıl Kısakürek
 


« Son Düzenleme: Kasım 07, 2007, 10:44:49 ÖS Gönderen: GüL » Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
 
Gitmek istediÄŸiniz yer:  

Gazeteler hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 

51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 

 

yıllık plan Edebiyat Edebiyat Edebiyat Edebiyat Okul Öncesi ÖSS KPSS SBS Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Türkçe Tarih Felsefe Coğrafya Matematik Geometri Biyoloji Kimya Sağlık ÖSSSS Fizik ingilizce Sbs Gebelik Matematik Weblopedi Oteller chat sağlık evden eve nakliyat evden eve nakliyat
MySQL ile Güçlendirildi