Öğretmenler Forumu
Ekim 11, 2008, 11:02:30 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bileşik Kelimelere gelen çekim ekleri  (Okunma Sayısı 887 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
pisekar
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Üyelik Bilgileri
« : Mart 25, 2008, 10:22:35 ÖS »

Merhaba Arkadaşlar,
Geçenlerde öğrencilerimizden birkaçı bize bir soru getirdi. "Modern toplumun Köroğlusu" tamlamasında "Köroğlu" kelimesinin -su çekim ekini alması doğru mudur? Eğer bu tamlama doğruysa aynı şekilde kurulmuş bir tamlama olan "Evin buzdolabısı" tamlamasındaki -sı eki biraz tuhaf durmuyor mu?
Evet, öğrencilerimizin sorduğu soru buydu. Biz aynı okulda çalışan edebiyatçılar bir karara varamadık. Sizlerin de fikrini almak istiyorum. Bu tip tamlamalarda kullanım nasıl olmalıdır? Yine benzer bir soru daha var: "Köroğlu'na şu haberi iletin." mi, yoksa "Köroğlu'ya şu haberi iletin" mi? -a yönelme ekinden önce -y- mi, yoksa -n- mi gelmeli? Fikir beyan eden herkese teşekkür ederim.
Logged
Admin
Administrator
Sr. Member
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 416

Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Mart 25, 2008, 10:59:49 ÖS »

     "Modern toplumun Köroğlusu" tamlamasında Köroğlu kelimesi tamlanan olduğunda iyelik eki almak zorundadır. Burada mütabık olacağımızı düşünüyorum. "Evin buzdolabısı" diyememizin sebebi de buzdolabı birleşik ismini oluşturan "buz" ve "dolap" isimlerinin  Köroğlu kadar anlamasal bir kaynaşmaya uğrayamamasıdır diye düşünüyorum. Yani biz "buzdolabı" birleşik ismini duyduğumuzda buz üreten dolabı da düşünüyoruz; ancak "Köroğlu"nu duyduğumuzda ilk edapta körün oğlunu düşünmüyoruz. Aklımıza direkt olarak o zalimlere karşı gelen, mazlumları koruyan halk kahramanı geliyor.
    2. sorunuz da 1. sorunuzla alakalıdır.  Eğer "Köroğlu'na şu haberi iletin." derseniz buradaki birleşik isme anlamsal kaynaşma olmamış muamelesi yapmış olursunuz. Yani körün oğluna haberi iletirsiniz. Bence haber körün oğluna değil Köroğlu'ya gitmelidir.

                                                                                        Saygılar..
Logged

Senin ve benim birer altınımız olsa, birbirimize birer altın versek, sonuçta ikimizin de yine birer altını olur. Ama birer tane bilgimiz olsa ve bunları birbirimize verirsek; ikimizin de ikişer bilgisi olur.
pisekar
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Mart 30, 2008, 12:12:50 ÖÖ »

İlgilenip cevap verdiğiniz için teşekkür ederim, fakat şu cümleye dikkat edin lütfen:
"Bu evin buzdolabı çok eski." Bu cümlede "buzdolabı" kelimesine iyelik eki getirmediğimizde de olmuyor.
Logged
Admin
Administrator
Sr. Member
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 416

Edebiyat Öğretmeni


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Mart 30, 2008, 09:58:00 ÖÖ »

"Bu evin buzdolabı çok eski."  cümlesinde bir sorun göremiyorum. Yani doğru bir kullanım, çünkü iyelik eki hala işlevini koruyor ve 2. bir iyelik ekine ihtiyaç duyulmuyor. Bunun sebebi de daha önceki iletimde de yazdığım gibi birleşik sözcüğü oluşturan isimler arasında tam bir kaynaşmanın olmayışıdır.
Logged

Senin ve benim birer altınımız olsa, birbirimize birer altın versek, sonuçta ikimizin de yine birer altını olur. Ama birer tane bilgimiz olsa ve bunları birbirimize verirsek; ikimizin de ikişer bilgisi olur.
pisekar
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Mart 31, 2008, 03:40:40 ÖS »

Hocam, "Bu evin buzdolabı" nasıl olur? Mümkün değil hocam böyle bir kullanım olamaz. Kulağı ne kadar tırmaladığına bir bakın lütfen
Logged
MA-VE-RA
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Nisan 07, 2008, 01:13:34 ÖÖ »

 "Köroğlu" tamlaması aslında körün oğlu kelimelerinin kaynaşmasıyla oluşmuştur.Belirtili isim tamlamasıyken belirtisiz isim tamlaması olmuştur. Ama aynı şey "buzdolabı" için geçerli değildir. Yani buzun dolabı ( buza ait dolap) tamlaması şekline giremez. Bu farkla ki Modern toplumun Köroğlu'su olurken  "Bizim evin buzdolabısı bozulmuş" olmaz.
Doğru kullanımlar: Modern toplumun Köroğlu'su
                           Bizim evin buzdolabı bozulmuş.
Acizane fikrim bu. Bu vesileyle hocama da saygılarımı sunuyorum.
Logged
dadaloğlu
Newbie
*
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 14



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Nisan 10, 2008, 06:11:48 ÖS »

selamlar.buzdolabısı kullanımı kesinleikle yanlış ve dediğiniz gibi kulak tırmalayıcı.buradaki -sı ekini atmak gerek.buzdolabı kullanımı yeterlidir yani.köroğlusu kullanımına gelince bu kullanımların nasıl kaynaştığı bilinmiyor ama kullanım var.iki iyelik eki üst üste gelmiş tamam ama buna benzer kelimeler az da olsa var dilimizde.mesela:birisi,kimisi,hatta AYAKKABISI....tam dediğiniz gibi sanırım.kalıplaşmış bir kullanımdır demeniz gerekli diye düşünür ve istisna olduğunu belirterek doğruya ulaşacağınızı düşünüyorum.saygılar
Logged

bir mevsim-i baharına geldik ki alemin,bülbül hamuş havz tehi gülistan arap
gulom
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Nisan 14, 2008, 11:17:13 ÖS »

 :)ARKADAŞLAR,İYELİK EKİNDEN SONRA -n KAYNAŞTIRMASI GELİR,BU YÜZDEN KÖROĞLU'NA ŞEKLİNDE OLUR KESİNLİKLE.ŞÖYLE DÜŞÜNÜN LÜTFEN;KÖR OĞLU,YANİ KÖRÜN OĞLU SONA GELEN -u İYELİK
   İSMİN YÖNELME ,BELİRTME VE DİĞER HALLERİ -y kaynaştırmasını,iyelik -s kaynaştırmasını alır,evin kapı-s-ı gibi,ancak hal eki iyelikten sonra gelirse n alır. SAYGIYLA
Logged
onderkaya
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 16


ebedî-yat öğrencisi :)


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Mayıs 05, 2008, 11:57:41 ÖÖ »

     "Modern toplumun Köroğlusu" tamlamasında Köroğlu kelimesi tamlanan olduğunda iyelik eki almak zorundadır. Burada mütabık olacağımızı düşünüyorum. "Evin buzdolabısı" diyememizin sebebi de buzdolabı birleşik ismini oluşturan "buz" ve "dolap" isimlerinin  Köroğlu kadar anlamasal bir kaynaşmaya uğrayamamasıdır diye düşünüyorum. Yani biz "buzdolabı" birleşik ismini duyduğumuzda buz üreten dolabı da düşünüyoruz; ancak "Köroğlu"nu duyduğumuzda ilk edapta körün oğlunu düşünmüyoruz. Aklımıza direkt olarak o zalimlere karşı gelen, mazlumları koruyan halk kahramanı geliyor.   
                                                                                       

"Köroğlu" sözcüğünün "Buzdolabı" sözcüğünden daha fazla kaynaştığını söylemek kesinlikle yanlıştır, siz edebiyat tahsili yaptığınız için biliyorsunuz belki de, sokaktaki insana sorduğunuzda akıllarına ilk "bir körün oğlu" gelecektir ama buzdolabını bir eskimoya da sorsanız aynı şeyi algılar hem de tereddüt etmeden.

Burada ki sorun sadece anlama dayanılarak çözülemez, sanırım burada Körün Oğlu İ. tamlamasındaki eklerin zamanla düşmesi ya da görevini yitirmesi söz konusu, biraz araştırmam gerekli mantıklı cevabı yakında yazarım.

:)ARKADAŞLAR,İYELİK EKİNDEN SONRA -n KAYNAŞTIRMASI GELİR,BU YÜZDEN KÖROĞLU'NA ŞEKLİNDE OLUR KESİNLİKLE.ŞÖYLE DÜŞÜNÜN LÜTFEN;KÖR OĞLU,YANİ KÖRÜN OĞLU SONA GELEN -u İYELİK
   İSMİN YÖNELME ,BELİRTME VE DİĞER HALLERİ -y kaynaştırmasını,iyelik -s kaynaştırmasını alır,evin kapı-s-ı gibi,ancak hal eki iyelikten sonra gelirse n alır. SAYGIYLA

lütfen artık "kaynaştırma harfi" kullanımını terk edelim, süt kaynatmıyoruz burada, sözcüğün oluşumuna yardımcı olan ek bir ses var, yani "yardımcı ses", saygılarımla...

« Son Düzenleme: Mayıs 05, 2008, 12:02:11 ÖS Gönderen: onderkaya » Logged

alîm-i cihannüma olsan da, bildiğin,karşındakinin anladığı kadardır...
onderkaya
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 16


ebedî-yat öğrencisi :)


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Mayıs 08, 2008, 02:51:41 ÖS »

araştırdım arkadaşlar burada enteresan bir durum çıktı karşıma, aslında yanlışmış gibi düşünülen köroğlusu kullanımının doğru, evin buzdolabı kullanımının dil açısından yanlış olduğu gerçeği...

buradaki iki farklı kullanımın sebebi konuşucuların tercihinin bu şekilde olması, genelde şu şekilde kullanılır ya hani;

"git buzdolaptan al", sanki "buzdolabı"nda ki belirtme hali eki düşmüş gibi konuşulur,"Köroğlu" özel bir isim olduğu için bir belirtme hali ekine ihtiyaç duyar, sonundaki u sesi belirtme hali görevinde değildir.

ve aslında doğru kullanımlar "toplumun köroğlusu", "evin buzdolabısı", "benim diş fırçasım nerde?"  şeklinde olmalıdır ama konuşucuların kısaltma isteği bu sonucu doğurmuştur ve bu şekilde kabul görmüş olması sebebiyle artık değiştirmeye çalışmak yanlış olur,  mesela kadıköy deriz, aslında kadı köyü olan bir tamlama bu şekilde oturmuştur dilimize.

henüz değiştirilebilir bir yanlışlığı yerel radyolarda ya da tv'lerde duymuşsunuzdur, filan dükkan,falan mağaza reklamı yapılırken, adresi verilir, ve şöyle söylenir "sezer giyim kaleönü cad... telefon 223 54 78, cep telefon 535 456 78 94, halbuki böyle bir tamlama mutlaka bir belirtme hali ekine ihtiyaç duyar cep telefonu, bu daha yerleşmedi bunu düzeltebilirz öğretmen arkadaşlar... Smiley
Logged

alîm-i cihannüma olsan da, bildiğin,karşındakinin anladığı kadardır...
reken
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 11

"Ben bir çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı"S. K


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #10 : Haziran 20, 2008, 12:15:03 ÖÖ »

Merhaba arkadaşlar,
Tartışmanıza bir katkıda bulunmak istiyorum. Belki bir ufuk açar ümidiyle iki farklı alıntıyı ekliyorum. Yararlı olması dileğiyşe...

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR
Adapazarı, adım başı, ayakkabı, dağ başı, çarkçıbaşı, cumartesi, Emiroğlu, hafta başı, İnönü, iş başı, kahvaltı, Kırklareli, Kocaeli, köprü başı, Köprübaşı, köşe başı, madde başı, liste başı, Orhaneli, pazartesi, Rumeli, satır başı, söz başı, usta başı, yüzbaşı, Tunceli, zeytinburnu
Belirtisiz tamlama biçiminde olan, bazen ayrı bazen de bitişik yazılan kelimelerin son sesindeki 3. teklik iyelik eki belirtme ve yönelme durum eklerini aldıklarında bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Çarkçıbaşıyı mı, Çarkçıbaşını mı? Türk Dil Kurumunun imla komisyonlarında her zaman bu, bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu otobüs Tunceli’ye mi Tunceli’ne mi gidiyor? Pazartesiye kadar mı pazartesine kadar mı? 1965 yılında Vecihe Hatiboğlu’nun başkanlığında hazırlanan ve benim de uzman yardımcısı olarak Kurumda çalıştığım sırada bu mesele tartışıldı ve V. Hatiboğlu, 1965 yılında yayımlanan kılavuzun giriş bölümünde cumartesiye, pazartesiye, başörtüye, aşçıbaşıya örneklerini vererek şöyle bir açıklamada bulundu:
“Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere bu çeşit birleşik kelimeler iki türlü ek almaktadır. Gelecekte bu iki şekilden yeni şekil olan -y-e seslerini taşıyanların yerleşeceği sanılmaktadır; çünkü eski şekiller artık sarsılmıştır: Cumartesine değil cumartesiye gibi.”(50. s) Bu açıklamadan ikili kullanımların o tarihte başladığı anlaşılıyor.
Son sesteki iyelik ekinin ayakkabı örneğinde olduğu gibi doğal süreci içinde kalıplaşması beklenirken bazı ikili kullanımlar dolayısıyla bu soruna bir çözüm getirilmeye çalışılmış, yapay olarak bu kalıplaşmanın hızlandırılmasına imla kılavuzları aracı edilmiştir. Kalıplaşan yalnızca ayakkabı örneği değil, birer yer adı olan Tunceli, Rumeli ve İnönü örneklerinde de kalıplaşma, sürecini tamamlamış ve getirilen ek -ni değil -yi olmuştur. Ancak el-i ile kurulan Orhaneli, Çayeli, Korkuteli gibi yer adlarında herhangi bir gelişme olmamış; Tunceli yapısındaki bu yer adları 2002 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan İlk Öğretim Okulları İçin İmlâ Kılavuzu’nda Tunceli adı Tunceli’yi aynı el ile yapılmış Orhaneli’ni, Çayeli’ni, Korkuteli’ni biçiminde kesme ile ayrılarak gösterilmiştir.
Geçen kırk yıllık süre içinde cumartesi, pazartesi kelimelerindeki iyelik eki -sı, eğitim aracılığı ile kalıplaştırılmış, bu kelimelerin cumartesiyi pazara bağlayan gece veya pazartesiye kadar biçiminde kullanılmasını sağlamış; kılavuzlar bu kelimeleri dizin bölümünde cumartesi,-yi, pazartesi,-yi biçiminde vererek -yı’lı biçimleri yaygınlaştırmışlardır. Ancak öğrenciler arasında yaptığım bir ankette cumartesini, pazartesini biçimlerinin bugün bile kullanıldığına tanık oldum.
1965 yılında yapılan düzenlemeyle sağlanan bu tutarlılığın öncesinde herhangi bir açıklama veya bilgi yoktur. 1928’den 1957 yılına kadar çıkan kılavuzlarda cumartesi, pazartesi kelimelerinin önünde hiçbir ek bilgi verilmemiştir. Kılavuzların açıklamalar bölümünde de bunların -yı mı, -nı mı alacağı hususunda herhangi bir şey söylenmemiştir. Bu durumda cumartesi, pazartesi, denizaltı, kahvaltı gibi kelimelerin son sesindeki iyelik ekinin kalıplaşmasının ve bu kelimelerin -yı ekiyle kullanılışının 1960’lı yıllara rastladığını söyleyebiliriz.
1965’ten bu yana, bu yapıdaki örneklerin bazılarına kılavuzlarda hâlâ bir istikrar getirilemediğini görmekteyiz. Örnek olarak Türk Dil Kurumunun 2000 ve 2002 yıllarında yayımladığı kılavuzlarda 3. teklik iyelik ekiyle biten aşçıbaşı kelimesi aşçıbaşı,-yı,-nı biçiminde iki ek bilgiyle verilmiştir. Bu bilgiyle aşçıbaşı kelimesinin aşçıbaşıyı ve aşçıbaşını biçiminde ikili kullanabileceği anlatılmaktadır. Ancak N. Özön tarafından yayımlanan ve Yapı Kredi yayınları içinde çıkan Büyük Dil Kılavuzu’nda aşçıbaşı sözü, dizinde aşçıbaşı,-nı biçiminde gösterilmiş. Ali Püsküllüoğlu da kılavuzunda aynı biçimi vermiştir. Dil Derneğinin kılavuzunda ise aşçıbaşı biçimiyle yetinilmiş -nı veya -yı gibi bir ek bilgi verilmemiştir.
Üç askerî terim olan onbaşı, yüzbaşı, binbaşı kelimeleri de kılavuzlarda 1960’lı yıllara kadar bir ek bilgiyle dizinlere alınmamış, onbaşı,-yı, yüzbaşı,-yı, binbaşı,-yı biçimlerinin ek bilgilerini daha sonraki kılavuzlarda görüyoruz. Yukarıdan beri verdiğim örnekler içinde en tutarlı imla bu üç kelimede olmuştur. Bu kullanım, binbaşıyı, yüzbaşıyı, onbaşıyı biçimlerini “Şunları binbaşına, yüzbaşına, onbaşına ver” cümlesinde olduğu gibi senin binbaşın, senin yüzbaşın, senin onbaşın gibi iyelik ikinci teklik biçimlerinden de ayırmıştır. Bu arada takımbaşı, subaşı, kolbaşı gibi terimlere dokunulmamış; bunların -yı mı, -nı mı alacağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş veya bunların da aynı grup kelimelerden olduğuna dikkat edilmemiştir. Kılavuzların genel eğilimine göre dizin bölümünde ilgili kelime önünde -yı veya -nı biçiminde ek bilgi verilmemişse, bunların imlası subaşına, takımbaşına, ekipbaşına, kolbaşına biçiminde kullanılması gerektiği doğrultusundadır. Bununla iyelik ekinin kalıplaşmadığı fikri verilir.
 Baş kelimesiyle kurulmuş bu tür belirsiz tamlamaların birçoğunun imlasında bugüne kadar bir tutarlılık sağlanamamıştır. Bu tutarsızlık birleşik veya ayrı yazmaktan kaynaklandığı gibi -yı mı, -nı mı alacağı ile de ilgilidir. Bunların bir bölümü başlıkta sıraladığım kelimelerdir. Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılan bu kelimelerden iş başı, köprü başı, satır başı Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavuzu adlı çalışmasında bitişik gösterilmiştir. Aynı bitişik yazma Dil Derneğinin Yazım Kılavuzu’nda, Ali Püsküllüoğlu’nun Yazım Kılavuzu’nda, Adam yayınlarının Ana Yazım Kılavuzu’nda da görülmektedir. Bunun yanı sıra Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılan adım başı, dağ başı, hafta başı, köşe başı örnekleri yukarıda saydığım kılavuzlarda da ayrı yazılmıştır. Bunların imlasında kılavuzlar arası bir birlik sağlanmışken iş başı, köprü başı, satır başı örneklerinin imlasında bir birlik görülmüyor. Usta başı, madde başı Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda ayrı yazılmış, bu sözler, yukarıda saydığım kılavuzlara girmemiştir. Türk Dil Kurumunun kılavuzunda bulunan söz başı kelimesini N. Özön, A. Püsküllüoğlu, kılavuzlarına almış, diğerleri bu kelimeye yer vermemişlerdir. Görüldüğü gibi işin boyutu yalnızca farklı imlalarla, ek alışlarıyla sınırlı değil, arandığında kılavuzlarda bulunamayan kelimeler de var.
Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nda yukarıda söz konusu ettiğim kelimeler genel tutuma bağlı olarak -yı mı -nı mı alacağı belirtilmemiş. Bu durum hepsinin -nı ile kullanılacağı anlamına geliyor. Daha doğrusu söz konusu örneklerin Türk Dil Kurumunun kılavuzunda belirtme (yükleme) durum ekinin getirilmesi hâlinde bu ekin -yı mı, -nı mı olacağı hakkında herhangi bir bilgi, bir uyarı yapılmamıştır. N. Özön, bitişik yazdığı satırbaşı, odabaşı, işbaşı, köprübaşı sözlerinin -nı ile kullanılacağına ilişkin kelimelerin önüne bir bilgi eklemiş. Aynı kelimelere A. Püsküllüoğlu da bu bilgileri eklemiş ve kılavuzlarında bunları satırbaşı, -nı, odabaşı, -nı, işbaşı, -nı, köprübaşı, -nı biçiminde göstermişlerdir. Aynı durum Adam yayınlarının Ana Yazım Kılavuzu‘nda da uygulanmıştır. Baş ile kurulmuş bu tür yapılardaki kelimelerin çoğunda böyle bir uygulamaya gidilmezken, kendilerince bitişik yazılmasını istedikleri kelimelerde söz konusu sayılı kelimelerin önüne -nı bilgisi eklenmiş. Buradan bitişiklere ek bilgi verilir, bitişik olmayanlara ek bilgi verilmez anlamı çıkıyor.
Dil Derneğinin kılavuzunda ustabaşı kelimesinin önünde herhangi bir bilgi yokken aynı yapıda çarkçıbaşı kelimesine dizinde -yı bilgisini buluyoruz. Oysa Türk Dil Kurumunun kılavuzunda bitişik yazılsın veya yazılmasın bu tür kelimelerin hiçbirinde -nı biçiminde bir bilgi eklenmemiştir. Bu tamlamalarda son sesteki iyelik eki kalıplaşmadığından, görevini canlı olarak sürdürdüğünden, bunlara belirtme durum ekinin normal olarak -nı geleceği kabul edildiğinden böyle bir uygulamaya gidilmemiş ve bu bilgi gereksiz bulunmuştur.
Konunun bir başka boyutu kişi ve yer adlarındadır. Birer yer adı olan Emirdağ, Elmadağ, Samandağ, Arpaçay, Kadıköy gibi kelimelerden iyelik eki düşürülmüş ve böylece sorun ortadan kaldırılmış. Dağların, çayların adları söz konusu olduğunda Emir Dağı, Elma Dağı, Arpa Çayı imlası tercih edilmiştir. Ancak Sarayönü, Altınözü, Saraydüzü, Köprübaşı, Beylerbeyi, Zeytinburnu, Kocaeli, Adapazarı gibi daha pek çok yerleşim adında böyle bir tasarruf söz konusu olmamıştır.
Dizin bölümüne girmeyen soyadlarının kullanımı ile ilgili bilgiler de kılavuzlarda yer almalıdır. Farsça kökenli zade’nin yerini alan oğul, tamlama kurarken iyelik eki alır ve oğlu biçimine girer. Oğlu kelimesiyle kurulmuş Kılıçoğlu, Emiroğlu, Gençoğlu gibi soyadlarına gelen ekler için de kılavuzların kesme işareti başlığı altında bir açıklama getirmesi gerekir. Bu örneklerde iyelik eki canlıdır. Dolayısıyla Kılıçoğlu’na, Saraçoğlu’na, Emiroğlu’nu, Genç¬oğlu’na kullanımı geçerlidir. Kılavuzların bütün bu örnekleri derleyip tutarlılık içinde, ek bilgilerle vermesi, giriş bölümüne aydınlatıcı açıklamalar konulması yaşanan boşlukları dolduracaktır.


«Beyoğlu’ya mı, Beyoğlu’na mı?» sualine Şiar Yalçın ile on yazarımızdan cevap
 
08/06/2008
hdevrim@hurriyet.com.tr

YAZDIR | YOLLA


Telefonda okurlarımla yıllardır konuşuruz. Mektuplarını ve son yıllarda e-namelerini dikkatle okurum. Hepsi makbulümdür!
Ama, bana sesini duyurma zahmetine katlananlar arasında, Türkçe’mizle ilgilenenlerin sayıca çok artmasından ayrıca hazzettiğimi de saklayamam. Onlar benim dert ortaklarım.
Türkçe konulu mektuplardan haberler, uyarılar, eleştiriler yanında bazen akla gelmedik sualler de çıkar. Tatminkâr bir cevap vermek için çok zorlandığım olur. Telefonu açıp dil konusunda yardım rica ettiğim büyüklerimi yazık ki bir bir kaybediyorum. Bir süre sonra, yok artık tükendiler, dersem kötüye çekmeyin.
Hayli oldu. Türkçe bahsinde, gene içinden çıkamadığım bir konuda çok uğraşmış, ama dişe dokunur bir sonuca varamamıştım. Herkesin işiteceği sesle şikâyetimi söylemeye başladım:
– Yahu bizim mesleğimizin büyükleri vardı eskiden. Gazetede başım sıkılınca Şükrü Baban, Sabri Esat Siyavuşgil hocalara sorardım. Onlar yetmediği zaman elim telefona uzanırdı. Soracağıma göre, birinden birini arardım. Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vâlâ Nurettin, Nizamettin Nazif, Peyami Safa, Burhan Felek, Yusuf Ziya Ortaç, Nihad Sami Banarlı, Rakım Çalapala... Hiçbiri yok şimdi. Söyleyin Allah aşkına, büyükleri, yaşlıları, ustaları olmayan hangi meslek var bu dünyada?
Herkes başını kaldırmış, biraz da hayretle bana bakıyordu. Duracak noktayı geçtiğimin farkında, sesimi alçalttım:
– Varsa söyleyin lütfen!
Bir ses geldi derinden:
– Siz varsınız!
Bir diğeri onu tamamladı:
– Hakkı Hoca yaşlılığı kendine yakıştıramıyor, galiba!
Hah hah haaah! gülüştüler. Ama hayır! Benim saydıklarımın çoğu, babam yaşında gazeteciler ve yazarlardı. Hepsi Arap alfabesini bilen, eski harflerle yazabilen, sarf-ü nahiv okumuş (Arapça dilbilgisi), Farsçanın da yabancısı olmayan, çok renkli, sahiden bilgili, babacan ve dost kişilerdi. Osmanlının sonu ve Cumhuriyetin başı olarak ömürlerine iki farklı devri sığdırabilmiş aydınlardı.
Yokluklarını hep hissedeceğim.
*
Pazar yazısının bitmez tükenmez bir Dil Yâresi’ne döneceğini bilerek davrandım kaleme. Yıllardan beri, mektuplarınızda en çok rastladığımı zannettiğim suale, bugün, ilk ve son defa ve hamdolsun Türkçe bilgisinden de faydalanmaya devam ettiğimiz bir ustadan yardım alarak cevap vermeye çalışacağım.
Sual en kısa ifadesiyle şu:
– Eminönü’ne gidiyorum mu denir, yoksa Eminönü’ye mi? Hangisi doğrudur bu eklerin: -ne mi, -ye mi?
Bunu vaktiyle Hıncal Uluç, Türkçe’nin ustası dediğim, dostum Şiar Yalçın’a sormuştu. O da cevabına, hepinize her zaman tavsiye edegeldiğim Doğru Türkçe adlı çok güzel, çok faydalı kitabında da yer vermişti (Metis Yayınları). Oradan alıyorum.
Hıncal suali kısaca «Beyoğlu’na mı, Beyoğlu’ya mı?» diye sormuş. Şiar Bey aynı meselenin söz konusu olduğu başka yer adları da var, diyor: Erenköy (veya Erenköyü), Kadıköy, Sarayönü, Tekirdağ (veya Tekirdağı), Kırklareli, Tunceli, Sarayburnu, Tepebaşı, Direklerarası, Şehzadebaşı, Eminönü, İnönü, Nişantaşı... gibi; ve şahıs adları da (Neslişah Osmanoğlu’ndan mı, Osmanoğlu’dan mı... gibi).
Ben, -ne ve -ye eklerinin ardına eklendiği kelime yer adıysa -ne (mesela «İnönü’ne uğrayacağız»), kişi adıysa -ye («O mektubu İnönü’ye verdim») olarak kullanılması gerektiğini iddia edenlere de rastladım.
Hıncal sorarken Beyoğlu’na demeyi tercih ettiğini belirtmiş. Yalçın da o görüşte. Ben de Dil Yâresi’nde bunu söyleyegeldim.
Dikkat edin, bu suale konu olan kelimeler daima, tamamlanan ve tamlayan unsurlardan oluşmuş birleşik kelimelerdir.
Şiar Yalçın, «Eminönü’ye, Şehzadebaşı’ya demek bana çok ters gelir» diyor. Ve Türkçe’nin tamlama fiilini nasıl uyguladığını anlatıyor:
– «İnsan burada zihnen bu kelimelerin ikinci unsurlarını ayırıyor, yani takı olan unsura uyumlu ek hangisiyse onu kullanıyor. Kırklareli ad tamlamasıdır, tıpkı akide şekeri gibi. Ve nasıl ki akide şekeriyi değil de akide şekerini yiyorsak, Kırklareli’ye değil, Kırklareli’ne gidiyoruz, da deriz.
Ben okurlarıma durumu şöyle anlatmaya çalışıyorum:
– Tamlayan unsuru bağımsız düşünün: eli’ne mi derdiniz, eli’ye mi? Eline dediğinize göre, birleşik kelimede de bunu yaparak Kırklareli’ne gidiyoruz, deyin; Kırklareli’ye demek yanlış olur.
Şiar Yalçın gerekeni yaparak kuralı söylemekle kalmıyor ve tarifini iyi seçilmiş örneklerle tamamlıyor: l «1903’te Beyoğlu’ndaki bir tiyatroda yapılmış iki büyük güreş müsabakasının neticelerini Fransızca dergilerde buldum». (Burhan Felek, Yaşadığımız Günler, s.136) l «... ve tek tük evlerin arasından geçen bozuk bir sokaktan Şehzadebaşı’na doğru yürüdü» (Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, s.52) l «Ve şimdi polis Naci’yle beni geceleyin Beyoğlu’nda yanlış yerden dolmuşa bindik diye karakola götürüyordu» (Çetin Altan, Kahrolsun Komünizm Diye Diye, s.175) l «Hemen giyin, arka yoldan Sarayiçi’ne geç, beşliği toka et, gir müzeye...» (Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı, s.183) l «O gün Beyoğlu’ndan geçerken bir kitapçı dükkânının önünde durdular» (Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, Hilmi Kitabevi, 1938, s.39) l «Nişantaşı’ndan Beyoğlu’na, Beyoğlu’ndan Sıraselviler’e [...] o çılgınca dolaşışlar» (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore, s.57)
Şiar Yalçın sağ olsun, Ömer Seyfettin, Falih Rıfkı Atay, Hüseyin Cahit Yalçın ve Yahya Kemal’den de örnekler vermiş. Yerim yetmediği için alamıyorum.
Şiar Yalçın’a teşekkürler. Çetin’e sevgiler. Aramızda olmayanlara rahmet dileklerimle.

Logged

reken
pisekar
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Ağustos 05, 2008, 11:41:50 ÖS »

Reken Hoca'm yazınız çok doyurucu ve ufuk açıcı olmuş. Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederim.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 

51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 

 

eğitim Edebiyat Edebiyat Edebiyat Edebiyat Okul Öncesi ÖSS KPSS Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Tarih Matematik Geometri Biyoloji Kimya Sağlık ÖSSSS Fizik ingilizce Gebelik Matematik Weblopedi Oteller chat sağlık
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!