|
ışılistan
|
 |
« : Kasım 23, 2007, 08:19:14 ÖS » |
|
ANNE BABA TUTUMLARI
Bireylerin kişilik gelişiminin yaşam boyu sürdüğünü kabul etsek de kişiliğin gelişmesinde ve şekillenmesinde çocukluk dönemi çok önemlidir. Çocuğun yetiştirilmesinde anne ve babanın çocuğa karşı tavırları , tutumları çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmesi ve bu dönemlere göre tutum gösterilmesi önemlidir. Çocuğun anne ve babadan aldığı iki şey vardır. Birincisi sevgi , ikincisi eğitimdir . Bu iki husus çocuğun kişilik gelişiminde etkilidir. Her ikisinin de çocuğa verilmesinde yetersizliğe veya aşırılığa kaçılması çocukta olumsuz davranışların gelişmesine neden olur. Disiplin ise bu noktada devreye girer.
Disiplin çocuğa istenilen davranışları ve alışkanlıkları kazandırmayı, kendi kendini denetleme yada iç denetim oluşmayı sağlar. Disiplin, çocukların kabul edilen davranışları anlamalarına, sınırlarının farkına varmalarına yardımcı olur. Sınırlarının bilincinde olan çocuk sorumluluk duygusu kazanır. Kişinin sınırlarını belirlemesi ve sınırları içinde kalan şeylerden sorumluluk alması, doğuştan değildir, öğrenmeyle oluşur. Bireyin içinde yetiştiği aile, çevre, okul, toplum ve kültür, bir öğrenme ortamı oluşturur ve bu öğrenme ortamı içinde birey, sınırlarını ve sorumluluk bilincini öğrenir.Okul ve okul dışında başarılı bir yaşam sürdürmelerini sağlayacak bilgi ve kuralları öğrenerek sosyal ilişkiler geliştirmelerine yardımcı olur.
Disiplinin amacı çocukların problemler karşısında kurallara uygun mantıklı çözümler üretmelerini sağlayacak düşünüş ve davranış kabiliyetini kazandırmaktır. Disiplin denince birçok kişinin aklına hemen “ceza” kavramı gelir. Disiplin ile ceza sanki aynı şeymiş gibi bir algılanış söz konusudur. Ceza ve disiplin kavramlarının birbirlerinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Sınırlarını ve sorumluluk bilincini öğrenirken çocuk ya kendi içinde özüne veya kendi dışında bir otoriteye hesap veren biri olarak yetişir. “Başkaları ne der?” ortamında yetişen çocuğun kendine hesap veren biri olarak yetişmesi olanaksızdır.(Cüceloğlu 2002) Unutulmamalıdır ki başkalarının ne düşünür ile hareket eden insan kendi kararlarını alamaz. Disiplini verirken unutmamamız gereken “BİREY” yetiştirmemiz gerektiğidir. Kendine güvenen, sorumluluk alabilen ve sınırlarının farkında olabilen birey yetiştirmemiz gereklidir.
Özgüven sevgiyle yeşerir: Çocukların güven duygusunun gelişmesinde anne-babaların tavır ve davranışlarıyla onlara verdikleri mesaj çok önemli. Çocuğun özgüveni sevgiyle geliştirilir. Ancak çocuğu yetiştirirken kimi zaman yanlışlar yapar ve bazen de çocuğa zarar veririz. ( Başarının temelinde, % 90'ın üstünde duygusal zeka bulunmaktadır. Duygusal zekanın temelinde ise özgüven, yani kişinin kendi başına bir şeyi yapabileceğine olan güveni yatar. Bilgiyi temele alan akademik ve zihinsel zeka adı verilen faktörün başarıya katkısı ise sadece % 4-5 dolaylarında olmaktadır. Özgüveni yüksek kişi, bilgi eksikliğini araştırarak kapamakta veya bu bilgilere sahip birini çalıştırmaya başlamaktadır. Evet değerli okurum; anne, tabak kırılmasın diye çocuğun yaşaamında başarının en büyük kaynağı olacak özgüveni heba eder, onun gelişmesine izin vermez ama başarıda oranı çok küçük olan bilgi için her yıl binlerce tabak parasını okula seve seve öder. Çocuklar, kendine olan güvenlerini geliştirmek için sık sık, “Baba, çantanı ben taşıyayım mı?” , “Anne bulaşıkları sen yıka, ben durulayayım olur mu?” gibi önerilerde bulunurlar. Lütfen çocuklarımızın özgüveninin gelişmesine olanak yaratalım. Onları öyle yetiştirelim ki, kendi ayakları üstünde durarak yaşamla mücadelelerini güçlü bir şekilde yapmaya hazır olsunlar.(Cüceloğlu 2002) ) Bu yanlışların en önemlileri şöyledir: Aşırı korumacılık: çocuk için iyi ve güzeli yakalamak adına anne-baba kararlar verip, çocuğu destekler nitelikte hareket eder. Çocuğa sürekli, “sen başarabilirsin,sen yapabilirsin” denir. Hatta bazı çalışmalar çocuğun isteği dışında birlikte yapılmaya çalışılır. Bu davranış çocuğa “sen becerikli değilsin, korumak gerekiyor” mesajını verir. Bu da özgüven gelişimini engeller. Böyle bir çocuk, gelecekte sürekli birilerinin kendi adına karar vermesini ve kendini korumasını bekleyen, kendine güveni olmayan bağımlı bir yetişkin olur. Baskı: Sevgi adına yapılan bir yanlışta farkında olmadan çocuğa uygulanan baskıdır. Bu davranış biçiminde çocuk için doğru olduğu düşünülen tüm kararları anne-baba alır ve çocuğa uygulatmaya çalışılır. Aşırı korumacılıktan farkı ise,davranış biçiminde olmasıdır. Burada istenilenler çocuğa zor kullanılarak yaptırılmaya çalışılır. Böyle bir çocuğa bir süre sonra istenilen yaptırılabilir. Ancak, isyankar bir çocuk yetiştirilir. Çocuk sorunlu, beceriksiz, başkalarına bağımlı bir insan haline gelir. Aşırı özgürlük tanıma: Sevgi adına yapılan diğer bir yanlışta çocuğu aşırı özgür bırakmak. “ne isterse yapsın, ne isterse olsun, nereye giderse gitsin, gelecekte nasıl olsa doğru yolu bulur” düşüncesiyle yapılan hareketlerin sonunda çocuk, her istediğinin yerine gelmesini bekler. İhtiyaçlarını karşılayacak birilerine bağımlı bir yetişkin olur. Çocuk ailenin desteğini hissetmeli: Yukarıda dediğimiz gibi çocuğun kendine güvenen, sorumluluk sahibi, düşünme ve çözüm üretebilme yeteneği gelişmiş, kendi kararlarını verebilen, yaşam disiplini ve ilkeleri olan bir yetişkin olması için aşağıdaki gibi davranmak gerekir: Sorumluluk verme: Ailelerin sınava hazırlıkta, çocuklarından günlük çalışma programlarını oluşturmalarını isteyerek programa uyup uymadıklarını gözlemlemeleri, çocuklarına yapacakları en büyük destek olacaktır. Çalışma süresi başladığında öğrenci çalışmaya başlamamışsa, “haydi çalış artık” yerine, yumuşak bir dille, “Biliyorum, yoruluyorsun, ama süren başladı” demek ona hem sorumluluklarını hatırlatır, hem de duygusal olarak destek sağlar. Olumsuz ile başlayan cümleler öğrencide olumsuz duygular yaratacağı için ister istemez savunmaya geçer. Anne-baba ile öğrenci arasında gerginlik yaşanmasına sebep olur. Burada yapılması gereken şey önce olumlu sözcüklerle başlayan cümlelerden sonra olumsuz davranışların belirtilmesi gerekir. Düşünme ve çözüm üretebilme becerisini geliştirmek: Ailelerin birlikte yapacağı bir etkinlik hakkında çocuğun görüşü ve düşüncesi alınmıyorsa, onun adına ebeveynler karar veriyor demektir. Çocuklarının her güçlüğünü çözmeyi kendi görevleri sayan anne-babalar aslında onların sorun çözme gücünü engeller. Karar vermesini sağlama: Biz büyükler çocuklarımız adına düşünür, çözüm üretir, seçim yapar ve karar verirsek, onlara karşı saygısız ve sevgisiz davranmış oluruz. Onlara, onları çok sevdiğimizi söylesek bile inandırıcı olamayız. En güçlü öğrenme, yaşayarak öğrenmedir. Çocuklar, yaptığı seçimlerin ve aldığı kararların sonuçlarına göre yaşam deneyimlerini geliştirir. Alınan her kararın bir sonucu oluşur. Çocuklar iyi ya da kötü oluşan bir sonuçla ilgili sorumluluğu kabullenmek zorunda. Programlı ders çalışmayan bir öğrenci, “Öğretmen üç verdi” demeyecek, “Üç aldım” diyecektir. Siz de düşük not alan çocuğunuzla, bu olaydaki sonucu tartışmak istiyorsanız ona, “Neden zayıf aldın” değil “ Nasıl düzeltebilirsin” sorusunu sormalısınız. Yaşam disiplini (ilkeler ) oluşturma: Hangi işi yapıyor olursak olalım, yaşamda disiplinsiz başarı yoktur. Burada bahsetmeye çalıştığımız disiplin; zor kullanma, tahakküm kurma, baskı yapma anlamında değildir. Belirlediğimiz hedefe ulaşma yolunda, ilkelerimiz doğrultusunda gerekeni yapabilme gücünü gösterebilmemizdir. Sınava öğrenci hazırlayan anne-babalar, çocuklarının günlük çalışma programını oluşturmalarını sağlamalı ve onların programa uyup uymadığını denetlemelidir.ancak ailelerin günlük yaşamları belli dahilinde değilse, sonuç ister istemez öğrencinin çalışmalarına da yansıyabilir… Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak: Hiç kimse bir başkasıyla kıyaslanmak istemez. Size biri, “ Filanca kişi senden daha başarılı, filanca senden daha becerikli, filanca senden daha akıllı, filanca senden daha zengin, daha yakışıklı, daha güzel” dese ne düşünürsünüz. Herhalde hiç hoşumuza gitmez. Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun. Onu başkalarıyla kıyasladığınız zaman sizce çocuğunuz ne düşünür? Size karşı duyguları herhalde saygı ve sevgi değil, öfke ve isyan olur.(yılmaz 2006) Yukarıda saydığımız olumsuzluklara yüksek ve düşük beklentiler tatmin olmayan anne-baba tutumları ve “senin için her şeyi yapıyorum” tavrı içinde olan veliler öğrencileri olumsuz olarak motive ederler. Bu konuda ne yapacağız sorusunun cevabı Final dersanesi rehberlik koordinatörü sayın Hatice YILMAZ'ın önerileri yol gösterici olacaktır Sevginizi sözle, davranışla, ilginizle ve dokunarak gösterin. Çocuklarınızla birlikte olmaya, konuşmaya, duygularınızı paylaşmaya özel zaman ayırın. Duygularınızı ifade ederken açık konuşmaya özen gösterin. “…yaptığında üzülüyorum, …kırıldım, …korkuyorum, …nasıl yardımcı olabilirim” gibi kendi duygularınızı ifade eden cümleler kurun Onların düşüncelerine saygılı olun. Eleştirmeden,yargılamadan, susturmadan, düşüncesinin nedenini öğrenmeye çalışın. Başkalarıyla kıyaslamayın. Özellikle arkadaşlarının ve öğretmenlerinin yanında eleştirerek veya şikayet ederek küçük düşürmeyin.
Çalışması gerektiğini hatırlatırken destekçi tavır sergileyin. Sağlıklı beslenmesine dikkat edin, yemek saatlerinin düzenli ve her gün aynı saatte olmasını sağlayın. Çalışma odasında ve kitaplığında ona ait olmayan dergi,kitap,ansiklopedi gibi yayınları bulundurmayın. Çocuğunuzun zihinsel kapasitesini ve kişilik özelliklerini iyi tanıyıp, beklentilerinizi ona göre oluşturun. Öğrencilerin kendilerini yetersiz hissetmelerine yok açacak tutum ve davranışlardan uzak durmaya çalışın. Yaptıkları çalışmaları olumlu yönleriyle de değerlendirin. Sürekli “ders çalış” uyarısı, onları olumsuz etkiler. Çalışmaları kontrol edin. Ama bunu, onları güvenmediğiniz duygusunu hissettirerek yapmayın. Başarının anahtarı “kendine güvenmek” tir. Ancak, siz çocuğunuza güvenirseniz, O da kendine güvenmeyi öğrenir ve başarır. Sınav hazırlığının yaşamın bir parçası olduğu kabul edip olayı abartmayın. Ailedeki günlük yaşam programını, öğrencinin sınav hazırlığını dikkate alarak düzenleyin. Çocuğa başarısızlığın normal olduğunu, sonucun çalışmakla düzelebileceğini telkin edin . Gençlik çağına özgü biyolojik, ruhsal ve toplumsal değişime ve gelişmelerin onun davranışlarına yansıdığını, bu çağın fırtınalı ve zor bir dönem olduğunu aklınızdan çıkarmayın . Bu önerilerin yanında şu da unutulmamalıdır: Sevgi ve disiplinin sağlıklı bir oranda ve yeterlilikte verilmesi önemlidir. Sevgi, unutulmamalıdır ki çocuğa değerli olduğu duygusunu verir. Değerli olduğunu hisseden insan da çevresine değer verir. Kendisiyle, çevresiyle barışık ,dengeli ve huzurlu bireyler olarak yetişmelerini sağlar. Aile, disiplini verirken şunu da unutmamalıdır: Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten daha etkili olduğu saptanmıştır. Ama ceza verilmesi söz konusu ise hemen uygulanmalı kesinlikle geçiştirilmemelidir. Ceza , çocuğun özüne değil davranışlarına yönelik olmalıdır. Anne babalar çocuklarına sevgi,anlayış,sabır ve hoşgörü ile disiplin vermelerinin gerekli olduğunu unutmamalıdırlar. ---ALINTIDIR---
|