|
omeryilmaz
|
 |
« : Temmuz 27, 2007, 04:48:19 ÖS » |
|
Amerikalıları, atom bombasını sivil hedeflere gönderecek kadar korkutan kamikazeler, savaşın sıcaklığı içerisinde, tıpkı bugün Bağdat’ı korkuya salan ‘canlı bombalar’ gibi, fanatik ölüm makineleri olarak sunulmuş, dünya onları bu şekilde tanımıştı. Savaşı izleyen işgal günlerinde, Japonya’da kamikazelere ilişkin araştırma ve yayınlar yasaklanmış; kamikazeler de, ancak aradan on yıllar geçtikten sonra, olayı farklı açılardan ele alan kitap ve filmlere konu olmuştu. Bugün ‘kamikaze pilotları’ fanatik savaşçılar değil, trajik bir olayın cesur ve genç kurbanları olarak görülüyor... 1944’ün ortalarından itibaren, Almanlar ve Japonlar, Müttefik devletlerin malzeme gücü karşısında çaresiz kalmaya başlamış ve üstünlüklerini büyük ölçüde yitirmişlerdi. II. Dünya Savaşı esas itibariyle, sanayi üretim kapasitesiyle, petrol, demir, buğday ve diğer temel mallara erişime dayanan bir yıpratma savaşıydı. 1942’ye kadar stratejik ricat içerisinde olan Müttefikler, çok kısa sürede insan ve malzeme kayıplarını fazlasıyla telafi edip, öncelikle hava ve deniz hâkimiyetini ele geçirmişlerdi. Sovyetler Birliği doğuda Alman savaş makinesini ezerken, Anglosaksonlar da, batıda, İtalya, Normandiya ve Provence’a çıkıp Almanya’ya doğru ilerlemeye başladılar. Amerikalılar ise, Pasifik’te Filipinler’e ayak basmışlardı. Bu durumda, güneydoğu Asya’daki yegane petrol kaynaklarıyla irtibatı kesilmek üzere olan Japon donanmasının umutsuz saldırıları, büyük felaketlerle sonuçlanacaktı. O günlerin bir diğer özelliği de, Alman ve Japon hava kuvvetlerinde, kaybedilen on binlerce pilotun yerlerinin doldurulamaz hale gelmesiyle, bu ülkelerin kentlerinin gece gündüz bombalanmaya başlanmasıydı. Daha önceki yıllarda ancak büyük kayıplar pahasına bombardıman yapan Müttefik uçakları, artık hava sahasının hâkimi olarak, hedeflerindeki kentleri yerle bir ediyorlardı.
|