Fatih,ara sıra halkının arasına karışarak onlarla birarada olmaya çalışır.Ama başında kavuksuz,süssüz püssüz entarisiz bir şekilde.Bir ramazan günü,yine böyle dolaşırken,fakir bir ailenin teklifi üzerine iftarını orda açmaya karar verir.Ve ev sahipleri fazla yiyecek birşeylerinin olmadığını yalnızca yokluktan uydurdukları bir çorbalarının olduğunu söylerler Fatih'e.Bu çorba çok farklıdır.Fatih bunu daha önce hiç içmemiştir.Çok hoşuna gider ve çorbanın adını sorar.Sorusuna kendi cevap verir ve bu çorbanın adı 'darhane'çorbası olsun der.Sıcacık,içimizi ısıtan fakirhane çorbasını,zaman allamış pullamıs ve adını tarhana çorbası yapmıştır.
Yavuz Sultan Selim'in küpe takmasının iki rivayeti var.Birincisi,Mısır'a gittiğinde oradaki bazı insanların kulaklarına ve boyunlarına çeşitli halkalar taktığını görür.Bunların ne olduğunu sorar.Cevap olarak da onların köle olduğu için taktıklarını öğrenir.Sonra ben de Allah'ın bir kuluyum der ve kendi de takar.İkinci rivayet ise,kılık değiştirerek sanıyorsam safevi hükümdarının yanına gider.(o da çok iyi satranç oynar ve bu zamana kadar kimseye yenilmemiştir.)Neyse Yavuz saraya girdiğinde kendisinin çok iyi satranç oynadığını söyler ve hükümdarı şahmat eder.Yenilgiyi kabul edemeyen hükümdar,ona bir tokat atar.Yavuz bu olaydan sonra kulağına küpe takar ve^^Kulağıma küpe olsun ki,bunun acısını senden iyi çıkaracağım!^^der.Hatta 'kulağına küpe olmak' deyiminin de buradan geldiği söylenir.