|
aa_şş_kk
|
 |
« : Temmuz 10, 2008, 09:49:15 ÖÖ » |
|
OYUNCU ADAYLARINA İPUÇLARI / Ali Taygun
Ali Taygun, Konservatuvar sınavlarına girecek adaylar için, sınav öncesi ve sınava hazırlıklarıyla ilgili önemli ipuçları veriyor. Tiyatro bölümleri olan okullar da liste olarak sunuluyor. Tiyatro Dergisi'nin Ağustos sayısında yer alan yazıyı, konservatuvara girecek tüm adayların yararlanabilmesi için, dergi bölümünün dışında burada da yayımlıyoruz.
Vazgeçin! ÖSS’den 160+ puan aldınız. Hayal ettiğiniz okullara kabul edilecek kadar puanınız yok. “İlle bir üniversiteye gireceğim, şunların yetenek sınavlarına takılayım, bir ihtimal?..” demeyin, vaktinizi boşa harcamış olursunuz.
Tiyatroculuğu, sahneyi meslek edinmek istiyorsunuz. Size de tavsiyem yol yakınken vazgeçmeniz.
Bir, bu meslekte diplomanız pek bir işe yaramaz. İlk görüşmeleri yapmanıza yardımcı olur, o kadar. Ödenekli tiyatroların kadrolarına alınmanız için asgari şarttır, ama yeterli değildir. Yandaki lısteye bir bakın. Alınan talebenin yarısı mezun olsa, siz okulu bitirdiğinizde bu kurumların kapısını 178 kişi ile birlikte çalacaksınız. Size gelinceye kadar mezun olmuş bunun üç katı aday var diyelim; 500 kişi! Bu sizin işsiz kalma ihtimalinizin çok yüksek olduğunu gösterir.
Yazının tamamını okumak için başlığa tıklayınız...
İki, bir pundunu bulup bir yere kapılandınız diyelim. Ölene ya da emekli olana kadar ömrünüz bir yarış içinde geçecek. Kimsenin kimseyi pek sevmediği, hatta bir çok kişinin birbirinin kuyusunu kazdığı bir ortamda yaşayacaksınız. Bu ortamda hak, adalet diye bir şey yok. Torpili olan, özel ilişkileri sağlam birileri sizi sollayıp gidecek. İnsanlar layık olmadıkları makamlara getirilecekler. Size yeteneğiniz ölçüsünde değil, kendi hesaplarına göre rol verecekler. Yaptığınız güzel işlerden kimsenin haberi olmayacak. Çok çabuk unutulacaklar. Unutulmamak için yerli yersiz kendinizi methetmek zorunda kalacak, bazen kendinizden tiksineceksiniz.
Üç, günün birinde otuzlarınızı aşacaksınız... Evleneceksiniz, çocuklarınız olacak. Onlara bakmanız gerekecek. Geliriniz yeterli olmayacak. Tiyatro dışında işlere gireceksiniz. Okulda edindiğiniz bütün o idealist düşüncelerden yavaş yavaş uzaklaşacaksınız. Kendinize şaşacak, “aman bana bu oyunda rol vermeyin, bir dizi yakaladık sonunda,” dediğiniz gün belki de ne dediğinizin farkına varıp bugünlerde verdiğiniz karardan pişman olacaksınız.
Yol yakınken dönün! Aklı başında insanların mesleklerini deneyin.
Okullara başvurmadan önce iyice bir düşünün. Kendinizi tartın. “Her şeye razıyım. Ben sahneye çıkmazsam yaşayamam,” diyorsanız ve bu gerçekten doğruysa bu yazıyı okumaya devam edin. Unutmayın: Çok büyük ihtimalle pişman olacaksınız!
Kararlısınız. Sizi ne yazık, ikna edemedim. Pekâlâ. Hangi okul? Elbette birtakım pratik hesaplarınız vardır. Onları bir kenara bırakalım. Eğer amacınız sahneye çıkmak, iyi bir oyuncu olmak ise... (Amacınız oyunculuk değilse; yazmak, sahneye koymak gibi alanlarda çalışmak istiyorsanız başka bir alanda öğrenim görün. Bu kararı erteleyin. Bu ülkede oyunculuk dışında tiyatro eğitimi görebileceğiniz bir kurum varsa kağıt üzerinde var. Zaten bu saydığım mesleklere başlamak için yaşınız çok küçük.) Oyunculuk tahsil etmek istiyorsunuz. Bir kere şunu bilin: Kimse kimseye oyunculuğu, sanatı öğretemez. Sanatın eğitimi olur, öğrenimi olmaz. Okullarda işin zenaat tarafını iyi kötü kapabilirsiniz, ama sanat tarafı tehlikeli...
Hocanın kim olduğunu söyle... Bir sanat okulunu değerlendirirken en önemli kıstas hocanın kim olduğudur. Şöyle ki, bilim alanında orta karar bir hoca, iyi bir program, iyi kitaplar varsa talebe kendini yetiştirebilir. Esas olan yazılı metinlerdir. Bunlara ulaşabiliyorsanız, hele bir de diliniz varsa çok başarılı olabilirsiniz. Sanat öyle değil. ‘Oyunculuğu öğreten’ bir kitap yazılmadı. Böyle bir şey yok. Olamaz da... Sanat hocayla çalışılır. Güzel/Çirkin onun gözündedir. Gözü sağlam değilse yandınız. Biraz daha açıklayalım...
Sanatçı adayının düşmanları İki düşmanı var sanat eğitimi gören oyuncu adayının. Bunlardan birincisi sahneyi yaşamamış -ya da denemiş, başaramamış- hocalardır. Bir rolün nasıl hazırlandığını bizzat tecrübe etmemiş, sahne üzerindeki o adrenalin sarhoşluğunu tanımayan, seyirci karşısında elini, ayağını nereye koyacağına şaşırmamış v.b... biri -cilt cilt kitap da okusa, Grotowski’yi, Suzuki’yi, bilmem kimi hatmetmiş bile olsa- sizin daha iyi oyuncu olmanıza yardım edemez. Size yaratıcı olmanın yolunu açamaz. Kendisine okulda belletileni size belletir, o kadar.
Bir de bunun tam zıddı var. Başarılı bir oyuncudur ama sahnede rolü nasıl çıkardığını size aktaramaz. Bu meseleyi pek düşünmemiştir. Usta-çırak ilişkisine inanır. Bunda da ‘benim gibi yap’ metodunu kullanır. Okulu bitirdiğinizde onun kötü bir taklidi olursunuz.
Öbür düşman tiyatroyu akademik bir alan kabul eden hocalardır. Bunlar adlarının önündeki akademik unvanları pek severler. Amaçları üniversitede yükselmek, unvanlarını çoğaltmaktır. Bir sanat eserinin nasıl yaratıldığı hakkında fikirleri yoktur. Olmuş bitmiş, tamamlanmış sanat eserlerine bakıp hüküm vermeye bayılırlar. Bu hükümler de genellikle başkalarının hükümleridir. Antik tiyatroların ikibin sene önce onlar araştırma yapsın diye inşa edildiklerine inanan, buralara kendileri dışında kimsenin girmesine razı olmayan arkeologlar gibidirler. Hiçbir şeyi beğenmezler, en iyisini onlar bilir. Akılları hayatı yeniden yaratmakta değil metinlere dipnot yazmaktadır. Canınızı çıkarırlar ve hayata atıldığınızda vaktinizi nasıl boşa harcadıklarını idrak edersiniz, ama çok geçtir.
Okulu tanıyın Bu durumda okul seçerken mutlaka yapmanız gereken okulun sitesine girip, varsa, hocaların listesine bakmak; hocaları bilenlerden soruşturmak olmalı. Bölüm başkanı kim? Kadrolu hocalar kim? Konuk hocalar kim? Derslere geliyorlar mı? Pratikten gelen kaç hoca var? Yabancı ülkede eğitim görmüş hoca var mı? Yabancı hoca var mı? (Zorunlu olarak daha iyi olduklarından değil, öğrenciye saygılarından...) Genç hocalar aynı okul mezunları mı? (Mezun olduğu okulda ders veren genç hoca sınanmamış, kendini okul dışında kanıtlamamıştır. Bu yüzden pek makbul değildir.) Üniversitenin sanata, tiyatroya bakış açısı nasıl? Bölüm laf olsun diye mi açılmış, yoksa iddialı mı? Kısacası okul politikası sanatçı yetiştirmek mi, memur yetiştirmek mi? Lafa mı bakıyorlar, işe mi? Neye daha çok önem veriyorlar? Esas meseleleri sanat üzerine fikir yürütmek mi, eser üretmek mi? Ders saatleri pratik ile teori arasında nasıl paylaştırılmış? Bu sorulara sizi rahatlatacak cevaplar veremiyorlarsa boş yere hayatınızı ısraf etmeyin. Sonunda diplomalı işsiz ya da ‘hoca’ olursunuz. Üstelik ukalalığınızdan yanınıza yanaşılmaz, meyhanede bile dost bulamazsınız. Ömrünüz barlarda onu bunu çekiştirerek geçer gider.
Görgü Okul seçiminde ikinci unsur okulun nerede olduğu. Şu açık bir gerçek ki, oyunculuk eğitiminde hocadan sonra en önemli unsur görgüdür. Bir öğrenci yüzün üstünde oyun seyretmeden mezun olmamalı. İyi, kötü; sanat yapmaya çalışan, para kazanmaya çalışan; komedi, dram... her tür oyunu mümkünse defalarca seyretmeli oyuncu adayı. Unutmayın, kötü eserden öğrenecekleriniz iyi eserden öğreneceklerinizden çoktur! Üniversitenin olduğu yerde tiyatro seyredilebiliyor mu? Yakında böyle bir merkez var mı?.. Ayda yılda bir topluluk geliyorsa turne yapmaya, işiniz çok zor olacak, bilin. (Bu arada, yurtta kalacaksanız, son dönüş saatini öğrenin. İstanbul’un göbeğinde de olsanız saat 23’de kapıları kapanan bir yurt oyun seyretme olanağınızı ortadan kaldırır.)
Parça seçimi Okulu seçtiniz... Sınava gireceksiniz... Genellikle iki parça isterler. Biri klasik biri modern. Biri komedi biri dram. Bir de şiir. Birinci işiniz bu parçaları seçmek. Ne yapacaksınız ? İlk akla gelen harcıalem birtakım kitaplarda veya internet sitelerinde bulunan ‘sınav parçaları’ndan birkaç tanesini seçmek olacaktır. Ama bu iyi bir fikir değil! Unutmayın, sizinle beraber sınava girecek yüzlerce kişi de bunu yapacak. Sonunda sınav heyeti bu parçaları onlarca kere seyredecek, ister istemez bıkacak, sıkılacak. Ayrıca tek bir kişi o parçayı sizden iyi yaparsa fırsatı kaçıracaksınız. Üstüne üstlük, bunları hocalar da konsevatuvardayken ya hazırlamış ya seyretmişlerdir. Sizi kendileriyle kıyaslayacak, bir ihtimal küçümseyeceklerdir.
En önemlisi, bu tür yayınlarda seçilen parçaların çoğu dram tarihinin en iyi oyunlarının başrollerinden alıntılardır. Yani mesleklerinin doruklarındaki oyuncular için yazılmışlar, bunlar tarafından sunulmuşlardır. Daha da kısası, çok zordurlar. Altından kalkamamanız, başarısız olmanız olasıdır. Söz gelimi, Çehov’un “ben bir martıyım,” tiradı, Shakespeare’in ‘Hamlet’inden, ‘Macbeth’inden tiradlar, Lancelot Gobo... asla el sürülmemesi gereken parçalardır. Bir kere bunların tercümeleri iyi değildir. Sonra, heyette yer alan herkesin kafasında bunların nasıl yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Uzak durun bunlardan. Danışmak elbette iyidir. Görüş alın. Ancak “falanca girerken filanca parçayı yaptı, girdi; sen de yap,” gibi önerilere kapılmayın. Hele hele, “o parçayı severler,” gibi öneriler gelirse derhal kulak ardı edin. ‘Bilen birine sormak’ pek yararlı olmayabilir. ‘Bilen’ ne kadar biliyordur? Sizi biliyor mudur? Önereceği parçanın iyi olması yetmez. Size yakışacak mıdır?
Kendiniz karar verin. En iyisi ne yapacağınıza kendiniz karar vermektir. Gördüğünüz, okuduğunuz eserlerden, bildiğiniz oyunlardan bir parça seçin. İlle de tirad olması gerekmez. İkili bir sahnede esas karakteri seçersiniz, onun art arda gelen replikleri birbirine bağlanarak pekâlâ bir parça oluşturulabilir. Zaten bunun uzun olması da gerekmez. Çoğu zaman iki-üç dakikanın sonunda heyet sizi durduracaktır. Üstelik boşluğa bakarak büyük laflar etmek yerine karşınızda hayal ettiğiniz biriyle tartışmak çok daha etkili olacaktır. Yerli eserleri tercih edin. Orijinal dilde konuşmak, göreceksiniz, size çok daha kolay gelecektir. Kendi yazdığınız, veya toparladığınız bir metni de deneyebilirsiniz. Heyete sempatik gelebilir. (Ne var ki bunda kepaze olma ihtimali de var.) Riske girecek kadar kendinize güveniyorsanız parçalardan biri böyle hazırlanabilir.
Kendinize uyan bir karakter seçin. Heyetin en dikkat ettiği noktalardan biri sahnede sahici olup olmadığınızdır. İnanıp inandırmayı başarabiliyor musunuz? Onlar buna bakar. Sizden uzak birini seçerseniz karikatürleşme ihtimaliniz büyük olur.
Sakın taklit yapmayın! Yani sahnede birini taklit etmeyin. Gülebilirler ama üçüncü cümlede teşekkür edip kapıdışarı edilebilirsiniz. Oyunculukla taklitçilik arasında hiç bir ilişki yoktur.
Parçalarınız farklı olsun. Değişik karakterler oynayabileceğinizi gösterin onlara. Yalnız komedi ve dram değil; tempoları farklı, duygu yoğunlukları farklı sahneler seçin. Parça içinde de karakteriniz değişsin. Onun bir tavırdan başka tavıra geçişini gösterin. En önemlisi, marifetiniz varsa bunu belirtecek bir parça olsun seçtiğiniz. Şarkı söyleyebiliyorsanız, dans biliyorsanız bunları hissettirmek iyidir. Ancak ‘kör parmağım gözüne’ olmasın!
( DEVAMI AŞAĞIDA )
|