|
gul_guzeli
|
 |
« : Åžubat 22, 2008, 01:24:40 ÖS » |
|
KARACAOÄžLAN
Türk halk şairi. Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır.
1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre XVII.yy'da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep'in Barak Türkmenleri de, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar. Bir başka söylentiye göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin'in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kozanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.
Karacaoğlan, Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının XVII.yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz. Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür. Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır. Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir. Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice...Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır. Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur.
Karacaoğlan, yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın ve tekke şiirinin etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır. Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokça başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir. Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet'ten etkilenmiş; şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar XVIII. yy. şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran'ı, XIX. yy. şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î ve Yeşil Abdal'ı etkilemiştir. Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden Rıza Tevfik Bölükbaşı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer ve Cahit Külebi Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir. __________________
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #1 : Åžubat 22, 2008, 01:25:19 ÖS » |
|
ANNACINA ALMIŞ KOCA BERİD'İ
Annacına almış koca Berid'i Farıdı da deli gönlüm farıdı Hazret Nuh'tan beri kimler var idi Nuh'un tufanını bilin mi meşe
Anacına almış koca ardıcı Başına yağar da boranla gıcı Gittin Kâbe'ye de oldun mu hacı Ol Beyt-Şerif'e yüz sürdün mü meşe
Şu meşenin bin incecik yolu var Sayamadım yüz bin türlü dalı var Şu dünyanın yüz bin türlü hali var Şu dünyanın halinden bilin mi meşe
Karac'oğlan der, bu da böyle olsun Başındaki kuru dalın göğersin Senin bahşışını Bertiz'li versin Ol Bertiz'in halini da bilin mi meşe
BAĞLANDI YOLLARIM, KALDIM ÇARESİZ
Bağlandı yollarım, kaldım çaresiz Gayrı dünya bana aralandı, gel Derildi dertlerim, artsız arasız Üst üste dizildi, sıralandı gel
Yârı görse idim haftada, ayda Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda Azrail göğsümde, canım hay hayda Ciğerimin başı yaralandı, gel
Karac'oğlan der ki, başa yazıldı Gözüm yaşı Ceyhun oldu, süzüldü Kefenim biçildi, kabrim kazıldı Mezarım üstü kar'alandı, gel
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #2 : Åžubat 22, 2008, 01:26:15 ÖS » |
|
BANA KARA DİYEN DİLBER
Bana kara diyen dilber Gözlerin kara değil mi Yüzünü sevdiren gelin Kaşların kara değil mi
Güzel, ben seni isterim Seni koynumda beslerim Yüzünü, güzel, göreyim Zülüfün kara değil mi
Boyun uzun, belin ince Yanakların olmuş gonca Salıverirsin kolunca Beliğin kara değil mi
Utanırım akar terim Güzellikte yok benzerin En sevgili makbul yerin Saçların kara değil mi
Beni kara diye yerme Mevlâ'm yaratmış, hor görme Ala göze siyah sürme Çekilir, kara değil mi
Hind'den, Yemen'den çekilir İner Bağdad'a dökülür Türlü taama ekilir Biber de kara değil mi
Göllerde kuğular olur Göğüs ak, kara benlidir Mısır'da çok zengin vardır Kölesi kara değil mi
Pınara konan kuğunun Kanadı beyaz çoğunun Çöldeki Arab beyinin Çadırı kara değil mi
İller de konup göçerler Lâle sünbülü biçerler Ağalar, beyler içerler Kahve de kara değil mi
Evlerinde sular akar Güzelleri göze bakar Hublar yanağına sokar Sünbül de kara değil mi
Karac'oğlan der, inşallah Görenler desin maşallah Kara donlu Beytullah Örtüsü kara değil mi
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #3 : Åžubat 22, 2008, 01:26:53 ÖS » |
|
BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK
Vara vara vardım ol kara taşa Hasret ettin beni kavim kardaşa Sebep ne gözden akan kanlı yaşa Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi Nicesinin gül benzini soldurdu Nicelerin gelmez yola gönderdi Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac'oğlan der ki kondum göçülmez Acıdır ecel şerbeti içilmez Üç derdim var birbirinden seçilmez Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
BİR YİĞİT GURBETE GİTSE
Bir yiğit gurbete gitse Gör başına neler gelir Merdin sılayı andıkça Yaş, gözüne dolar gelir
Bağrıma basarım taşlar Akıttım gözümden yaşlar Yavrusun aldıran kuşlar Yuvasına döner gelir
Kocadım çekemem nazı Bağrıma dökemem közü Yârin bana kötü sözü Kara bağrım deler gelir
Evlerinin önü söğüt Atalardan kalmış öğüt Yârinden ayrılan yiğit Sılasına döner gelir
Yaşa Karac'oğlan yaşa Ben söylerim coşa coşa İş düşünce garip başa Düşünerek gider gelir
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #4 : Åžubat 22, 2008, 01:27:30 ÖS » |
|
BİTTİ M'OLA, ŞAM İLİNİN HURMASI
Bitti m'ola, Şam ilinin hurması Gitti m'ola ala gözün sürmesi Hama'nın, Humus'un telli turnası Turna, yârin selâm saldı, gel diye
Bitti m'ola Şam ilinin gülleri Aştı m'ola siyecinden dalları Şu sefil Yakub'un şirin dilleri Turna, yârin selâm saldı, gel diye
Bir ağaçta biter kırk yanal alma Birinden gayriye elini sunma Irak, yakın diye eğlenip kalma Turna, yârin selâm saldı, gel diye
Aşına da Karac'oğlan aşına Yeni girmiş on üç, on dört yaşına Irak değil, ak pınarın başına Turna, yârin selâm saldı, gel diye
ÇIKIP YÜCESİNE SEYRAN EDERKEN
Çıkıp yücesine seyran ederken Gördüm ak kuğulu göller perişan Bir fıkrat geldi de durdum ağladım Öpüp kokladığım güller perişan
Hayal hayal oldu karşımda dağlar Eşinden ayrılan ah çeker ağlar Dökülmüş yapraklar, bozulmuş bağlar Bülbülün konduğu dallar perişan
Yıkılmış dilberin mamur illeri Susmuş bülbül, söyler her dem dilleri Dağılmış sünbülü, solmuş gülleri Yüzüne dökülmüş teller perişan
Karac'oğlan der, ben toy avlamadım Arab ata binip boylatamadım Küstürdüm dilberi hoylatamadım Dilberi küstüren diller perişan
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #5 : Åžubat 22, 2008, 01:28:28 ÖS » |
|
DİNLE SANA BİR NASİHAT EDEYİM
Dinle sana bir nasihat edeyim Hatırdan, gönülden geçici olma Yiğidin başına bir iş gelince Anı yad ellere açıcı olma
Mecliste ârif ol kelâmı dinle El iki söylerse, sen birin söyle Elinden geldikçe sen eylik eyle Hatıra dokunup yıkıcı olma
Dokunur hatıra kendisin bilmez Asilzadelerden hiç kemlik gelmez Sen eyilik et de o zayi olmaz Darılıp da başa kakıcı olma
El âriftir, yokla kendi kendini Dağıdırlar duzağını, fendini Alçaklarda otur, gözet kendini Katı yükseklerden uçucu olma
Muradım nasihat bunda söylemek Size lâyık olan onu dinlemek Sev seni seveni, zay etme emek Sevenin sözünden geçici olma
Karac'oğlan söyler sözün, başarır Aşkın deryasını boydan aşırır Seni bir mecliste hacil düşürür Kötülerle konup göçücü olma
DÖNDÜR BOYNUN BENDEN YANA
Döndür boynun benden yana Âşıkını bir az tanı Kurban oldum işte sana Ettim feda ben bu canı
Gayrı bana bakma mısın Yangına su dökme misin Sen Tanrı'dan korkma mısın Yok mu kalbinin imanı
Karac'oğlan kes dilini Yâre söyleme halini Şaşırma sen bu yolunu Aşkın bâkî, yârin fâni
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #6 : Åžubat 22, 2008, 01:31:25 ÖS » |
|
EĞLEN HOCAM EĞLEN, BİR SUALİM VAR Eğlen hocam eğlen, bir sualim var Edep nedir erkân nedir yol nedir Benim Karac'oğlan olduğum belli Dede nedir abdal nedir kul nedir
Yıkılmaz Mevlâ'nın yaptığı yapı Hak Muhammed dini, taptığım tapı On iki bahçede kırk şekiz kapı Eşiğin bekleyen iki kul nedir
Gayet ince derler Sırat'ın yolu Yarın ana varanın nic'olur halı Üç yüz altmış altı selvinin dalı Arasında açılan iki gül nedir
İkimiz de bir göğnekte dururuz Göğnek perde, başka başka yürürüz Biz de anamız, evde od ururuz Ataş nedir tütün nedir kül nedir
ELÂ GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER Elâ gözlerini sevdiğim dilber Göster cemalini, görmeğe geldim Şeftalini derde derman dediler Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim
Gündüz hayallerim, gece düşlerim Uyandıkça ağlamağa başlarım Sevdiğim üstünde uçan kuşların Tutup kanatların kırmağa geldim
Senin âşıkların gülmez dediler Ağlayıp yaşını silmez dediler Seni bir kez saran ölmez dediler Gerçek mi efendim, sormaya geldim
Senin işin yiyip içmek dediler Yâran ile konup göçmek dediler Göğsün cennet, koynun uçmak dediler Hak nasip ederse görmeye geldim
Mail oldum, senin ince beline Canım kurban olsun tatlı diline Âşık olup senin hüsnün bağına Kırmızı güllerin dermeğe geldim
Karac'oğlan der ki, işi doğrusu Gökte melek, yerde hüma yavrusu Söyleyim ben sana sözün doğrusu Soyunup koynuna girmeğe geldim
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #7 : Åžubat 22, 2008, 01:32:14 ÖS » |
|
ELÂ GÖZLÜ BENLİ DİLBER Elâ gözlü benli dilber Koma beni el yerine Altın kemerin olayım Dola beni bel yerine
Hecine gönlüm hecine Yiğide ölüm gecine Al beni zülfün ucuna Sallanayım tel yerine
Gel kız karşımda dursana Şu benim halim bilsene Zülfünden bir tel versene Koklıyayım gül yerine
Karacaoğlan der n'olayım Kolun boynuna dolayım Nazlı yâr kölen olayım Kabul eyle kul yerine
ELÂ GÖZLÜM BEN BU İLDEN GİDERSEM Elâ gözlüm ben bu ilden gidersem Zülfü perişanım kal melûl melûl Kerem et aklından çıkarma beni Ağla göz yaşını sil melûl melûl
Yiğit, ey sevdiğim sen seni gözet Karayı bağla da beyazı çöz at Doldur ver bâdeyi, bir dahi uzat Ayrılık şerbetin ver melûl melûl
Elvan çiçeklerden sokma başına Kudret kalemini çekme kaşına Beni unutursan doyma yaşına Gez benim aşkımla yâr melûl melûl
Karac'oğlan der ki, ölüp ölünce Ben de güzel sevdim kendi halimce Varıp gurbet ile vâsıl olunca Dostlardan haberim al melûl melûl
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #8 : Åžubat 22, 2008, 01:33:08 ÖS » |
|
ELİF
İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif deyi... Deli gönül abdal olmuş, Gezer Elif, Elif deyi...
Elif’in uğru nakışlı, Yavrı balaban bakışlı, Yayla çiçeği kokuşlu, Kokar Elif, Elif deyi...
Elif kaşlarını çatar, Gamzesi sineme batar. Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif deyi...
Evlerinin önü çardak, Elif'in elinde bardak, Sanki yeşil başlı ördek Yüzer Elif, Elif deyi...
Karac'oğlan eğmelerin, Gönül sevmez değmelerin, İliklemiş düğmelerin, Çözer Elif, Elif deyi...
GENÇ OSMAN DESTANI İbtida yürüyüş oldu Bağdad'a Sıçradı hendeği geçti Genç Osman Vuruldu bayraktar, kaptı bayrağı İrişti bedene dikti, Genç Osman
Kurşunlarım yağmur gibi yağarken Tütünlerim gök yüzünde dönerken Yıkılası Bağdad seni döğerken Şehitlere serdâr oldu, Genç Osman
Eğerlensin kır atımın ikisin Fethedeyim düşmanların hepisin Sabah namazları Bağdad kapısın Mevlâ izin verdi, açtı Genç Osman
Getirdin de Genç Osman'ı görelim Şahbazımız var idüğün bilelim Taht isterse tahtımızı verelim Vezirleri posttan indi Genç Osman
Sultan Murat, Sultan Ahmed'in çırağı Ah edince getirdi ırağı Kudretten çatılı anın yüreği Dal kılıç yazıldı, gitti Genç Osman
Karac'oğlan bunu böyle söyledi Askerleri dağı taşı boyladı Bir Bağdad'ı da gayet mehdeyledi Bin yiğide bir baş oldu Genç Osman
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #9 : Åžubat 22, 2008, 01:33:52 ÖS » |
|
GÖNÜL KUŞU KALKTI UÇTU HAVAYA Gönül kuşu kalktı uçtu havaya İn gönül dedim de indiremedim Aşıp aşıp gider karlı dağlara Dön gönül, dedim de döndüremedim
Hûma kuşu gibi yüksek uçarsın Pervaz vurup Tercüman'ı geçersin Bin bir türlü dala konup göçersin Gönül sana mekân bulduramadım
Âleme sultansın, vezirsin kendin Aç, dedim, açmadın ak göğsün bendin Yad ellere gönül verdin de döndün Gönül sana akıl erdiremedim
Karacaoğlan der, nedir çareye Cerrah neyler yürekteki yareye Gönül düştü şimdi kaşı kareye Akar gözüm yaşın dindiremedim
GÖVEL ÖRDEK
Yeşil başlı gövel ördek Uçar gider göle karşı Eğricesin tel tel etmiş Döker gider yare karşı
Telli turnam sökün gelir İnci mercan yükün gelir Elvan elvan kokun gelir Yar oturmuş yele karşı
Şahinim var bazlarım var Tel alışkın sazlarım var Yare gizli sözlerim var Diyemiyom ele karşı
Hani Karac'oğlan hani Veren alır tatlı canı Yakışmazsa öldür beni Yeşil bağla ala karşı
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #10 : Åžubat 22, 2008, 01:34:55 ÖS » |
|
GÜZEL, NE GÜZEL OLMUŞSUN
Güzel, ne güzel olmuşsun Görülmeyi, görülmeyi Siyah zülfün halkalanmış Örülmeyi örülmeyi
Bahçende gülün güllenmiş Şeyda bülbülün dillenmiş Koynunda memen kirlenmiş Emilmeyi emilmeyi
Mendilin yudum, arıttım Gülün dalında kuruttum İsmin ne idi unuttum Sorulmayı sorulmayı
Seğirttim ardından yettim Eğildim yüzünden öptüm Adın bilirdim unuttum Çağırmayı çağırmayı
Benim yârim bana küsmüş Zülfünü gerdana dökmüş Muhabbeti benden kesmiş Sevilmeyi sevilmeyi
Çağır Karac'oğlan çağır Taş düştüğü yerde ağır Yiğit sevdiğinden soğur Sarılmayı sarılmayı __________________ HAKK'IN KANDİLİNDE GİZLİ SIR İDİM Hakk'ın kandilinde gizli sır idim Anamın beline indirdin beni Ak mürekkep idim, kızıl kan ettin Türlü irenklere yandırdın beni
Anamın karnında ben neler gördüm Yedi derya geçtim, ummana daldım Dokuz aylık yoldan sefere geldim Bir kapısız hana indirdin beni
Ben de bildim şu dünyaya geldiğim Tuzlandım da çapıtlara belendim Bir zaman da beşiklerde eğlendim Anamın sütüne kandırdın beni
Beş yaşında akıl geldi başıma On yaşında gider oldum işime Varıp ta değince on beş yaşıma Bir kuru sevdaya yeldirdin beni
On beş yaşadım, yirmiye yol oldu Otuzunda çevre yanım göl oldu Kırk yaşadım, hayrım, şerrim bell'oldu Hayrımı, şerrimi bildirdin bana
Ellisinde yaşım yarısın geçti Altmışında yoluna yokuş düştü Yetmişinde biraz tebdilim şaştı Mertebe mertebe indirdin beni
Sekseninde beratçığım yazıldı Doksanında kan damarım üzüldü Yüz yaşında azalarım çözüldü Bir sabi masuma döndürdün beni
Karac'oğlan der ki, yaktın yandırdın Ecel şarabın verdin kandırdın Emreyledin Azrail'i gönderdin Hiç de doğmamışa döndürdün beni
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #11 : Åžubat 22, 2008, 01:36:59 ÖS » |
|
HASTA DÜŞTÜM HEY AĞALAR Hasta düştüm hey ağalar Halim bilmez dağlar şimdi Düşman gibi dost karşımda Zülüflerin bağlar şimdi
Etmedim ahd ü zamanı Geçti mihnetin zamanı Yitirdim kaşı kemanı Gözüm yaşı çağlar şimdi
Del'oldum kanman sözüme Dost hançer vurdu özüme O yâr bakmıyor yüzüme Yas çekecek çağlar şimdi
Balaban uçurdum gölden Tor şahin kaçırdım koldan Yazık fırsat gitti elden Mecnun oldum beyler şimdi
Fırkat oldu yaktı canım Feryatla geçer zamanım Yaralandım, akar kanım Karac'oğlan ağlar şimdi
İLLERİ VAR BİZİM İLE BENZEMEZ İndim seyran ettim Firengistan'ı İlleri var, bizim ile benzemez Levin tutmuş goncaları açılmış Gülleri var, bizim güle benzemez
Göllerinde kuğuları yüzüşür Meşesinde sığınları böğrüşür Güzelleri türkü söyler, çığrışır Dilleri var, bizim dile benzemez
Seyr edüben gelir Karadeniz'i Kanları yok, sarı sarı benizli Öğün etmiş, kara domuz etini Dinleri var, bizim dine benzemez
Akılları yoktur, küfre uyarlar İmanları yoktur, cana kıyarlar Başlarına siyah şapka geyerler Beyleri var, bizim beye benzemez
Karac'oğlan eydür, dosta darılmaz Hasta oldum, hatırcığım sorulmaz Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz İlleri var, bizim ile benzemez
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #12 : Åžubat 22, 2008, 01:38:02 ÖS » |
|
İNCECİKTEN BİR KAR YAĞAR
İncecikten bir kar yağar Tozar Elif Elif diye Deli gönül abdal olmuş Gezer Elif Elif diye
Elif'in uğru nakışlı Yavru balaban bakışlı Yayla çiçeği kokuşlu Kokar Elif Elif diye
Elif kaşlarını çatar Gamzesi sineme batar Ak elleri kalem tutar Yazar Elif Elif diye
Evlerinin önü çardak Elif'in elinde bardak Sanki yeşil başlı ördek Yüzer Elif Elif diye
Karac'oğlan eğmelerin Gönül vermez değmelerin İliklemiş düğmelerin Çözer Elif Elif diye
İZİN VER HEY AĞAM BEN DE GİDEYİM İzin ver hey ağam ben de gideyim Ah çekip de arkam sıra ağlar var Bakarım bakarım sılam görünmez Aramızda yıkılası dağlar var
Coşkun sular gibi akıp durulma Kuru gazel* gibi esip savrulma Nerde güzel görsen ona çevrilme Bizim ilde cana kıyar beyler var
Karşıdan karşıya yanar bir ışık Bunu söyleyenin dilleri âşık Bu buğday benizli, zülfü dolaşık Gitme diye beni yolda eğler var
Karacaoğlan der ki kendim öğeyim Taşlar alıp kara bağrım döğeyim Güzel sevme derler nasıl sevmeyim Kaşlar arasında çifte benler var
*gazel: ağaç yaprağı
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #13 : Åžubat 22, 2008, 01:40:39 ÖS » |
|
SANA DEDİM, ALLI GELİN HAS GELİN Sana dedim, allı gelin has gelin Suya gider, sağ elinde tas gelin Yedi yıldır ben sevdana düşeli Kerem eyle, şu sevdamı kes gelin
Zalim aşk elinden içmişim ağı Senin için dolanırım bu dağı Alam beliğine altın saç bağı Tak saçına, ince bele as gelin
Ben seni severim, sen de seversen İnsan olman el sözüne uyarsan Çizme olam ayağına, geyersen Ökçesin de çamurlara bas gelin
Bir gül oldum zemheride açıldım Açıldım da kız koynunda geçindim Kumaş oldum terzilerde biçildim Geyin sarıl, ak tahtaya bas gelin
Karac'oğlan der ki, nic'olur halım Yoluna dökülsün olanca malım Geyin kutnu kumaş, karşımda salın Ko desinler, şu yiğitin şu gelin
ŞOL DERGÂHTAN DÖNSÜN YÜZÜM
Şol dergâhtan dönsün yüzüm Ölünce sevmezsem seni Kan ağlasın iki gözüm Ölünce sevmezsem seni
Muradıma ermeyeyim Hak didârın görmeyeyim Gonca gülün dermeyeyim Ölünce sevmezsem seni
Olsun hey efendim olsun Her kişi ettiğin bulsun Gözlerim kanlı yaş döksün Ölünce sevmezsem seni
Sırrım âleme faş olsun Bağrında biten taş olsun Gözlerim kanlı yaş olsun Ölünce sevmezsem seni
Karac'olan olur mürde Sen düşürdün beni derde Muhtaç olayım nâmerde Ölünce sevmezsem seni
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #14 : Åžubat 22, 2008, 01:41:31 ÖS » |
|
ŞU GÖNLÜM EĞLENMEZ OLDU, VARAYIM Şu gönlüm eğlenmez oldu, varayım Yollar, beni sevdiğime ulaştır Merhaba eyleyip tavaf ettiğim Beller, beni sevdiğime ulaştır
Gelen gider imiş şu kara yere Mansur cana kıydı, çekildi dâra Hakk'ın kelâmını söyleyip bile Diller, beni sevdiğime ulaştır
Oniki imam gülbengine erişem Anda keramet var, Hakk'a yetişem Baharda açılıp bülbül ötüşem Güller, beni sevdiğime ulaştır
Karac'oğlan der ki, doğru yürürler Tamuya girmez, uçmağa girerler El kavşurup Hakk'a karşı dururlar Kullar, beni sevdiğime ulaştır
ÜRYAN GELDİM GENE ÜRYAN GİDERİM Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeğe elde fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eder Benim can vermeğe dermanım mı var
Dirilirler dirilirler gelirler Huzur-ı mahşerde divan dururlar Harami var diye korku verirler Benim ipek yüklü kervanım mı var
Er isen erliğin meydana getir Kadir Mevlâ'm noksanımı sen yetir Bana derler gam yükünü sen götür Benim yük götürür dermanım mı var
Karac'oğlan der ki, ismim öğerler Ağı oldu yediğimiz şekerler Güzel sever diye isnad ederler Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|