afilli
Jr. Member

Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 94
WELCOME TO GLEAM OF HOPE
|
 |
« : Ağustos 19, 2007, 06:28:40 ÖS » |
|
Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Kendisi de yetim büyüdüğü için, yetimliğin çok zor olduğunu biliyordu. Onlara şefkatli davranır, devamlı onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı. Kendi evinden de yetim hiç eksik olmazdı. Hz. Hatice ile evlendiğinde, onun ölen kocasından olan Hind ismindeki erkek evlâdına kendi öz çocuğu gibi bakıp, yetiştirmişti. Daha sonra evlendiği Ümmü Seleme’nin de beraberinde beş yetimi vardı. Bu çocukların babası da savaşta şehit düşmüştü. Onlara da çok büyük şefkat göstermiş babalarını aratmamıştır. Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir. “Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elini değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben, şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız” daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi. Kocası öldüğü hâlde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten dul bir hanımın peygamberimizin gözünde çok büyük bir yeri vardır. Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak, insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır. “Allah’a ibadet edin ve hiçbir şeyi Ona ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin. Akrabaya, yetimlere, fakirlere, akraba komşuya ve yabancı komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizdeki köle ve cariyelere de iyilik edin. Muhakkak ki Allah kibirli olanı ve böbürleneni sevmez.” (Nisâ Suresi, 36.) “Eğer mirasın taksimi sırasında, vâris olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada bulunursa onlara da terekeden bir miktar verin ve gönül alıcı sözler söyleyin… Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ise, muhakkak ki karınlarına ateş dolduruyorlar. Onlar yakında Cehennemin alevli ateşine girecekler.” (Nisâ Suresi, 8-9.)
Araştırmaya göre, küçük yaşta sevgiyle kucaklanmayan yetim çocuklarda oxytocin (oksitosin) hormonu eksikliği varmış. "Olabilir efendim, geçiniz. Bu çocukların karnı tok, sırtı pek mi, ondan haber veriniz," deyip silkeleyemezsiniz üzerinizden. Beynimizin ortalarında bir yerlerde, mini minnacık bir bölge, bizi annemize, sevgilimize, eş ve dosta bağlayan bu hormonu üretmekle meşgul her gün. Küçük bir çocuğu annesiyle sarmaş dolaş oynaşmaya bırakın, sonra çişindeki oksitosin düzeyine bakın. Şaşırarak göreceksiniz ki, çocuğun beyni annesiyle geçirdiği o mutlu anlara bol bol hormon salgılayarak reaksiyon vermiş! Çocuk yetiştirme yurtlarında, işi başını aşmış, eğitimsiz ve bezgin çalışanların elinde büyüyen kimsesiz çocuklarda bu hormon yükselmiyormuş. Bundan başka, bir de vasopressin diye bir hormon varmış ki, böyle çocuklarda hiç aramayacakmışsınız. Çünkü neredeyse laborantların gözünden kaçacak kadar düşükmüş bu hormon. Bu iki hormon, isimlerini telaffuz edemesek de, vücudumuzda dolaştıklarını bilmesek de bizlere lazım. Bizi insan yapan, diğer insanlara bağlayan, sosyal davranışlarımızı etkileyen hormonlar bunlar. Kucaklanacağız, oksitosinimiz ve vasopressinimiz artacak. Bu bizi mutlu edecek ve daha çok kucaklanmak isteyeceğiz. Birbirimize yakınlaşacağız. Oksitosinsiz ve vasopressinsiz hayatın tadı tuzu yok. Onlar olmadan, bizler ovalarda tek başına dolanan, ne köy ne de kasaba kurmaya ihtiyaç duyan, ailelerimizden zevk alamayan birer biyolojik hayvandan başka bir şey olamazdık. Pekiyi bu hormonsuz çocuklara ne olacak? Yetiştirme yurtlarından paçalarını sağ salim koparabilirlerse, kolu bacağı yerinde diye toplum olarak büyütmüş olmaktan böbürleneceğimiz gençler olacaklar. Ama sosyalleşmekten zevk almıyorlarmış, insanlarla iletişim kurmaktan, acımaktan, sevmekten, iyilik yapıp mutluluk duymaktan bi haberlermiş, ne gam?
Kimsesiz çocuğu yetiştirmek büyük sorumluluk. Çünkü yetiştirilen sadece bir iğinde, onun ölen kocasından olan Hind ismindeki erkek evlâdına kendi öz çocuğu gibi bakıp, yetiştirmişti. Daha sonra evlendiği Ümmü Seleme’nin de beraberinde beş yetimi vardı. Bu çocukların babası da savaşta şehit düşmüştü. Onlara da çok büyük şefkat göstermiş babalarını aratmamıştır. Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir. “Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elini değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben, şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız” daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi. Kocası öldüğü hâlde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, edep ve ahlâk öğreten dul bir hanımın peygamberimizin gözünde çok büyük bir yeri vardır. Yetim çocuklara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak bakım ve eğitimleri ile meşgul olmak, insanın şahsiyeti, karakteri ve ahlâkı üzerinde de büyük etki yapmaktadır. “Allah’a ibadet edin ve hiçbir şeyi Ona ortak koşmayın. Anne ve babaya iyilik edin. Akrabaya, yetimlere, fakirlere, akraba komşuya ve yabancı komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizdeki köle ve cariyelere de iyilik edin. Muhakkak ki Allah kibirli olanı ve böbürleneni sevmez.” (Nisâ Suresi, 36.) “Eğer mirasın taksimi sırasında, vâris olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada bulunursa onlara da terekeden bir miktar verin ve gönül alıcı sözler söyleyin… Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ise, muhakkak ki karınlarına ateş dolduruyorlar. Onlar yakında Cehennemin alevli ateşine girecekler.” (Nisâ Suresi, 8-9.)
Araştırmaya göre, küçük yaşta sevgiyle kucaklanmayan yetim çocuklarda oxytocin (oksitosin) hormonu eksikliği varmış. "Olabilir efendim, geçiniz. Bu çocukların karnı tok, sırtı pek mi, ondan haber veriniz," deyip silkeleyemezsiniz üzerinizden. Beynimizin ortalarında bir yerlerde, mini minnacık bir bölge, bizi annemize, sevgilimize, eş ve dosta bağlayan bu hormonu üretmekle meşgul her gün. Küçük bir çocuğu annesiyle sarmaş dolaş oynaşmaya bırakın, sonra çişindeki oksitosin düzeyine bakın. Şaşırarak göreceksiniz ki, çocuğun beyni annesiyle geçirdiği o mutlu anlara bol bol hormon salgılayarak reaksiyon vermiş! Çocuk yetiştirme yurtlarında, işi başını aşmış, eğitimsiz ve bezgin çalışanların elinde büyüyen kimsesiz çocuklarda bu hormon yükselmiyormuş. Bundan başka, bir de vasopressin diye bir hormon varmış ki, böyle çocuklarda hiç aramayacakmışsınız. Çünkü neredeyse laborantların gözünden kaçacak kadar düşükmüş bu hormon. Bu iki hormon, isimlerini telaffuz edemesek de, vücudumuzda dolaştıklarını bilmesek de bizlere lazım. Bizi insan yapan, diğer insanlara bağlayan, sosyal davranışlarımızı etkileyen hormonlar bunlar. Kucaklanacağız, oksitosinimiz ve vasopressinimiz artacak. Bu bizi mutlu edecek ve daha çok kucaklanmak isteyeceğiz. Birbirimize yakınlaşacağız. Oksitosinsiz ve vasopressinsiz hayatın tadı tuzu yok. Onlar olmadan, bizler ovalarda tek başına dolanan, ne köy ne de kasaba kurmaya ihtiyaç duyan, ailelerimizden zevk alamayan birer biyolojik hayvandan başka bir şey olamazdık. Pekiyi bu hormonsuz çocuklara ne olacak? Yetiştirme yurtlarından paçalarını sağ salim koparabilirlerse, kolu bacağı yerinde diye toplum olarak büyütmüş olmaktan böbürleneceğimiz gençler olacaklar. Ama sosyalleşmekten zevk almıyorlarmış, insanlarla iletişim kurmaktan, acımaktan, sevmekten, iyilik yapıp mutluluk duymaktan bi haberlermiş, ne gam?
Kimsesiz çocuğu yetiştirmek büyük sorumluluk. Çünkü yetiştirilen sadece bir Yorum yazARSANIZ sevinirim...
|