|
MARİNAY85
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 02, 2008, 12:45:32 ÖS » |
|
Yayına başlamasını müteakip ilk yirmi yıl içinde Tercüman bütün Türk dünyası çapında o zamana (hattâ günümüze) kadar hiç bir diğer gazeteyle kıyaslanamayacak bir yaygınlık ve etkiye ulaştı. Gaspıralı’nın meşhur ifadesiyle, Tercüman, “Dersaadet’in hamal ve kayıkçılarına, Çin dahilinde bulunan Türk devecilerine ve çobanlarına gazeteyi tanıtmıştır. Kazan’da, Sibirya’da olduğu gibi Tebriz’de ve Horasan’da da Bahçesaray dilini öğrenmeye meyil doğurmuştur”. Gerçekten de, sınırlı tirajına rağmen Tercüman Rusya İmparatorluğu’nun Müslümanlarla meskûn bütün bölgelerine yayıldığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nda, İran’da, Balkan ülkelerinde ve hattâ Türkçe okuyabilenlerin bulunduğu diğer İslâm memleketlerinde münevverler tarafından daimî olarak okunmaktaydı. Rusya İmparatorluğu’nda yaşayan Müslümanlar arasında bilhassa Usûl-ü Cedîd’in yaygınlaşmasıyla teşekkül eden reformist millî aydınlar zümresi için Tercüman adetâ bir bayrak oldu. Gaspıralı’nın Tercüman vasıtasıyla empoze etmeye çalıştığı bütün Rusya Müslüman Türklerini içine alacak ve birleştirecek etno-dinî esaslara dayalı yekpare bir Türk kimliği (ki özellikle 1905 öncesinde bu açık bir şekilde telâffuz edilemiyordu) fikri aydınlar arasında büyük ölçüde kabul görmeye başlamıştı.
Bütün bu gelişmeler olurken, Gaspıralı temsil ettiği fikirlerin ve faaliyetlerin karşısındaki güçlerle devamlı olarak uğraşmak zorundaydı. Müslüman cemaat içinde mutaassıp çevreler Gaspıralı’yı halkı dinden uzaklaştırmaya ve kâfirleştirmeye çalışmakla suçlarken, cemaat dışında hükûmet çevrelerinde yer alan pek çok nüfuzlu Rus da onu Pan-İslâmizm ve Pan-Türkizm’i gerçekleştirip Rus İmparatorluğu’nu bölmeye teşebbüs etmekle itham ediyorlardı. “Ruslaştırma”nın resmî devlet politikası olarak kabul edildiği ve imparatorluk idaresinde bilhassa gayri-Ruslara karşı en reaksiyoner uygulamaların yapıldığı bu dönemde, Müslüman tebayı etnik ve dinî temellerde ortak bir edebî dil ve kimlik etrafında birleştirmeyi ve uyuyan dağınık cemaatlerden modernleşme yolunda yekpare bir millet teşkil etmeyi amaçlayan bu tür teşebbüslerin Rus hükûmetinde endişe doğurmaması da mümkün değildi. Kaldı ki, 1880′li ve 1890′lı yıllarda bizzat Rusya hükûmetinin de maddî ve manevî desteğiyle, Rusya Türkleri arasında mümkün olabildiği kadar farklı edebî diller ve kimlikler ortaya çıkarıp, bunlar arasında da eğitim yoluyla tedricen Hristiyanlığın benimsetilmesi yönünde tasavvur ve uygulamalar (İlminskiy ve Ostroumov’un projeleri) mevcutken, Gaspıralı’nın ideal edindiği hedeflerin hoş görülmesi beklenemezdi.
Bunlara karşı Gaspıralı son derece ihtiyatlı bir tavır almaktaydı. Onun karakteristik özelliklerinden birisi de gerek yazılarında kullandığı ifadelerin, gerekse icraat tarzının fevkalâde titizlikle seçilmiş olmasıdır. Zaten bundan dolayı ciltler dolduracak miktardaki yazılarına rağmen hiç bir zaman programını kesin bir bütün halinde ortaya koymamış, her yeni dönemin şartlarına ve önceliklere göre belirli hususlar üzerinde durarak, geri kalanlar için imalardan öteye gitmemeyi tercih etmiştir. Bir taraftan mutaassıp mollalara amacının İslâmiyet’i zayıflatmak değil tam aksine güçlendirmek olduğunu anlatmaya çalışırken, Rus hükûmetine de daima Müslüman tebanın uyanarak modernleşmesinden Rusya’nın zarar yerine fayda göreceği mesajını vermeye çalışmıştır. Faaliyetleri ve amaçları hakkında en fazla endişenin duyulduğu ve Rusya’da şiddetli reaksiyoner idare tarzının hâkim olduğu devirler de dahil Tercüman’ın çıkışından Gaspıralı’nın ölümüne kadarki 31 yılı aşkın yayın döneminde tek bir kere olsun kapatılmamış, hattâ sıkı kontrole rağmen sansürde bir tek kelimesinin dahi çıkarılmamış olması emsali görülmemiş bir vak’a olduğu kadar, Gaspıralı’nın ihtiyatlı ifade tarzının ve taktik kabiliyetinin başarısı hakkında önemli bir delil teşkil eder.
1905′in ilk aylarında Rusya’nın pek çok yerinde patlak veren ihtilâlci karışıklıklar Mart ayında Çar’ı istişârî mahiyette bir meclis açılmasını vaad etmeye mecbur etti. Bu sınırlı taviz kimseyi tatmin etmese de, otorite boşluğundan doğan geçici serbestlik ortamı o ana kadar baskı altında tutulmuş bütün siyasî, sosyal, millî ve dinî güçlerin bir anda su yüzüne çıkmasına ve bunların yeni kurulacak düzende kendi haklarını koruyabilmek için açık aktif faaliyetlerine sahne oldu. Bu ortamda harekete geçenler arasında “Cedidçi” Müslüman Türk aydınları da vardı. Sibiryalı Tatar Abdürreşid İbrahim, İdil boyu Tatarlarından Yusuf Akçura, Azerbaycanlı Ali Merdan Bey Topçubaşı gibi aydınlarla işbirliği içinde, Gaspıralı, yeni ortamdan istifade ederek Müslümanları gerek ayrı ayrı yaşadıkları bölgelerde, gerekse birleşik olarak teşkilatlandırmak ve taleplerini ortaya koymak üzere yoğun bir çalışmaya girişti.
Kırım dahilinde Gaspıralı’nın başını çektiği ve genç Kırım Tatar aydınlarının da aktif olarak katıldığı çalışmalar ve toplantılar sonucunda Nisan 1905′de Kırım Müslümanları adına Rusya Hükûmeti’ne bir müracaat metni hazırlandı. Hemen tamamen Gaspıralı’nın fikirlerini yansıtan bu müracaatnamede Müslümanlara Ruslarla eşit haklar ve hürriyetler verilmesi, Kırım Müftüsü’nün Kırım Müslümanları tarafından seçimle belirlenmesi, Kırım’daki vakıf topraklarının idaresinin Müslümanlara bırakılması, topraksız Kırım Tatar köylülerine toprak verilmesi gibi talepler yer alıyordu. Müracaatname Ağustos ayında Gaspıralı’nın başkanlığında bir Kırım heyeti tarafından St. Petersburg’a götürülerek hükûmet yetkililerine sunuldu.
Diğer taraftan, bütün Rusya Müslümanlarının temsilcilerinin bir araya getirileceği bir genel kongre çalışmaları da sürdürülmekteydi. Bu hususta resmî izin alınamaması üzerine, 28 Ağustos 1905′de Nijniy Novgorod’da Oka nehri üzerinde bir vapur gezintisi görüntüsü altında toplanan İdil-Ural, Kafkasya ve Kırım’dan gelmiş temsilciler “Birinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi”ni meydana getirdiler. Gaspıralı’nın başkanlığa seçildiği bu Kongre Rusya Müslümanlarının özellikle siyasî ve kültürel sahalarda teşkilatlı olarak işbirliği içinde hareket etmeleri kararını aldı.
Çar II. Nikolay’ın durmak bilmeyen anarşi karşısında 30 Ekim 1905′de seçilmiş milletvekillerinden oluşan bir Devlet Duması açılacağını ve söz, vicdan, toplantı ve basın hürriyetlerinin tanındığını ilân eden manifestosu, hem Kırım’daki hem de umum Rusya Müslümanları arasındaki siyasî ve sosyal faaliyetleri hızlandırdı. Yine Gaspıralı’nın ve taraftarlarının gayretleriyle 3 Aralık 1905′de Akmescit’de “Bütün-Kırım Müslümanları Kongresi” toplandı. Gaspıralı bu Kongre’de de başkan seçildi. Kırım’daki Kongre’nin, mahallî mesele ve taleplerin gündeme getirildiği bir platform olmanın yanısıra, “Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi”nin bir alt organı olması öngörülmüştü. “İkinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi” ise 1906 Ocak ayının sonlarında St. Petersburg’da (yine resmî izin alınamadığından dağınık oturumlar şeklinde) toplandı. Gaspıralı’nın her zamanki gibi ön plânda olduğu bu Kongre’de, Duma’ya girecek birleşik Müslüman partisinin (İttifak-ı Müslîmîn) tutacağı yol ele alındı. Kararların Kırım Tatarları arasında da görüşülebilmesi için 7 Mart 1906′da Akmescit’de “Bütün-Kırım Müslümanları Kongresi” tekrar toplandı.
Devlet Duması 10 Mayıs 1906′da açıldı. 497 milletvekilinden 25′i Müslümandı. Rusya İmparatorluğu’ndaki Müslümanların toplam nüfus oranına göre bu sayı çok düşüktü. Gayri-Rusların Duma’ya girmelerini âzâmî ölçüde sınırlamaya yönelik çeşitli kanunî engellerden doğan bu duruma tepkisini ortaya koymakla birlikte, Müslümanların meşrutî idareye bu şekilde de olsa iştirakleri Gaspıralı tarafından heyecanlı bir sevinçle karşılandı. Ancak, ilk Duma uzun ömürlü olmadı ve fiilen hiç bir iş yapmaya vakit kalmadan iki aydan kısa bir süre içinde Çar tarafından dağıtıldı.
“Üçüncü Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi” Birinci Duma’nın dağıtılmasından sonra, 29 Ağustos - 3 Eylül 1906 tarihleri arasında Nijniy Novgorod’da toplandı. Bu sefer biraz şaibeli bir tarzda olmakla birlikte resmî izin alınabilmişti. Rusya İmparatorluğu’nun bütün Müslüman bölgelerinden 800 kadar delegenin iştirak ettiği bu Kongre o ana kadar imparatorluk dahilinde yapılan en kalabalık Müslüman kongresiydi. Duma’da teşekkül edecek Müslüman Fraksiyonu’nun (İttifak-ı Müslîmîn) resmen kuruluşunun kabul edildiği bu Kongre’de, özellikle millî maarif ve kültür konularında alınan kararlar büyük önem taşımaktaydı. Bu konularda kabul edilen programın, esasen Gaspıralı’nın çeyrek asırdır savunageldiği Usûl-ü Cedîd millî maarif sisteminin Rusya Müslüman Türkleri arasındaki nihaî zaferini ilân ettiği söylenebilir. Tamamen Gaspıralı’nın fikirleri ve idealleri doğrultusundaki bu programda, Rusya İmparatorluğu dahilindeki bütün Müslüman maarif sisteminin birleştirilerek standardize edilmesi, kız-erkek bütün Müslüman çocuklarına ilk öğretimin mecburî hale getirilmesi, bütün Müslüman muallimlerin tek bir teşkilat bünyesinde birleştirilmesi ve Müslüman orta dereceli okulları olan rüşdiyelerin açılması öngörülmekteydi. Programa göre, ilk mekteplerde öğretim dili mahallî lehçe veya şive (yahut mümkünse, “edebî Türkçe”, yani Gaspıralı’nın Tercüman’da kullanageldiği şekilde sadeleştirilmiş Osmanlı Türkçesi) olacak, rüşdiyelerde ise yalnız “edebî Türkçe” okutulacaktı. Bu, Gaspıralı’nın en büyük ideallerinden biri olan dil birliği yolunda çok önemli bir adımdı. Nitekim, Kongre boyunca Gaspıralı olağanüstü sevgi ve saygı gösterileriyle karşılaştı ve “Milletin Babası” olarak nitelendirildi (Bu sıfattan da görüldüğü gibi, Kongre’ye katılan çok farklı Türk bölgelerinden gelme delegeler, Gaspıralı’nın temel inancına uygun şekilde, kendilerini tek bir Türk milletinin temsilcileri olarak kabul etmişlerdi).
Bütün tarihî önemine rağmen, Bütün-Rusya Müslümanları Kongreleri’nin ve diğer benzer Türk-Müslüman toplantılarının kararlarının büyük çoğunluğunun hayata geçirilebilmesi mümkün olmadı. Genel veya özel olarak Müslüman teşkilatları bunları icra edebilecek imkânlara sahip olmadıktan başka, 1905 inkılâbının başlangıçtaki sarsıntılarını üzerinden atarak toparlanmaya başlayan Çarlık idaresi giderek eski reaksiyoner yapısına ve keyfî uygulamalarına döndü. İkinci Duma da bir kaç aylık bir mevcudiyetten sonra kanunsuz olarak kapatıldığı gibi, zaten monarşinin istemediği unsurların Duma’ya girmesini engelleyen nizamlar daha da sıkılaştırıldı. Kaldı ki, Duma’nın yetkileri en baştan itibaren gayet kısıtlı tutulmuştu. İnkılâbın üzerinden henüz bir kaç yıl geçmeden, tanınan hak ve hürriyetlerin hemen tamamı fiilen geri alındı. Böylece, Rusya idaresi kendi has bir “meşrutî mutlakiyet” halini aldı.
Halbuki, Gaspıralı 1905′in gelişmelerini çok iyimser bir gözle değerlendirmiş ve Rusya Türklerinin yeni hak ve hürriyetleri meşru zeminlerde en iyi şekilde kullanarak millî uyanışlarını tamamlayabileceklerine dair büyük ümitler beslemişti. İnkılâp ile beraber Tercüman’ın mecburî Rusça kısmının yayınına son vermiş, o ana kadar çok dikkatli seçilmiş sözlerle üstü örtülü olarak ifade ettiği fikirlerini çok daha açık bir tarzda yazmaya başlamıştı. Ona göre, yeni imkânlar altında yapılacak çok iş vardı; ancak vakitsiz maceralara kapılınmamalı ve her şey mutlaka meşru ve kanunî çizgiler dahilinde yapılmalıydı. O, genel olarak Duma’dan ve oradaki Müslüman partisinden çok şeyler bekliyordu. Ancak, müteakip gelişmelerin “sistem dahilinde” mesafe alabilmenin imkânsızlığını ortaya koyması Gaspıralı’da büyük bir hayal kırıklığı yarattığı gibi, onun karakteristik ihtiyatlı ve meşrûiyetçi çizgisine olan inançları da kaydadeğer ölçüde yıprattı.
1905 sonrasında Rusya İmparatorluğu’nun bütün Müslüman bölgelerinde yüzlerce Türk-Müslüman gazete, dergi ve teşkilatları bir anda meydana çıktı. Artık Tercüman Rusya Türklerinin yegâne yayın organı değildi. Yeni yayınların ve teşkilatların büyük çoğunluğu esasen Gaspıralı’nın fikirlerinin ve sisteminin mahsulleri olan “Cedidçiler” tarafından kurulmuştu. Ancak, genel olarak “Cedidçiler” olarak adlandırılan bu Müslüman aydınlarının içinde de birbirinden çok farklı görüş ve eğilimler mevcuttu. Bunlardan özellikle sol çizgideki radikal gruplar (hattâ bir çok diğerleri) Gaspıralı’yı aşırı muhafazakâr olmakla itham ediyor ve bazen çok şiddetle eleştiriyorlardı. Bu bizzat Gaspıralı’nın vatanı olan Kırım’da dahi böyleydi. Rusya Müslümanlarına yaptığı büyük ve uzun süreli hizmetlerin hatırasıyla Gaspıralı yine öncü ve fikir babası olarak anılıyor, en büyük saygıyı görmeye devam ediyordu. Ancak, 1905 sonrası dönemde o artık Rusya Türk-Müslüman hareketinin yegâne lideri değildi.
Bütün bunlara rağmen, onun fikirleri ve çizgisi Rusya Türkleri arasında hâlâ büyük ölçüde ağırlığını koruyordu. 1905-1925 arasında Rusya İmparatorluğu’nda yayınlanan Türk lehçelerindeki pek çok gazete ve derginin “Tercüman Türkçesi”ni yahut ona çok yakın bir dili kullanmaları ve bunun ancak Sovyet döneminde mecburî olarak son bulması, Gaspıralı’nın ortak edebî dil konusundaki bir ömür boyu süren gayretlerinin hiç de boşa gitmediğinin delilidir. 1911′den itibaren Tercüman’ın başlığının altında yer alan meşhur “Dilde, Fikirde, İşde Birlik” ibaresi ise günümüze kadar Türk dünyasındaki en yaygın sloganlardan biri haline dönüşmüştür.
1905 İnkılâbı’nı takibeden yıllarda Gaspıralı’nın yeni imkânlardan ve nisbî serbestlikten faydalanarak faaliyetlerinin çapını genişlettiği görülür. Bu hususta öncelikle onun tarafından yayınlanan yeni bazı basın organlarından söz etmek gerekir. Bunlardan ilki Bahçesaray’da 1905 sonlarında yayın hayatına giren Âlem-i Nisvân’dı. Sadece Kırım Tatarlarının değil, bütün Rusya Türklerinin tarihlerindeki ilk kadın dergisi olan Âlem-i Nisvân Gaspıralı’nın sâhipliğinde ve onun kızı Şefika Gaspıralı’nın idaresinde yayınlanmaktaydı. Âlem-i Nisvân’ın yayın hayatı bir yıl kadar devam etti. Rusya İmparatorluğu’ndaki Türkler arasındaki ilk çocuk ve mizah dergileri de yine Gaspıralı tarafından bu dönemde Bahçesaray’da neşredildi. Çocuk dergisi olan Âlem-i Sıbyân ilk olarak Mart 1906′da Tercüman’a ek olarak okuyucuya sunulmaya başlandı. Derginin yayını düzensiz aralıklarla 1915′e kadar sürdü. Birinci nüshası Nisan 1906′da yayınlanan mizah dergisi Ha Ha Ha ise ilginç muhtevasına rağmen uzun ömürlü olamayarak, muhtemelen beş sayı çıkabildi. Gaspıralı 1906 Sonbahar’ında Tercüman’ın yanısıra Millet adında ikinci bir gazete yayınlamaya karar vererek bunu ilân ettiyse de, bu teşebbüs gerçekleşemedi. Bütün bu diğer yayın teşebbüslerinin yanında, 1905 sonrasında Tercüman’da da önemli gelişmeler görüldü. Tercüman’ın tirajı ve sayfa sayısı giderek arttırıldığı gibi, 1912′den itibaren günlük hale geldi. II. Osmanlı Meşrutiyet İnkılâbı’nı müteakip Osmanlı İmparatorluğu’nda basın hürriyetinin getirilmesi ile o zamana kadar ancak yabancı postahaneler kanalıyla Türkiye’ye giren Tercüman’ın çok daha yayılması mümkün oldu.
|