Öğretmenler Forumu
Ekim 16, 2008, 11:17:15 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara GiriÅŸ Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KISA OYUN  (Okunma Sayısı 3010 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
aa_ÅŸÅŸ_kk
Moderator
Hero Member
*****
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 822


Türkçe Sevdalısı


Üyelik Bilgileri WWW
« : Åžubat 20, 2008, 06:35:47 ÖS »

KISA OYUN*

Kısa oyun, tiyatroda ayrı bir tür olarak değerlendirilir. Yani uzun
bir oyunun kesilmiş, özetlenmiş bir biçimi değil, biçim ve içerik
anlamında bütüncül bir oyun türüdür. En önemli özelliği
kesintisizliğidir. Böylece, seyirci algıları sürekli canlı tutularak,
konu bütünlüğü tek merkezde toplanır. Oyunun yayılması riski en aza
indirgenmiş olur. Kişilerin gelişim çizgileri uzun oyunlara nazaran
daha hızlıdır ve daha nettir. Olayların gelişim ve sonucunun daha
süratli olması başat özelliklerinden biridir. Ancak kısa oyunun
gelişimi çağlar boyunca, toplumların yapısına ve gelişim çizgisine
bağlı olarak sürekli değişim göstermiştir. Uzun oyunlarda uzunca bir
zaman süreci varken; bu, kısa oyunlarda doğal olarak kısalır. Uzun
oyunlar baz alındığında serimler daha kısadır. Bu da dolantısız bir
ÅŸekilde seyircinin/okuyucunun konuya adaptasyonunu saÄŸlar. Tarihsel
sürece baktığımızda "Kısa Oyun" un, Antik Yunan tragedyalarına kadar
uzandığına tanık oluruz. Antik Yunan oyunlarında oyun aralarında belli
başlı duraklar vardı. Bu duraklar, koronun araya girmesiyle
sağlanıyordu. Ancak bu da başlı başına bir durak oluşturmuyor; oyunun
bütünlüğüne hizmet eden bir yapı taşıyordu. O yüzden bu durakları kısa
oyun biçimi içinde değerlendiremeyiz.
İnsanların uzun zaman süreci içinde, uzun tragedyalardan sonra
izledikleri "Satir" oyunlarını kısa oyunun tarihsel başlangıcı
sayabiliriz. Semih Çelenk, Satir oyunlarının, Kısa Oyun' la ilgili
mantık birliğini şöyle açıklar: Tragedyalarda gerçek zamanla oyun
zamanının koşut kılınmaya çalışılmasının; bir tragedya üçlemesinin
hemen ardından tragedyanın ağır havasını dağıtmak adına bir satir
oynanmasının; insanların anfi-theatr' larda sabahtan akşama kadar bir
ayin izlercesine sahnenin büyüsüne kapılıp bir arınma (Katharsis)
yaşayarak kötü eğilimlerinden arınmasının hiç kuşku yok ki zamanın
toplumsal, felsefi ve politik ortamıyla, bakışıyla ilintisi vardır.
Antik Yunan Satir Oyunları, tragedyaların amacıyla (başta arınma)
doğru orantılı ilerler. Bazı tarihçilere göre Satir, dramın ilk
biçimiydi ve giderek hem tragedya hem komedya ondan doğdu. Fakat
kanıtların çoğu, İÖ. 534 ile 500 arasındaki bir tarihte bu biçimi icat
etme onurunu Pratinas' a bağışlar. Yazılmış yüzlerce Satir oyunundan
bugüne ulaşan tam bir örnek Euripides' in "Kiploplar" dır. Bu oyun,
Odyseus' un Kikloplar ve başında Silenus' un bulunduğu tutsak satirler
takımı ile karşılaştığı bir bölüme dayandırılmıştır. Buna ek olarak,
Sophokles' in "İz Sürenler" inin büyük bir bölümü mevcuttur. Oyun,
Apollon' un hırsızlar Tanrı' sı Hermes' in çaldığı bir sığır sürüsünü
arama çabasını anlatır. Elimize geçen belgelerin sınırlı oluşundan
dolayı biçim hakkında bir genellemede bulunmak güçtür. Fakat Satir
oyunlarının tipik özellikleri üzerine tahminler yürütebiliriz. Satir
oyunu adını Dionysos' un, yarı insan yarı hayvan arkadaşlarından
oluşturulmuş korodan almıştır. Korobaşı, satirlerin babası Silenus'
du. Satir oyununun öyküsü bazen eşlik ettiği tragedyanın teması ya da
konusu ile ilintilidir ama çoklukla tamamen bağımsızdır. Aslında
mitosu alaya alan (ve çoğu kez Tanrıları ve kahramanları ve
serüvenlerini gülünçleştiren) bu yorum, bir kırsal çevrede geçen
gürültülü aksiyonu, canlı dansı, açık saçık bir dil ve tavır içerirdi.
Koro şarkıları ile bölünmüş episodlardan oluşan yapısı bakımından,
satir oyunları tragedyaya benzerdi. Dil ve tartım, gündelik ve
teklifsiz olmaya yatkınlığından dolayı tipik tragedya dilinden ve
tartımından sapmıştı. Tragedyalardan sonra gelen bir oyun olan satir
oyunu , kendinden önce oynanan ciddi oyunlara komik bir çerçeve
oluÅŸtururdu.
Görüldüğü gibi kısa oyun, tragedyadan sonra gelen bir oyun gibi
algılanmasına rağmen, ilk etapta bağımsızlığını ilan etmeyi
başarmıştır. Seyircide, daha değişik bir algı uyandırdığı aşikardır.
Satir' lerin daha çok komedi ağırlıklı olması, Kısa Oyun' un
kökeninin, komedi biçiminden geldiği anlamına gelmez. Satir Oyunlarını
daha çok bir "biçim" olarak kısa oyunun başlangıcı saymak gerekir.
Satir oyunları aynı zamanda tragedyanın ağır havasından seyirciyi
başka bir boyuta çekmenin karşılığı olmuştur.
Tarihsel süreç içinde eskiden İspanyol tiyatrosundaki, önceleri dinsel
formatta olan "Auto Secramental" oyunlarını da Kısa Oyun başlığı
altında değerlendirebiliriz. Auto Secramental, İspanya ve Portekiz'
deki ' AÅŸai' ve 'Rabbani' ayinine iliÅŸkin tek perdelik alegorik
koşuklu dinsel oyunlar. XII. yy. da açık havada, özellikle Corpus
Christi yortusu dolayısıyla düzenlenen törenlerden gelişen 'farcas
sacramentales', İspanyol oyun yazarı Encina ile Portekizli oyun yazarı
Gil Vicente' nin elinde olgunlaşmıştır. 'Carros' adı verilen
tekerlekli yürüyen sahnelerde gerçekleştirilen Autos Secramental' ler,
ciddi dinsel oyunlar değil, komik sahnelere dayalı güldürülerdir.
Yortu günlerinde oynanan, gülmece ve dansın da yer aldığı bu oyunlar,
dinsel tören alayının sokaklardan geçtiği tiyatroluk gösterilerdi.
III. Philipp döneminde oyun yazarlarınca ele alınarak en verimli
günlerini yaşayan Auto Secramental' ler, 1765' te yasaklanmıştır.
Kısa Oyun, dinsel oyun geleneği içinde ilk kez İspanyol tiyatrosunda
ortaya çıkmış. Tragedyalarda "ağır havayı dağıtma" işlevinde olan kısa
oyun, Auto Secramental 'ler de ise dini günlerde oynanan seyirlik bir
sokak oyunu biçimine dönüşmüştür. Ancak görüldüğü gibi kısa oyun' da
hala daha "yazar" eksenli bir yapı yok. En fazla "uyarlayan" ya da
"olgunlaştıran" yazarlardan söz ettik. Tam anlamıyla yazarının elinden
çıkan kısa oyunlara ancak yirminci yüzyılda rastlamak mümkün olacak.
Doğu tiyatrosuna baktığımız zaman orada da kısa oyunla ilgili modeller
görürüz. Ancak orada da kısa oyun, Satir oyunlarında olduğu gibi "ara
oyun" dur. Yani tek başına bağımsız bir oyun biçimi değildir. Bu da
bir oyunun, canlandırdığı öyküyü anlatmak için zamana ihtiyacı olduğu
gerçeğini bize bir kere daha gösterir. Ve insanların buna
harcayabilecek zamanları olduğu gerçeğini...Japon tiyatrosunun komedya
biçimi olan 'Kyogen' in kaynakları üzerine henüz yeterli bilgi yok.
Ancak bu türün 'No' tiyatrosunun olgunluğa eriştiği dönemde var olduğu
biliniyor. Kyogen, No oyunları arasında oynanan güldürülerdi. Ancak bu
oyunlar, yalnız komik durumların gösterilmesiyle gelişmez; bu, klasik
Japon tiyatrosunun konuşmaya, çatışmaya ve özelliği olan tiplere
dayandırdığı bir düşünce oyunudur da. Kyogen' in önemli konuşma
tekniği 'Kabuki' tiyatrosunun ilk biçimini ortaya çıkarmıştır.
Maskesiz, müziksiz oynanan Kyogen' de önemli bir toplum taşlaması
vardır. Ayrıca, insanların kusurlu ve zayıf yanları da bu oyun türü
içinde gösterilir. Eleştiri ve ahlak kavramı dolaylı olarak komik
öğeyle iyi bir biçimde kaynaşmış olarak karşımıza çıkar. Bu türde
erotizme yer verilmez; olsa bile 'üsluplaştırma' ile seyirciye
iletilir. No tiyatrosunda olduğu gibi, bu türün oyuncuları da yalnız
erkektir. Baş oyun kişisi, No' da olduğu gibi 'şite' adını alır.
İkinci derecedeki oyun kişilerine ise 'ado' denir. İki şite, iki-üç
ado olabilir bir oyunda.
Kyogen kısa oyunlarına bakarsak ilk göze çarpan şey, kısa oyunun hala
"eğlendirme" amacı taşıdığıdır. Eldeki bilgiler sınırlı olsa da
Kyogen' lerin bir yazarı olmadığını söyleyebiliriz. Kyogen kısa
oyunlarının en çok benzerlik taşıdığı biçim Antik Yunan
tragedyalarının arasında oynanan satir oyunlarıdır. Satirlerin
mitologya kaynaklı bir yapılanma içinde olduğunu söylemiştik. Kyogen'
in, mit kaynaklı olmasa da "güldürü" anlamında satirlerle ortaklığı
vardır.
Bu bilgiler ışığında, kısa oyunların halkların kendilerine özgü
geleneksel kültürlerinden beslendikleri ileri sürülebilir. Kısa oyun
yaşamdan kendine bulduğu her an' ı "kısa" da olsa değerlendiren bir
oyun türü olarak karşımıza çıktı. XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVI.
yüzyılın başında Fransa' da ortaya çıkan , taşlamalı kaba güldürü türü
olan "Sotie" oyunlarını da kısa oyun türü olarak değerlendirebiliriz.
Bu oyunlar kısa fars şeklindedir. Kalıplaşmış komik oyun tipleriyle,
izleyiciyi söz oyunlarıyla güldürmeye, toplumsal aksaklıkları
taşlamaya; ve bu taşlamayla birlikte ortaya bir siyasal karikatür
tablosu ortaya çıkarmaya çalışan oyunlardı bunlar.
"Ara oyun" olarak değerlendirilen "İntermezzo" ise kendi başına
dramatik bir oyun türüdür. İntermezzo' nun zaten İtalyanca' daki
karşılığı "ara oyun" dur. XV. ve XVII. yüzyıllar arasında oynanmıştır.
Antik koro, İspanyol "entremése", İngiliz "İnterlude", Fransız fars,
halk şarkıları ile kaba oyundan türemiş olan İntermezzo, dans,
pantomim, akrobasi, koro, ezgi, okuma, şarkı, mitolojik oyun kişileri,
dekorlu bale ve burleks tipler gibi özellikler gösterir.
İntermezzo oyunlarıyla beraber kısa oyunun, teknik olarak da kendine
özgü, bağımsız bir tür olma yolunda ilerlediğini görürüz. Gerçi,
burada "ara oyun" olarak değerlendirilir ama biçim ve içerik olarak
uzun oyundan ayrılmaya başlar. Artık başlı başına bir tür olarak
yayılmaya başlar kısa oyun. XIX. yüzyılda "lever du rideau" denilen ön
oyunlar, asıl önemli, ağırlığı olan oyundan önce gösterilen kısa,
önemsiz gülmece oyunlarıydı. Öyle ki bunlar asıl oyunu görmeye gelecek
seyirciler henüz salonu doldurmamışken, bir avuç meraklının izlediği
oyunlardı. Yazar da büyük oyunundan yeterince kazanamadığı parayı bu
oyundan aldığıyla çoğaltırdı. Daha sonra 'revue' lere, müzikli
oyunlara dönüşüm yapan 'vaudville" gösterilerinde de bu çeşitli kısa
oyunlar oynanıyordu. Bir başka nokta da yazarlarınca 'oynanmaz' diye
nitelenen nice kısa oyunun, daha sonra sahnelendiğinde çok tutulan
oyunlar olmasıdır. Alfred Musset' in kısa oyunları gibi. Puşkin,
'miniatures" adını verdiği 'Don Juan, Mozart ve Salieri, Veba
Sırasında Şölen, Cimri Şovalye' gibi oyunlarının bir yenilik olduğunu,
oyun kişisinin yaşamında bunaltı, doruk noktalarının
dramatikleştirilmesi amacını güttüğünü belirtiyor. Profesyonel
tiyatrolar kısa oyunları pek tutmadıkları , bunların gişe bakımından
işlekliği olmadığı düşüncesiyle yeni bir biçim de denemiştir. Bu
biçim, iki - üç kısa oyundan meydana gelen uzun oyundur. Her bir oyun
kendi başına bağımsız olup, belli bir konu yakınlığında ötekilerle bir
araya gelmekte, istendiğinde her bir bölüm kendi başına
oynanabilmektedir.
Bununla birlikte kısa oyun' un tam anlamıyla bağımsız olup, kendi
biçimini bulması yirminci yüzyıla denk gelir. Yirminci yüzyıl,
teknolojinin güçlendiği, bilimsel deneylerin büyük ivme kazandığı,
sanayileşmeyle beraber sınıflar arası farklılıkların çok belirgin bir
biçimde ortaya çıktığı bir dönemdir. Böylece, insanın işgücüne daha
fazla zaman ayırması gerekiyordu. Bu zaman kısıtlaması, zorunlu olarak
sanat tüketimini de etkiledi. Kısa Oyun' un ayrı bir tür olduğu ilk
kez Percival Wilde 'ın "The Craftsman ship of the One Act-Play" (1923)
adlı yapıtında ifade edilir. Bu kitapta Wilde, kısa oyunun, uzun
oyundan ayrı bir tür olduğunu gösterirken kısa oyunun "birlik ve
tutumluluk bakımından üstün, kısa sürede oynanabilen, araları,
durakları gerektirmeden bir bütün olarak sindirilip özümlenebilen "
bir tür olduğunu belirtiyor.
Logged


KPSS hatırası

Türkçe Öğrt.

"Türkçem Sevdamdır"
aa_ÅŸÅŸ_kk
Moderator
Hero Member
*****
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 822


Türkçe Sevdalısı


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : Åžubat 20, 2008, 06:36:29 ÖS »

İnsanların tiyatroya ayıracakları zaman da kısıtlı hale gelmişti
artık. Rönesans döneminde olduğu gibi beş perdelik oyunları izlemek
için bolca zamanı yoktu seyircinin. Bu, seyircinin, bazı şeyleri daha
pratik, daha çabuk görmek istemesi demek. Bu da peşinden, sanatı da
daha "kısa" bir zamanda tüketmek istemesi gerçeğini getirdi. Kent
şartlarının değişmesiyle beraber, karşımıza her şeyi hemen isteyen,
daha çok tüketime endekslenmiş, faydacı bir insan modeli de çıktı.
Böylece tiyatro yapıları on-on iki bin kişilik dev anfi-theatr'
lardan, küçük İtalyan sahneye; oradan da cep tiyatrosu ve Cafe-Theatr
denilen daha küçük alanlara sıkıştı. Bunda güçlenen medya ilişkileri,
(televizyon, sinema, internet vb.) bilgiyi daha çabuk kazanabilme
lüksü ve zamana daha çok yaşam sıkıştırma isteği gibi nedenleri
sayabiliriz.
Yaşamda değerlendirecek alternatiflerin çoğalmasıyla birlikte, bunları
zaman içine yayma zorunluluğu ortaya çıktı. Böylece tiyatral anlatım
da yeni biçimleme arayışına gitti. Ve Short Play dediğimiz "kısa
oyun", tek başına kuramı ve biçimiyle beraber tiyatro dünyasına girdi
Tiyatrolar için, daha masrafsız, daha zahmetsiz ve daha fazla
"deneyselliğe açık" bir yapı oldu kısa oyun. Yaşam içinde kendine yer
bulması zor olmadı.
Toplumsal koşullar değiştikçe, kısa oyun mantığının değişime
uğradığını görüyoruz. Yani ticari anlamda kısa oyunun "getirisi" kendi
içinde sorgulanmaya başlanıyor. Kısa oyunlar "durum" merkezli oyunlar
olduğu için tek bir mekandan söz etmek gerekir. Oyunlar, genelde
başladığı mekanda biter. Kendi estetiğini bu mekan-durum- olay içinde
kendi formatıyla belirler. Kanımca oyunun belirleyen öğelerin, oyun
içindeki sorumluluğunun, uzun oyuna nazaran kısa oyunda daha fazladır.
Uzun oyunda bir öğe aksadığında, bunu diğer öğeler kapatabilir. Kısa
oyunun böyle bir şansı yoktur. Çünkü her şey "kararınca"
kullanılmıştır oyunda.
Avrupa' da küçük tiyatrolar denilen özgür sanat tiyatrolarının
gelişmeye başlamasıyla kısa oyunlar da önem kazandı. Yeats, Synge,
Lady Gregory, Barrie, Maeterlinck, Lorca, Shaw, Schnitzler, Süderman,
Çehov, Strindberg, Serafin ve Joaquin Qintero, Pirandello, Oscar
Wilde, Sean O'Casey, Cocteau gibi yazarlar kısa oyunlar yazdılar. Çoğu
kez üç kısa oyunda üç perdeli bir uzun oyun temsili düzenleniyordu.
Kimi yazarlar da önce bir kalem denemesi gibi kısa oyunu daha sonra
uzun oyun yapıyorlardı. Amerikan yazarlarından William Saroyan' ın,
Arthur Miller' ın, Tennessee Williams' ın böyle oyunları vardır.
Kısa Oyunu toplumcu tiyatro da kendi amacı için uygun buldu. Örneğin
Amerika' da işçi, sendikacılık, solcu hareketleriyle 1930 - 1937
yılları arasında yüzlerce kısa oyun yazıldı. Öyle ki 1937' de yalnız
kısa oyun için 'One Act - Play Magazine' adlı bir dergi bile
yayınlandı. Bu çalışma, denemelere daha fazla kolaylık sağlıyor,
savunulan düşünceler ülkeye, geniş halk yığınlarına daha geniş bir
biçimde ulaşabiliyordu. Daha çok sayıda oyun, tiyatro yaşamına daha
bir çeşitlilik, düşüncelere daha bir canlılık, açık-seçiklik, kesinlik
getiriyordu. Savaşın nedenleri ve sonuçları, işsizlik, toplumsal sınıf
çatışması gibi sorunlar, kısa oyunlarda daha etkili ve doğrudan
doğruya verilebiliyordu. Absürd tiyatro gibi öncü denemeler de, kısa
oyunları amacına yatkın buluyordu. Radyo ve televizyon tiyatrosu için
de kısa oyun çok uygun bir biçimdi.
Kısa Oyun, 'usdışı tiyatro' olarak tanımlanan akımın da bir
özelliğidir. Eugene Ionesco' nun Kel Şarkıcı, Ders, Sandalyeler,
Jasques Ya Da Boyun eğme, Yeni Kiracı, Gelecek Yumurtalardadır, İkili
Sayıklama, gibi oyunlar kısa oyun örneği olarak sayılabilir. Usdışı
tiyatro içinde anılan diğer yazarlardan biri ise Jean Tardieu ' dur.
1946 yılında yeni bir tiyatro dili arayan Tardieu' nun Sahne
Karabasanları adında iki kısa oyun yayımladığı görülür. Bundan sonra
da birçok kısa oyuna imza atmıştır Tardieu. ' Oda Tiyatrosu' ve
'Tiyatro II' adı altında toplanan bu oyunlar, Yıldırım Keskin
tarafından Türkçe' ye çevrilmiştir. Fransa' da oyunlarını daha çok
kahve tiyatrolarında (café-Théatre ya da caf-thé) oynatan genç kuşağın
ise kısa oyunlara karşı oldukça ilgili olduğu görülmüştür. Kafelerde
oynanan oyunlar, öz ve biçim yönünden; aynı zamanda zamanının kısalığı
bakımından kısa oyun örnekleri arasında gösterilebilir.
Türkiye' de kısa oyunun tarihine kısaca göz atmak gerekirse ilk dikkat
çeken Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde yazılan kısa oyunlardır. Bu
dönemde yazılan kısa oyunlar, Avrupa ' da olduğu gibi uzun bir oyunla
birlikte oynanan 'lever du rideau" olarak deÄŸerlendiriliyordu. Gerek
Güllü Agop' un tiyatrosunda, gerekse Mınakyan' ın ve Ahmet Fehim' in
tiyatrosunda Labiche, Mme Girard, Stapleaux, Marc Michel, Moreau,
Siraudin, Delacour, Grangé, Thiboust, Michel Lockroy gibi yazarların
kısa oyunları çevrilip oynanıyordu. Çağın yazarları da kısa oyun
yazmışlardır. İlk Türk oyunu olan Şinasi' in "Şair Evlenmesi"
bunlardan biridir. Sonrasında Ali Bey' in Misafir' i İstiskal, Geveze
Berber' ile Kokona Yatıyor uyarlaması; A.Cemil' in Eskici Kasım, Ali
Rıza' nın Mızrak Çuvala Sığmaz, Mehmet Behçet' in Fakir Lokantanın
Fakir Uşağı, Mehmet Hilmi' nin Güruh-i İnsan Nakıstır Her An, Mustafa
Nuri' nin Büyücü Karı, Şemsi' nin Kendim Ettim Kendim Buldum- Fikri-
paşazade Lütfi' nin Erkekler Arasında adlı oyunları bu dönemin kısa
oyunları arasındadır.
Meşrutiyet' le birlikte kısa oyun daha işlek bir tür olarak karşımıza
çıkar. Bu dönemin yazarları da bu türde pek çok oyun yazmıştır. Cenap
Şahabettin, Yalan Ve Körebe, Hüseyin Suat, Hülle, Çifteli Mikroplar,
Deva-yi Aşk, Ahrette Bir Gün, Cumhuriyet' te yazdığı Tayyare, Ali
Ekrem, Mama Dadım Darılır, Mehmet Rauf, Dilenci, Diken, Müfid Ratip,
Zincir, Sayfiyede, Zeki Çocuk, Şahabettin Süleyman, Aralarında, Kanun,
Fırtına, Yeni İzdivaçlarda, Burgu, Kırık Mahfaza, Tahsin Nahit,
Hicranlar, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) Nirvana, Veda ve kısa öykü
yazarı Ömer Seyfettin' in metinleri elimizde bulunmayan Şaka, İhtiyar
Olsam da adlı kısa oyunlarıyla; Cumhuriyet' in ilk yıllarında
Mahçubluk İmtihanı, Yusuf Ziya, Eski Mektup, Latife, Şüphe, Tatlı Ölüm
adlı kısa oyunlarıyla, Nikahta Keramet adlı kitapta topladığı çok kısa
on dokuz oyunu örnek verilebilir bu dönemde yazılan kısa oyunlara. Bu
dönemin uzun oyunda olduğu kadar, kısa oyunda da en verimli yazarı
İbnirrefik Ahmet Nuri (Sekizinci)' dir. Kısa oyunları: Asri Hülyalar,
Aşk-ı Atik, Cereme, Çürük Merdiven, Dengi Dengine, Fırsat Yoksulu,
Gücü Gücü Yetene, Kadın Tertibi, Kısmet Değilmiş, Tecdit-i Nikah, Açık
Bono, Banka Müdürü, Büyük Yemin, Eski Adetler, Eski Adetler, Gerdaniye
Buselik, Harika, İki Ateş Arasında, İki Bebek, İzdivaç Projesi, Kuduz,
Madde- i Asliye, Münafıklık, Münevverin Hasbihali, Türibizadeler, Üç
Misli, Yeni Dünya Meşrutiyette yazdığı kısa oyunlardır.
Cumhuriyet' le birlikte pek çok kısa okul oyununun yazıldığını
görürüz. Bu dönemde yazılan kısa oyunlar, özellikle amatör tiyatrolar
ve radyo tiyatrosu için önem kazandı. Birçok yayınlar kısa oyunların
yayınlanmasına önem verdi. Cumhuriyet sonrasında Reşat Nuri Güntekin'
in yazdığı okul piyeslerine de okullarda sahnelenir. Müsamare şeklinde
sahnelenen bu oyunlar da yapı olarak kısa oyunun içindedir.
Kısa oyun' da tiyatroda sıkça gerekliliğinden söz ettiğimiz "dramatik
" kavramı kendini daha belirgin bir şekilde var eder. Çünkü sıkışmış
zaman kavramı kendini daha güçlü hissettirir kısa oyunlarda. Genelde
kısa oyunlarda "karakter" özelliği gösteren oyun kişisine çok
rastlamayız. Daha çok "tip" merkezli bir yapı görülür. "Tip" dediğimiz
zaman oyundaki işlevini yerine getirme açısından, daha çok yazarını
temsil ettiğini söyleyebiliriz. Kanımca kısa oyunlardaki tip
kişileştirmesi yazarın söylemini doğrudan ifade eder ve yazarın
iletmek istediği mesajı, oyun kişisinin ağzından; birincil kaynaktan
verir. Tek sahne ve sıkışmış mekan, algı bütünlüğünü daha güçlü
yakalayabiliyor kısa oyunda.
Kısa Oyun, tiyatroya dair teknik bir tanımlama olduğu için sahne
üzerinde ne ifade ettiği kısmıyla da ilgilenmek gerekir. Tam anlamıyla
nedir kısa oyunun tanımı ? Yani batının "One Act Play " dediği türden
"tek perdelik oyun" diyebilir miyiz? Bu tanım kanımca eksik bir
tanımlamadır. Bu yaklaşım her tek perdelik oyun biçimini "kısa oyun"
parantezine almak anlamına gelir. Peki süreyi baz alırsak? Yani
oyunun, bir uzun oyuna göre daha kısa sürede bitmesi... Tek perdelik
oyun mantığına şöyle bir açımlandırma yapmak gerekir. Anton Çehov' un
"Tütünün Zararları" adlı oyunu da; Arthur Miller' in "Mr. Peter' s '
ın Bağlantıları" adlı oyunu da tek perdelik oyundur. Ancak Anton
Çehov' un oyunu altı sayfalık bir oyun metniyken; Arthur Miller' in
oyunu yetmiş sayfalık bir oyun metnidir. İkisi de tek perdelik
oyundur. Doğal olarak Arthur Miller' ın oyununu "kısa Oyun" mantığı
içerisinde değerlendiremeyiz. Bu da gösteriyor ki, "tek perdelik oyun"
açıklamasından daha geniş açılımlara ihtiyacımız var. Bu konuda Metin
And şöyle der: 'Kısa Oyun, gereksiz serimlerle oyalanmadan, konusunu
sınırlayan, gerekince kişilerin sayısını azaltan bir türdür. Ayrıca
oyunun kendi süreci veya alınan yolun sürecinin temsil sürecin çok
aştığı durumlar da vardır'.
Daha çok bir zaman kısıtlamasından söz etmemiz gerekir. Yazar,
zamanını kısa oyun mantığına göre harmanlamıştır. Bu yüzden iletmek
istediğini daha kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştirir. Daha
dolantısız ve daha ayrıntısız bir şekilde yazarın mesajıyla karşı
karşıya kalırız. Kısa Oyun çözümlerken oyun kişilerinden çok "durum"
la ilgilenmemiz biraz da bundandır. Ancak bazı kısa oyunlarda
derinliği olan oyun kişilerine rastlamak da mümkündür. Bu da güçlü bir
yazarlık deneyimi isteyen bir şeydir.
Kısa Oyun' da bir "an" la karşılaşırız. Bu "an", içinde çatışma
barındıran ve doğal olarak da insanla ilgili olan bir andır. Kendi
durumunu, yaşamını, tıkanıklığını kendisi yarattığı için, kısa oyunda
"rastlantısallık", uzun oyunlara nazaran daha azdır. Uzun oyun,
içselleşen karakterleriyle büyük bir dünya yaratırken; kısa oyun bir
çok şeyi eleğinden geçirerek bize göstermek istediği yerleri
sivriltir. Aynı adı gibi durumları da kısadır kısa oyunun. Çünkü
yazar, ulaşmak istediği yere bizi "kısa" yoldan taşımak ister. Buna
"uzun oyunun kısa hali" penceresinden de bakmamak gerekir.
Tarihsel sürece baktığımızda kuşku yok ki, günümüzün kısa oyun mantığı
daha farklı bir yapıya oturmuştur. Günümüz insanının, hem ağırlaşan iş
koşullarından dolayı; hem de zamana sıkıştırması gereken öğelerin
çoğalmasından dolayı, artık her şeyi en pratik yoldan görmek istiyor.
Artık zamanına daha çok şey sıkıştırmak istediği gibi; zamanını
ayıracağı her kavramın, zamanının ne kadarına mal olacağını bilmek
istiyor. Kısa oyunun, günümüz insanını yakalama dinamikleri biraz da
bu noktadadır.
Kısa Oyun' u bir olay ya da durumun "özet" i şeklinde de
değerlendirmemek gerekir. Başta da dediğim gibi bu aslında yazarın
elindeki malzemeyi değerlendirme dinamikleriyle doğru orantılı bir
süreçtir. Bu tekniği biraz da yazar, kendisi belirler. Perdenin
kapanmasının, ışıkların sönmesinin oyunun bittiği duygusunu
uyandırması kısa oyuna özgü bir tekniktir. Böylece, seyirci algıları,
buna göre yönlenir.
Bugün ülkemizde kısa oyunun "şimdi" si hakkında çok iç açıcı şeyler
söyleyemeyiz. Bunun en önemli nedenlerinden biri yazılan metinlerin
azlığı ve kısa oyunların ticari olmaması. Bu konudaki en uzun soluklu
ve somut uygulama DEÜ. GSF. Sahne Sanatları Bölümü "Suat Taşer Kısa
Oyun Yarışması" dır. 1983 yılında yitirdiğimiz tiyatro üstadı Suat
Taşer' in ailesinin ve Dokuz Eylül Üniversitesi' nin ortaklaşa
düzenlediği ve üniversitelerin "Dramatik Yazarlık" anasanat dalında
eğitim gören öğrencilere açık olan bir kısa oyun yarışmasında ödül
alan yapıtlar, okul çatısı altında sahneleniyor. Her ne şekilde olursa
olsun kısa oyunun, üzerinde daha fazla konuşulması gereken bir oyun
türü olduğu ortadadır.
*BURAK AKYÜZ, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi,
Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık-Dramaturgi Anasanat Dalı,
Lisans Tezi, İzmir 2005, Yön: Yrd. Doç Dr. Uğur Akıncı.


kaynak : Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin.
Uye ol yada Giris yap
www.gibiyapanlar.com
Logged


KPSS hatırası

Türkçe Öğrt.

"Türkçem Sevdamdır"
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediÄŸiniz yer:  

hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 

51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 

 

eğitim Edebiyat Edebiyat Edebiyat Edebiyat Okul Öncesi ÖSS KPSS Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Tarih Matematik Geometri Biyoloji Kimya Sağlık ÖSSSS Fizik ingilizce Gebelik Matematik Weblopedi Oteller chat sağlık Haberler
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!