|
funda
|
 |
« Yanıtla #15 : Ağustos 28, 2007, 04:38:43 ÖS » |
|
MATRAKÇI NASUHTürk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533'ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547'den, 1551'den, 1553'ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları vardır.Enderun'da okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen "matrak" oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde "üstad" ve "reis" olarak tanınması için 1530'da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü'l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü'l-Küttâb ve Kemalü'l- Hisâb ile Umdetü'l-Hisâb'ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.
MOLLA LÜTFİ (? - 1495) İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa’nın ve Ali Kuşçu’nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu’dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa’ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi’yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar’a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd’ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul’a dönmüştür. Önce Bursa’daki Yıldırım Beyazıd Medresesi’nde, sonra Filibe’de ve Edirne’de medrese hocalığı yapmıştır.
Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet’le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.
Molla Lütfi’nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz’ifü’l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi’nin, bu problemi, İzmir’li Theon’un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir’li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes’e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon’un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü’l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.İlk doktoralı matematikçimiz . İstanbul Yüksek Mühendis mektebi'ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi'nde Albert Einstein'in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye'ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi'nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi'nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı'na getirildi.
Kerim ERİM - (1894 - 1952)1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Matematik Enstitüsü-'nün başkanlığını yaptı. Türkiye'de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağ-daş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim'in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır.Bunlardan bazıları şunlardır:
Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über
SELMAN AKBULUTProf. Dr. Selman Akbulut, 1971 yılında California Üniversitesi (Berkeley) Matematik Bölümü'nden mezun olmuştur. Prof. Dr. Akbulut, 1975 yılında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamlayarak, 1976 yılında Wisconsin Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak göreve başlamıştır.
1978 - 1980 yılları arasında Rutgens Üniversitesi'nde, 1980 - 1981 yıllarında Michigan State Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent; 1983 - 1986 yılları arasında aynı üniversitede Doçent olarak çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Akbulut 1986 yılında profesörlüğe yükselmiştir ve halen Michigan State Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.
Prof. Dr. Akbulut, 1975 - 1976, 1980 - 1981 yıllarında Advanced Study Institute'da, 1982 - 1983 yıllarında Max - Planck Enstitüsü ve 1984 - 1985 yıllarında California Üniversitesi, Mathematical Sciences Research Institute'de çalışmalarda bulunmuştur.
Prof. Dr. Akbulut, Türk Matematik Derneği, Amerikan Matematik Derneği ve Doğa - Türk Matematik Dergisi Editörler Kurulu'na üyedir.
Prof. Dr. Selman Akbulut'un Uluslararası Science Citation Index'ce taranan hakemli dergilerde çıkmış 29 yayını vardır ve bu yayınlara 1991 yılı sonu itibariyle 239 atıf yapılmıştır.
HAREZMİ Horasan bölgesinde bulunan harezm(bugünkü Türkmenistan'ın Khiva )şehrinde dünyaya gelen Harezmi'nin tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi'dir. Harezm'de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem'un Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amaıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat'ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgiliaraştırmalarına başlar. Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi Şam'da bulunan Kasiyun Rasathanesin'de çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir. Harezmi 'nin latinceye çevrilen eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele adlı eseri şu cümleyle başlar : "Algoritmi şöyle diyor: Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah 'a hamd ve senalar olsun" Eserleri:
Matematik İle İlgili Eserleri 1)El-Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele 2) Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind 3) el-Mesahat
Astronomi İle İlgili Eserleri 1) Ziyc 'ul Harezmi 2)Kitab al-Amal bi 'l Usturlab 3)Kitab 'ul Ruhname
Coğrafya İle İlgili Eseri Kitab surat al-arz Tarih İle İlgili Eserleri Kitab 'ul Tarih
SALİH ZEKİ (1864 - 1921) XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetişmiş, değerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul'da doğmuştur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka'da görmüş, yüksek öğrenimini Paris'te elektirk mühendisliği bölümünü bitirmiştir. Salih Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi'nde matematik ve fizik dersleri okutmuştur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiştir. Bugünkü gerçek üniversitenin kurucusu salih Zeki'dir. Türkiye'ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliğini edebiyat kadar matematiğe yönelten ve matematiği sevdiren yine o olmuştur. Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin en dikkate değer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından başka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat'ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştır
ULUĞ BEY (1393 - 1449)Türk matematikçilerinden birisi olan Uluğ Bey, Timur'un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oğludur. Asıl adı Mehmet'tir. Fakat o, daha çok Uluğ Bey adı ile ünlü olmuştur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doğmuştur. Timur'un öldüğü sıralarda Uluğ Bey Semerkant'ta bulunuyordu. Semerkant ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan'ın saldırısı ve işgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan Uluğ Bey'e yönetimini bırakmıştır. Uluğ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiş ve hem de öğrenimine devam etmiştir.
Uluğ Bey, bilgin ve olgun bir padişahtı. Boş zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuşmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. Uluğ Bey, dikkatlice okuduğu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleği vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oğlu Abdüllatif tarafından öldürüleceğini görmüş ve bunun üzerine oğlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oğlu arasındaki bu soğukluk, Uluğ Bey'in küçük oğluna karşı olan yakınlığı ile daha da şiddetlenmiş ve sonunda Uluğ Bey'in korktuğu başına gelmiştir.
Uluğ Bey, Semerkant'ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye başkanlık etmiştir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant'a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmişti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir.
Gözlemevinin yönetimini Kadı Zade ile Cemşid'e vermiştir. Cemşid, gözlemlere başlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm işleri o zaman genç olan Ali Kuşçu'ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine Uluğ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiş vebitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuştur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç'in iki makalesi 1650 yılında Londra'da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoğuna, çevrilmiştir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır. Zeyç Kürkani'nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaşlarından sonra Türkiye'ye getirilmiş ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oğlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.
ÖMER HAYYAM Doğum: 18 Mayıs 1048, İran - Ölüm: 4 Aralık 1131, İran
Ömer Hayyam, son derece karışık politik yapıya sahip bir bölgede yaşamıştır. 1038-1040 yılları arasında, Selçuklular Mezopotamya, Suriya, Filistin ve İran’ın büyük bölümünü de kapsayan bir coğrafyaya hakim olmuşlardı. 1055 yılında Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Bağdat’ı da ele geçirmişti. Hayyam’ın gençliği, Selçuklu egemenliğindeki topraklarda geçmiştir.
Hayyam, gençlik yıllarında felsefe öğrenimi görmüştür. Bu yıllarda edebiyatla da ilgilenmeye başlamıştır. Hayyam bir dönem şiir de yazmıştır. Ancak Hayyam’ın en başarılı olduğu alan matematik ve astronomidir. Hayyam, yaşadığı bölge itibarıyla, eğitimin çok zor olduğu bir ortamda büyümüştür. Bu konuda, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserinin girişinde eğitim yıllarının çok zor geçtiğini anlatmıştır.
Hayyam, sıradışı bir matematikçiydi. Çok üstün bir zekası vardı. 25 yaşından önce Aritmetik problemleri adlı eseri de dahil olmak üzere bir çok eser yazmıştır. 1070 yılında Orta Asya’daki en eski şehirlerden biri olan Samarkand’a yerleşmiştir. Samarkand’ın önemli hukukçularından Abu Tahir, kendisini desteklemiş ve ünlü eseri Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasında kendisine yardımcı olmuştur.
Selçuklu’ların kurucusu Tuğrul Bey, Eshafan şehrini, imparatorluğun başkenti yapmış ve 1073 yılında da torunu Malik Şah’ı Eshafan şehrinin yönetmek üzere görevlendirmiştir. Malik Şah, Hayyam’ı Eshafan’a davet ederek orada bir gözlemevi açmasını istemiştir. Hayyam bu isteği kabul etmiş ve gözlemevini kurmuştur. Bu gözlemevinde sonraki 18 yıl çalışmış ve bilim adamlarına başkanlık etmiştir. Bu yıllarda Hayyam çok önemli gözlemler yapmış ve astronomi tabloları çıkarmıştır.
Hayyam, Eshafan’da yaptığı gözlemlerin sonucunda bir yılı, 365,24219858156 gün olarak ölçmüştür. Bu ölçüm neredeyse tam olarak kesin doğru bir ölçüm kabul edilebilir. Aynı zamanda bu ölçüm, o ana dek yapılan en doğru ölçüm olma özelliğini de taşımaktadır.
1092 yılında başgösteren olaylar, Hayyam’ın bilimsel çalışmalarını ve sakin yaşamını bozmuştur. 1092’de Malik Şah ölmüş ve veziri Nizam al-mulk öldürülmüştür. Bu olaylar sonucu yönetimi iki yıl, Malik Şah’ın ikinci karısı sürdürmüş ancak bu dönem bir çok kargaşaya sebep olmuştur. Bu yıllarda, ortodoks Müslümanlar tarafından Hayyam’ın çalışmaları sürekli engellenmiştir ve Hayyam, birkaç defa saldırıya uğramıştır. Bu olumsuz duruma karşın Hayyam, bilimsel çalışmalarını 1118 yılına kadar Eshafan’da sürdürmüştür.
1118 yılında Malik Şah’ın üçüncü oğlu Sanjar Selçuklu hükümdarı olmuştur. Bu dönemde Hayyam’ın Eshafan’dan ayrıldığı ve Selçuklu’ların yeni başkenti olan Türkmenistan’daki Merv şehrine yerleştiği bilinmektedir.
Hayyam’ın en önemli cebir çalışması, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserden önce yazdığı cebir notlarında kübik denklemlerin (üçüncü derece denklemlerin) çözümünü göstermiştir.
Hayyam’ın en önemli eseri, yukarıda da belirtildiği üzere, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasıdır. Bu çalışmasında, üçüncü derece denklemlerin çözümünü, kesişen konik parçalarını kullanarak yapmıştır. Hayyam, konik parçaları kullanarak, üçüncü derece denklemlerin çözümü için yöntem geliştiren ilk matematikçidir.
Hayyam, üçüncü derece denklemlerin birden fazla çözümü, yani kökü olabileceğini söylemiştir. Bazı denklemlerin iki kökünü bulsa da üç kökünü birden bulamamıştır.
Hayyam’ın kaybolan eserlerinden birinde Pascal üçgenini de incelediği düşünülmektedir. Ancak Pascal üçgenini ilk inceleyen matemtikçi, Hayyam değildir. Al-Karaji’nin bu konuda bir çalışması önceki dönemlerde olmuştur.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.videodershane.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.e-tarifler.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.gramerimiz.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.egitimedair.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.geometridunyasi.com
|
|
|
|
funda
|
 |
« Yanıtla #16 : Ağustos 28, 2007, 04:39:31 ÖS » |
|
AHMET FERGANİ9. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan'ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler (biyografik eserler)de doğum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduğu kayıtlıdır. Ahmet Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiştiği Fergana'da yaptı ve büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı zamanda halifelik merkezi olan Bağdat'a geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini Bağdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin gelişmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me'mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi 861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm işlerini yürütmesi için Mısır'a gönderilen Ferganî'nin, bundan sonraki yaşamı bilinmiyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.videodershane.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.e-tarifler.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.gramerimiz.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.egitimedair.com Linkleri sadece uyelerimiz gorebilir.Daha kaliteli bir hizmet icin uye olun, zaten uyeyseniz giris yapin. Uye ol yada Giris yapwww.geometridunyasi.com
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #17 : Ekim 13, 2007, 01:35:52 ÖS » |
|
Ömer Hayyam
Doğum: 18 Mayıs 1048, İran
Ölüm: 4 Aralık 1131, İran
Ömer Hayyam, son derece karışık politik yapıya sahip bir bölgede yaşamıştır. 1038-1040 yılları arasında, Selçuklular Mezopotamya, Suriya, Filistin ve İran’ın büyük bölümünü de kapsayan bir coğrafyaya hakim olmuşlardı. 1055 yılında Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Bağdat’ı da ele geçirmişti. Hayyam’ın gençliği, Selçuklu egemenliğindeki topraklarda geçmiştir.
Hayyam, gençlik yıllarında felsefe öğrenimi görmüştür. Bu yıllarda edebiyatla da ilgilenmeye başlamıştır. Hayyam bir dönem şiir de yazmıştır. Ancak Hayyam’ın en başarılı olduğu alan matematik ve astronomidir. Hayyam, yaşadığı bölge itibarıyla, eğitimin çok zor olduğu bir ortamda büyümüştür. Bu konuda, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserinin girişinde eğitim yıllarının çok zor geçtiğini anlatmıştır.
Hayyam, sıradışı bir matematikçiydi. Çok üstün bir zekası vardı. 25 yaşından önce Aritmetik problemleri adlı eseri de dahil olmak üzere bir çok eser yazmıştır. 1070 yılında Orta Asya’daki en eski şehirlerden biri olan Samarkand’a yerleşmiştir. Samarkand’ın önemli hukukçularından Abu Tahir, kendisini desteklemiş ve ünlü eseri Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasında kendisine yardımcı olmuştur.
Selçuklu’ların kurucusu Tuğrul Bey, Eshafan şehrini, imparatorluğun başkenti yapmış ve 1073 yılında da torunu Malik Şah’ı Eshafan şehrinin yönetmek üzere görevlendirmiştir. Malik Şah, Hayyam’ı Eshafan’a davet ederek orada bir gözlemevi açmasını istemiştir. Hayyam bu isteği kabul etmiş ve gözlemevini kurmuştur. Bu gözlemevinde sonraki 18 yıl çalışmış ve bilim adamlarına başkanlık etmiştir. Bu yıllarda Hayyam çok önemli gözlemler yapmış ve astronomi tabloları çıkarmıştır.
Hayyam, Eshafan’da yaptığı gözlemlerin sonucunda bir yılı, 365,24219858156 gün olarak ölçmüştür. Bu ölçüm neredeyse tam olarak kesin doğru bir ölçüm kabul edilebilir. Aynı zamanda bu ölçüm, o ana dek yapılan en doğru ölçüm olma özelliğini de taşımaktadır.
1092 yılında başgösteren olaylar, Hayyam’ın bilimsel çalışmalarını ve sakin yaşamını bozmuştur. 1092’de Malik Şah ölmüş ve veziri Nizam al-mulk öldürülmüştür. Bu olaylar sonucu yönetimi iki yıl, Malik Şah’ın ikinci karısı sürdürmüş ancak bu dönem bir çok kargaşaya sebep olmuştur. Bu yıllarda, ortodoks Müslümanlar tarafından Hayyam’ın çalışmaları sürekli engellenmiştir ve Hayyam, birkaç defa saldırıya uğramıştır. Bu olumsuz duruma karşın Hayyam, bilimsel çalışmalarını 1118 yılına kadar Eshafan’da sürdürmüştür.
1118 yılında Malik Şah’ın üçüncü oğlu Sanjar Selçuklu hükümdarı olmuştur. Bu dönemde Hayyam’ın Eshafan’dan ayrıldığı ve Selçuklu’ların yeni başkenti olan Türkmenistan’daki Merv şehrine yerleştiği bilinmektedir.
Hayyam’ın en önemli cebir çalışması, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı eserden önce yazdığı cebir notlarında kübik denklemlerin (üçüncü derece denklemlerin) çözümünü göstermiştir.
Hayyam’ın en önemli eseri, yukarıda da belirtildiği üzere, Cebir problemlerinin ispatı üzerine adlı çalışmasıdır. Bu çalışmasında, üçüncü derece denklemlerin çözümünü, kesişen konik parçalarını kullanarak yapmıştır. Hayyam, konik parçaları kullanarak, üçüncü derece denklemlerin çözümü için yöntem geliştiren ilk matematikçidir.
Hayyam, üçüncü derece denklemlerin birden fazla çözümü, yani kökü olabileceğini söylemiştir. Bazı denklemlerin iki kökünü bulsa da üç kökünü birden bulamamıştır.
Hayyam’ın kaybolan eserlerinden birinde Pascal üçgenini de incelediği düşünülmektedir. Ancak Pascal üçgenini ilk inceleyen matemtikçi, Hayyam değildir. Al-Karaji’nin bu konuda bir çalışması önceki dönemlerde olmuştur.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:41:09 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #18 : Ekim 13, 2007, 01:36:29 ÖS » |
|
Harezmi
Horasan bölgesinde bulunan harezm(bugünkü Türkmenistan'ın Khiva) şehrinde dünyaya gelen Harezmi'nin tam adı Abdullah bin Musa el-Harezmi'dir. Harezm'de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir. İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem'un Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amaıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat'ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgiliaraştırmalarına başlar. Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi Şam'da bulunan Kasiyun Rasathanesin'de çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir. Harezmi 'nin latinceye çevrilen eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele adlı eseri şu cümleyle başlar : "Algoritmi şöyle diyor: Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah 'a hamd ve senalar olsun"
ESerleri:
Matematik İle İlgili Eserleri
1)El-Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele 2) Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind 3) el-Mesahat
Astronomi İle İlgili Eserleri
1) Ziyc 'ul Harezmi 2)Kitab al-Amal bi 'l Usturlab 3)Kitab 'ul Ruhname
Coğrafya İle İlgili Eseri Kitab surat al-arz Tarih İle İlgili Eserleri Kitab 'ul Tarih
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:42:19 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #19 : Ekim 13, 2007, 01:36:54 ÖS » |
|
Ali Kuşçu
Doğum: 1394
Ölüm: 1449
Onbeşinci yüzyılda yaşamış önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur’un torunu olan Uluğ Bey’in doğancıbaşısı idi. “Kuşçu” lakabı buradan gelmektedir.
Ali Kuşçu Semerkand’da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızade-i Rümi ve Giyasüddin Cemşid el-Kaşi gibi, dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır. Ali Kuşçu, bir aralık, öğrenimini tamamlamak amacı ile, Uluğ Bey’den habersiz Kirman’a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkal el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey’e armağan etmiş ve Ali Kuşçu’nun, kendisinden izin almadan Kirman’a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.
Ali Kuşçu, Semerkand’a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevini’nin müdürü olan Kadızade-i Rümi’nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey’in Zici’nin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey’in ölümü üzerine Ali Kuşçu, Semerkand’dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacıyla Fatih’e elçi olarak gönderilmiştir.
Bir kültür merkezi olmanın şartlarından birinin de bilim adamlarından biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih, Ali Kuşçu’ya İstanbul’da kalmasını ve medresede ders vermeini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine Tebriz’e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul’a geri döner. İstanbul’a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu’yu karşılayanlar arasında, zamanın uleması İstanbul kadısı Hocazade Müslihü’d Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır. İstanbul’a gelen Ali Kuşçu’ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya’ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu burada, Fatih külliyesinin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiştir. Ayrıca İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu’nun, medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler, olğanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafından da izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığıyla Ali Kuşçu’nun derslerini takip etmiştir.
Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip, zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektdedir. İkinci bölüm, Yer’in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri, küçük bir el kitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammadiye adını verdiği matematik kitabıdır.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:42:38 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #20 : Ekim 13, 2007, 01:37:48 ÖS » |
|
LEONHARD EULER
(1707-1783) İsviçreli matematikçi. Basel Üniversitesinden 16 yaşında mezun olduktan sonra St.Petersburg'da akademide çalışmaya başladı (1727). Burada güneşi gözleyerek zamanın hassas biçimde saptanması konusunda çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar sırasında sağ gözünü kaybetti (1735). Euler 1741'de Berlin'e gitti ve 1766 yılına kadar Bilimler Akademisinde kaldı. 1766'de tekrar St.Petersburg'a dönen Euler yaşamının sonuna kadar burada kaldı. 1766'da diğer gözünü de kaybetti. Euler matematik tarihinin en üretken kişilerinden biridir. Matematiğin hemen her dalında araştırma yaptı. Yaşamı boyunca 800'den fazla makale yayınladı. Euler aynı zamanda bugün de kullandığımız matematiksel simgelerin de isim babasıdır. Bunların arasında ?, e , i ve f(x) (fonksiyon gösterimi) sayılabilir
PİSAGOR
(Yaklaşık MÖ 580 - MÖ 500)
Yunan filozofu. Doğum yeri olan Sisam Adasından MÖ 529'da Güney İtalya'ya, Crotona'ya göç etti. Crotona bu yörenin zengin liman kentlerinden biriydi. Pisagor buruda biraz kişisel çekiciliği, kendinde varolduğunu iddia ettiği kehanet gücü, biraz da etrafında yarattığı gizemci havasıyla zengin ve soylu delikanlılardan üçyüz kadarını bir çatı altında topladı ve okul kurdu. Pisagor öğrencilerini iki bölüme ayırıyordu : Dinleyiciler ve matematikçiler. Okula dinleyicilik ile başlanıyor başarılı olunursa matematikçiliğe geçiliyordu.
Pisagor öğretisi evrende herşeyin bir sayı ile (özellikle tam sayı) özleştiğini öne sürer. 5 rengin, 6 soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedenidir. Düzgün geometrik şekiller de pisagorculukta önemlidir. Pisagor yeryüzünün düzgün altıyüzlüden (heksahedron), ateşin piramitten, havanın düzgün sekizyüzlüden (oktahedron), suyun yirmiyüzlüden (ikosahedron) yaratıldığına inanır.
Pisagor müzik ile de uğraştı. Telin kısalmasıyla, çıkardığı sesin inceldiğini keşfetti. İki telden birinin uzunluğu diğerinin iki katıysa, kısa telin çıkardığı ses uzun telin çıkardığı sesin bir oktav üstünde olduğunu gördü. Pisagor, sabah yıldızı ile akşam yıldızının aynı yıldız olduğunu ilk anlayan Yunanlıdır. Kendisinden sonra bu yıldız uzun süre Afrodit olarak anıldı. Bu gün bunun Venüs gezegeni olduğunu biliyoruz. Pisagor, Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü ileri sürdüğü zaman oldukça sert tepkiyle karşılaşmıştır. Bilimler hakkındaki görüşlerinin ne kadarının ona ait olduğu bilinmemektedir. Pisagor öğretisini sunduğu felsefe okulunun kurucusudur. Bu okul aynı zamanda dini bir topluluk ve o zamanın politikasına oldukça egemendir. Pisagor'un matematik, fizik, felsefe, astronomi ve müzikte getirmek istediği yenilikleri, buluşları hazmedemeyen bir takım siyasetçi ve gruplar, halkı Pisagor'a karşı ayaklandırarak, okulunu ateşe vermişler, Pisagor ve öğrencileri bu alevler arasında ölmüşlerdir.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:42:57 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #21 : Ekim 13, 2007, 01:38:48 ÖS » |
|
ÖKLİD
(Yaklaşık MÖ 300 dolayları) Yunan matematikçisi. Öklid geometri dünyasında kapladığı bu seçkin yerini kendisinin büyük matematikçi olmasından çok, geometrinin başlangıcından kendi zamanına kadar bilineni Öğeler adını verdiği kitaplarında toplamış olmasına borçludur. Öklid derlemesini tutarlı bir bütün olmasını sağlamak için, apaçık gerçekler olarak düşünülen beş aksiyom ortaya koyar ve diğer bütün önermeleri (teoremleri) bu aksiyomlardan çıkarır. Öğeler onüç kitaptan oluşmaktadır. Bunlar Benzerlikler, paraleller, Pisagor teoremi Özdeşlikler, alanlar, altın kesim Daireler Çokgenler Oran ve orantı Çokgenlerin benzerlikleri Sayılar teorisi - 1 Sayılar teorisi - 2 Sayılar teorisi - 3 Ortak ölçüsü olmayan büyük lükler Uzay geometrisi - 1 Uzay geometrisi - 2 Uzay geometrisi - 3 ÖKLİD'in 5 Aksiyomu geometri üzerine
I.İki noktadan bir ve yalnız bir doğru geçer. II.Bir doğru parçası iki yöne sınırsız bir şekilde uzatılabilir. III.Merkezi ve üzerinde bir noktası verilen çember çizilebilir. IV.Bütün dik açılar eşittir. V.Bir doğruya dışarıdan alınan bir noktadan bir ve yalnız bir paralele çizilebilir.
ALAN TURİNG (1912 -1954)
Manchester England Bugün bilinen bilgisayar mantığının gelişmesinde öncüdür. Yapay zeka kavramını ortaya atan ilk kişilerdendir. Eğitimi: 1926 Sherborne okulu, 1931 Wrangler, Matematik Tripos, Kings Koleji,Cambridge 1938 Princedon Üniversitesi Alan Mathison Turing bilgisayar alanının büyük öncülerindendir. Günümüzde "Turing makinası" ve "Turing testi" ile anılır. Matematiksel algoritmayı dijital bilgisayarlara uygulamıştır. Araştırmaları yapay zeka alanının doğal yaratılması ve makinalar arasındaki ilişkisinde yoğunlaşmıştır. Zekası ve öngörüsü onun bilgi çağında ön sıralara adım atmasını sağlamıştır. Matematik kariyerine 1931 'de Cambridge üniversitesindeki King Kolejlinde başlamıştır. Burada öğretim görevlisi oldu ve buradan Princeton Üniversitesine tayin edildi. Bu zamanlar onun sonradan "Turing makinası " diye adlandırılan makinayı araştırdığı zamanlardı. Turing dijital bilgisayar kavramının gelişmesine öncülük etmiştir. Turing makinasını günümüzde ki çok amaçlı bilgisayarların aynısını tasavvur ederek yapmıştır. Bir ve sıfırlardan oluşmuş seriyi teypden okuyabilen bir makina tasarlamıştır. Bu birler ve sıfırlar problem parçalarını çözmeye ihtiyaç duyulan adımları tanımlar. Turing makinası bütün bu adımları okur ve ardışık olarak yapar. O bütün problemler için bir algoritma geliştirilebileceğine inanırdı. II. dünya savaşı sırasında Turing bilgisini ve düşüncelerini Büyük Britanya'nın Haberleşme bölümünde kullandı. Almanların haberleşmede kullandıkları kodları deşifre etmek için matematiksel becerisini kullandı. Bu özellikle zor bir işti çünkü Almanlar Enigma (anlaşılmaz) adında bir bilgisayar teybi geliştirmişlerdi. O zamanın kod çözücüleri, bunu çözecek bir yapının geliştirilmesini imkansız görüyorlardı. Bu haberleşme merkezinde çalıştığı müddetçe Turing ve asistanları COLOSSUS isimli makinayla uğraşmışlardı. COLOSSUS hızlı ve verimli bir şekilde Almanlar tarafından yapılan enigmanın kodunu çözdü. Sonuçta COLOSSUS gerçekten servomotorlar ve metalden oluşuyordu fakat, bu dijital bilgisayarlara geçişin ilk adımıydı. İkinci dünya savaşından sonra Turing NPL (National Physical Laboratory) çalışmak için gitti ve dijital bilgisayarlar üzerindeki çalışmalarına devam etti. Otomatik bilgisayar motorlarını geliştirmek için çalıştı, doğru dijital bilgisayarın yapılması konusundaki ilk teşebbüslerden biriydi. Bu durumda doğa ile bilgisayarlar arasındaki ilişkiyi incelemeye başladı ve "Akıllı makineler" adında sonradan 1969 da basılan yazıyı kaleme aldı. Bu yapay zeka kavramının yayılmaya başladığı ilk zamanlardan biriydi. Turing zeki makinaların insan beyninin ayrıntılı tasarımı yapılarak oluşturulabileceğine inanırdı. 1950'de "Turing testi" diye bilinen bir makale yayınladı. Test bir kimsenin klavye aracılığı ile bir insana ve bir zeki makinaya soru sormasından oluşmaktadır. Turing 7 haziran 1954 ölmüştür. Ölümünde birçok iddia ortaya atılmıştı, ama ne tür olursa olsun O ölmüştü. Ve gerçekten Turing bilgisayar alanının en büyüklerinden biriydi. Günümüzde bilgisayar bilimcileri hala onun makalelerinden yararlanmaktadırlar.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:43:13 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #22 : Ekim 13, 2007, 01:39:08 ÖS » |
|
NİKOLAY LOBÇEVSKİ
(1793-1856)
Rus matematikçisi. 21 yaşında Kazan Üniversitesinde öğretim üyeliğine, 34 yaşında da aynı üniversitenin rektörlüğüne getirildi. Rektör olarak üniversiteye büyük katkılardabulundu. Öğretim üyelerini, oldukça kötü duruma düşmüş olan akademik düzeyi iyileştirmekiçin yeniden örgütledi. Kütüphaneyi zenginleştirdi, l aboratuarlar kurdu. 1830'da kolera salgınına, 1842'de de büyük yangın tehlikesine karşı üniversiteyi korudu. Lobaçevski, bütünidari başarılarının yanında matematik dalında da önemli katkılarda bulundu. Bu alandaki en önemli katkısı 2000 yıldır saltanatını koruyan Öklid geometrisinin dışında dageometriler varolabileceğini göstermesidir. Öklid geometrisi beş aksiyom üzerine kuruludur. Bunlardan ilk dördü 'aksiyom' sözcüğünü hak edecek denli önemli olduklarıhalde, beşincisi biraz zor inanılır niteliktedir. Yani sanki kanıtlanması gerekirmiş gibi gelir.Bu aksiyom kısaca paralellik aksiyomu adı verilen aksiyomdur. Paralellik aksiyomunun bu niteliğinden dolayı 1800 'lerin başına kadar bir çok matematikçi beşinci aksiyomungerçekte bir aksiyom olmayıp, ilk dört aksiyom kullanılarak kanıtlanabilecek bir teorem olduğu sanısına kapılara bu yönde büyük çaba harcadı. Ancak bütün bu çabalar boşa çıktı. Beşinci aksiyom ilk dört aksiyomdan çıkarılamıyordu. Matematikçiler Öklid'e bir kez daha hayran oldular. Lobaçevski olaya başka türlü yaklaştı. Beşinci aksiyom tutarlı bir geometrinin kurulması için gerekli değildi. Belki de beşinci aksiyomun değiştirilmesiyle ya da yadsınmasıyla, Öklid geometrisi olmayan, ama oluşturacağı tutarlı bütünlük açısından geometri olan başka geometriler yaratılabilirdi. Lobaçevski paralellik aksiyomunu şöyle değiştirdi: Bir doğruya dışından alınan bir noktadan en az iki paralel çizilebilir. Öklid'in diğer dört aksiyomunu da kullanarak bambaşka bir geometri geliştirdi ve bu fikirlerini 1829'da yayınladı. Lobaçevski geometrisinin geçerli olduğu iki boyutlu bir uzay, geniş uçlarından karşı karşıya getirilerek birbirine tutturulmuş, diğer uçları da giderek incelen sonsuza dek uzanan bir çift zurnaya benzeyen bir şeklin yüzeyi olarak düşünülebilir. Lobaçevski'nin, Bolyai'nin ve Riemann'ın kurdukları Öklid dışı geometrilere uzun süre işe yaramaz birer matematik garibesi olarak bakıldı. Ta ki Einstein, içinde yaşadığımız üç boyutlu uzayın Öklid geometrisine değil, Riemann'ın oluşturduğu Öklid dışı geometriye uyduğunu gösterene kadar
Neumann
Bugünün çocukları zaman zaman "yirminci yüzyılda matematikçi olmayı düşünmem" derler. Diğer bilim adamları roket ateşleme yada denizaltı araştırmalarını yürütme gibi heyecanlı şeyler yapıyorlar, halbuki matematikçiler sadece birçok sayılarla uğraşıp oturuyorlar. Bu yorum John Von Neumann'ı kimbilir ne kadar eğlendirmiştir! Bu yüzyılın en parlak matematikçilerinden biri olarak kariyeri, pür matematik sahasına yapılan mükemmel katkıların yanısıra, atom bombası ve roketler üzerine bir kitap, poker ve diğer şans oyunları üzerine bir inceleme ve yüksek hızlı elektronik bilgisayarların geliştirilmesinde öncülüğüde kapsamaktadır. Bütün bunlara sıkıcı denemezdi! Fakat sınıf arkadaşları onun matematik başarılarından ziyade, fotoğraf makinası gibi işleyen belleğinden etkilenmişlerdi. Bir öğleden sonra onun telefon rehberini karıştırıp birkaç sayfasına gözattığını ve derhal isimleri, adresleri ve telefon numaralarını aklından ezbere söylediğini hayret içinde seyrettiler. Öğretmenleri de on yaşındaki bir öğrencinin 46 ciltlik Alman Tarihi'ni okuduğunu ve sonra Macar askeri liderleri ile eseri ayrıntılı biçimde tartıştığını gördüklerinde aynı hayrete düşmüşlerdi. Henüz o erken yaşlarında matematiksel başarısını ve parlak zekasını ispatladıktan sonra eğitimlerin en iyisini aldı. Öncelikle Macaristan'da en iyi okullardan birisi olan Protestan Gramer Okulu'na girdi. Onbeş yaşında ailesi, Gabor Szego'dan özel ders almasını sağladı. Szego'nun eşi sık sık, onun bu şaşırtıcı insanla ilk buluşmasından ağlayarak geldiğini söyler. Orta öğretimi izleyen yıllar John Von Neumann'ı mükemmel bir bilimsel eğitim aramaya Almanya ve İsviçre'ye götürdü. 1921 yılından 1923 yılına kadar Berlin Üniversitesinde kimya tahsili gördü. İki yıl sonra İsviçre'de Teknik Yüksek Okulundan kimya mühendisliği diploması aldı. Nihayet 1926 yılında Budapeşte Üniversitesinden matematik doktorası aldı. Budapeşte'deki çalışmalarını bitirir bitirmez, genç matematikçiye Göttingen Üniversitesinde Rockofeller bursu verilmişti. Burada, yirmiüç yaşındayken ilk şaheser eseri "Kuantum Mekaniğinin Matematik temelleri"ni yayınladı. Bu eser bütün atom ve nükleer fiziğin üzerine kurulduğu Kuantum Teorisi anlayışı için çok önemliydi. Gene o yıllarda Von Neumann Berlin Üniversitesi'nde ilk öğretim üyeliğini kabul etti. Yeni hocanın öğretim metotları pek çok kaşın kalkmasına yol açtı; notsuz ders veriyor ve sınıfları için henüz çözmediği problemler seçiyordu ki, böylece öğrencilerle birlikte çözümlerini bulabiliyordu. John Von Neumann Berlin'de iken poker oyununu incelemeye başladı. Özellikle bu oyun onun ilgisini çekmişti, çünkü bu oyunla sadece şans faktörü değil aynı zamanda oyuncunun strateji meselesi de işe karışıyordu. Böyle bir oyun matematik terimleriyle tarif edilebilirmiydi? Genç matematikçi işe girişti! Birkaç ay içinde matematik incelemelerine yeni bir saha getiren "Oyunlar teorisi"ni geliştirdi. Bu yaklaşımı sadece şans ve strateji oyunlarına değil , aynı zamanda ekonomi, askeri strateji ve sosyoloji gibi önemli alanlara da uygulandı. "Oyunlar teorisi" Von Neumann yalnızca yirmibeş yaşında iken, matematiksel bir sanat eseri olarak kabul edildi. 1930 yılında Princeton'un bir yıllık ders teklifini kabul etti ve 1931 yılında burada kalmaya karar verdi. Burada da Berlin'de olduğu gibi farklı öğretim metotları ile öğrenci ve profesörlerin ilgisini çekmiştir. Hatta bazı profesör arkadaşları ondan ürktüler. 1933 yılında Von Neumann, Princeton'da araştırmacılar için yeni açılan uluslararası bir merkez olan İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde profesör olması çağrısı aldı. Orada birkaç yıl matematik araştırmalarına derinlemesine daldı. 2. Dünya savaşına uzanan yıllarda ve savaş süresince Von Neumann, askeriye için çalışmıştır. O olmasaydı, içinde bulunduğu Los Alamos projesi bir sene erkenden tamamlanamazdı. Kendisi burada askeriye için ilk elektronik hesaplayıcı olan "ENIAC" ı 1945'te savaş sona erene kadar tamamlamıştı. Ayrıca burada 1957'de kanserden ölümüne sebep olan radyasyon hastalığı ile temas ettiği tahmin ediliyor. Savaştan sonra bir matematikçi (kendi türü bir matematikçi) ile yaşantısını sürdürmeye devam etti. Kendini yalnızca çalışmalarına adamaktan başka, hoş partilerden ve yeni arabalardan zevk alıyordu. Bilgisayar araştırmalarında ilk adım olarak Von Neumann psikiyatri çalıştı, nörolojistlere danıştı. Uzun araştırmalar sonucu onun harika makinesi MANIAC ( Matematiksel Analizci, Nümerik Integralci ve Computer), insanların hizmetine hazırdı. Öyle ki bu makina önceleri birkaç yıl alan bir problemi bir saatte tamamlıya biliyordu. NORC (Noval Ordinanse Research Computer-Askeri Düzeni Araştırma Bilgisayarı) Von Neumann'ın ikinci bilgisayarıydı. Bu hünerli makina yirmidört saatlik bir hava tahminini birkaç dakikalık zamanda verebiliyor, yerkürenin özü hakkında bilgi kaydedebiliyordu. Atlantik ve Pasifik Okyonuslarının med ve cezir hareketlerini hesaplayabiliyor ve askeri manevra problemlerini çözebiliyordu. O sıralarda insanlar makinalarını bu kadar gelişmesinden ürkerek "Acaba insan aklının yerini alabilir miydi?" diye düşünmekteydiler. Ne var ki insan beyninin kapasitesi hakkında şüpheye düşen bir kimse aşağıdaki hikaye ile tekrar güvenini kazanmalıdır. Bir öğleden sonra Von Neumann bir araştırma şirketinden arandı. Bilinen bilgisayarın çözemediği kadar güç bir problemi anlatan ümitsiz bir telefon konuşması oldu. Şirket yetkilisi Von Neomann'dan bu müşkül problemi halletmek için yeteri kadar geliştirilmiş bir makina tertiplenmesi istedi. Von Neumann sadece problemi sunan bir açıklama isteyerek şirket bilim adamlarıyla toplanmayı kabul etti. Durum bilim adamlarının sadece yeterli bir tanımlama vermek için bile saatlerini alacak kadar karmaşıktı. Onlar durumun izahını bitirdikten sonra , kısa bir sessizlik oldu. Sonunda Von Neumann birkaç rakam yazarak, "pekala beyler, sizin yeni bir bilgisayara ihtiyacınız yok" dedi. "Aradığınız cevap işte burada. Şimdi, yemeği nerede yiyebiliriz." Fizikçi Edward Teller'in dediği gibi "düşünce oyununun ve bu faaliyetin sürekli tatbikinin ilk icadı "Von Neumann'ın esrarengiz yeteneği sayesindeydi. Eğlendirici "demiryolu hikayesi " Teller'in işaret ettiği bu noktayı ispatlıyor gibi görünmekte: Bir sabah bir arkadaşı Von Neumann'ı Chicago trenine yetiştirmek için almıştı. Yolda, adam cebinden bir kağıt tomar çıkardı ve gülerek "İşte önümüzdeki birkaç saat için seni uğraştıracak şeyler" dedi. Bu "şeyler" bir hafta sürekli çalışmadan sonra, trenle Rusya'da seyahat eden parlak bir Rus matematikçisi tarafından yalnızca bir kere çözülen bir matematik problemiydi. Eğer Von Neumann'ın arkadaşı onun bakışlarındaki parıltıya dikkat etseydi, o zaman bunu biraz düşünürdü. Von Neumann'ın mektuba bir not eklemişti: "Chicago'ya yolculuk süresi 15 saat, 26 dakika.", Von Neumann sık sık matemetik düşüncelerine kendini kaptırdığında, dalgın olmakla suçlanırdı. O, cüzdanını veya uçak biletini ararken arkadaşları muzipçe bakışırlardı, bu kaybettikleri genellikle Princeton'daki bürosuna geri gelirdi. Birkaç defa da seyahat ederken bir problemle öylesine uğraşmıştı ki, niçin seyahat ettiğini öğrenmek için ilk mola yerinde eşini aramıştı. Öte yandan, gerekli olduğundan hayret verecek şekilde yoğunlaşabiliyordu; çalışmalarının çoğunu oturma odasında müzik dinlerken yapmıştır ve kalabalık restoranlarda ya da görüntülü partilerde düzenli biçimde problem çözmüştür. 1953 yılında, Amerikan güdümlü mermi programına paha biçmeye çalışan bilim adamları ve askeri liderler komisyonuna başkan atandı. Onun başkanlığında Kıtalararası Balistik Güdümlü Mermi (ICBM) projesi üzerinde çalışmaya başladı. ICBM projesinin geliştirilmesi sırasında, aşağı yukarı bir yıldır bir safha üzerinde deneyler yapmış olan fizikçi Von Neumann'a buraya kadarki çalışması hakkındane düşündüğünü sordu. O, kağıt yığınını yavaş yavaş çevirdi, sonra birkaç dakika düşündü. Sonunda "bu işlemez" cevabını verdi. Bu cevabı şüpheyle karşılayan fizikçi projeyi yeniden gözden geçirmek için laboratuarına döndü. İki aylık çok titiz bir çalışmadan sonra Von Neumann'ın haklı olduğunu anladı. 1954 yılında Von Neumann en büyük düzeyde olan Atom Enerjisi Komisyonuna atandı ve burada hücre otomata teorisi üzerine kanserden öldüğü 1957 yılına değin çalışmışmalarına devam ederek miras olarak geriye bugün hayatımızın ihtiyaçlarını karşılayan teorileri ve kavramları bıraktı. Von Neumann'ın olağanüstü başarıları yeniden gözden geçirilirse, bunların insan aklının ürünü olduğuna inanmak imkansız gibi görünür. Fizikçi Hans Bethe'nin sözleri Von Neumann'ın dehasını belkide en iyi biçimde açıklar. Şöyle yazmıştır: "O farklı bilgileri,insanları biraraya getirip şaşırtıcı ürünler üretebilen korku verici bir kabiliyete sahipti. Zaman zaman Von Neumann gibi bir beynin insan oğlunun beyninden üstün bir tür olup olmadığını merak etmekteyim
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:43:31 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #23 : Ekim 13, 2007, 01:39:33 ÖS » |
|
LAGRANGE(1736-1813)
Lagrange Fransız asıllı olup 25 Ocak 1736 da İtalya'da doğdu. Onun matematik tarafından büyülenmesi daha erken yaşlarda okuduğu Newton'un calculusu üzerinki Halley in denemesini okumasıyla olmuştur. 19 yaşındayken Turin 'deki Royal Artileriy Okulu 'nda matematik profesörü oldu. Lagrange matematiğin ve fiziğin birçok dalında önemli makaleler yapmıştır, onların arasında sayılar teorisi, denklemler teorisi, kısmi ve sıralı diferansiyel denklemler, değişim hesapları, analitik geometri, akışkan dinamiği, ve göksel mekanik. Üçüncü ve dördüncü dereceden polinomial denklemleri çözmekte kullandığı metod Galois tarafından alınan polinomiallerin çözümlerinde grup-teorik yaklaşım için temel radikaller kullanmıştır. Lagrange temiz ve zarif üslubuyla çok dikkatli bi r yazardı. 40 yaşındayken Lagrange Euler tarafından Berlin Akademisinin Başına atandı. 1787 de XVI Louis tarafından Paris 'e davet edildi ve kral ve kraliçe Marie Antionette'nin yakın arkadaşı oldu. 1793 'de Laplace ve Lavoisier'inde içinde bulunduğu bir komisyonun başındaydı. Ağırlık ve ölçmenin yeni bir sistemini planladı. Bunun başında metrik sistemi geldi. İlerleyen yaşlarında Napolyon için hesap yaptı. 10 nisan 1813 de öldü.
ARŞİMED
Doğum: m.ö 287, Sicilya
Ölüm: m.ö 212, Sicilya
Arşimed, Sicilya’nın yerlilerindendi. Babası Phidias adında bir astronomdu. Arşimed’in yaşamı hakkında bazı eski tarihçilerin yazdıklarından faydalanılarak bilgi edinilebilmiştir. Bazı yazarlara göre Arşimed Mısır’ı ziyaret etmiş ve orada Arşimed’in vidası olarak bilinen bir alet yapmıştır. Arşimed’in bulduğu alet bugün de dünyanın bir çok yerinde kullanılan bir çeşit pompadır.
Arşimed, İskenderiye’de Euclid’in öğrencileriyle çalışmıştır. Arşimed, Mısır’da gelişen matematiğe ayak uydurmuş ve Mısır’dan ayrıldığı zamanlarda da Mısır’la bu alanda diyaloğunu koparmamıştır. O dönemde Mısır’da yaşayan Conon’a büyük saygı duymuş ve yakın arkadaş olmuşlardır. Arşimed Mısır’a ürettiği bazı teorileri gönderiyordu. Mısır’daki matematikçi arkadaşları da bu teorileri inceliyorlardı.
Arşimed’in çalışmaları hakkında Plutark ve Livy’nin yazılarından da bazı bilgiler edinilebilmiştir. Plutark bir yazısında Arşimed’in,Sicilya’daki Syracuse bölgesinin, ki Arşimed burada doğmuştur, Kralı 2. Hieron ile yakın ilişkiler içinde olduğunu söylemiştir. Bunun yanında Arşimed’in, Kral’ın ailesiyle de yakın ilişkiler içinde olduğu ve bir buluşu olan Sandreckoner’i Kral’ın oğlu Gelon’a ithaf ettiği de söylenir.
Arşimed, yaşadığı dönemde büyük ün yapmış bir bilim adamıydı. Aynı zamanda dönemin matematikçileri ve devlet adamları tarafından çok seviliyordu. Bu durumun en önemli nedeni Arşimed’i bir çok alet keşfetmesi ve bu aletlerin bazılarının savaş aleti olarak kullanılmasıydı. Özellikle Marcellus yönetimindeki Roma ordusunun Syracuse’a saldırısı sırasında Arşimed’in ürettiği silahların Syracuse’un korunmasında büyük pay sahibi olduğu söylenmektedir.
Arşimed’in savaş silahları geliştirmeye çok hevesli olmadığı fakat bu konuda Kral Hieron’un ricalarını kıramadığı düşünülür. Arşimed’in o dönemde yaptığı buluşlar ve ürettiği makine ve aletler çok muazzam başarılardı. Teorik matematiğin geliştiği bir dönemde teorik matematiğin yanında mekanik aletler üretmek Arşimed’in gereken üne kavuşmasını sağlamıştır. Arşimed’in o dönemdeki en ünlü buluşlarından biri de karmaşık makara’dır. Bu makara sayesinde çok ağır cisimler çok az güç harcanarak kaldırılabiliyordu. Bu buluşa özellikle Kral Hieron’un çok şaşırdığı ve beğendiği söylenmektedir.
Arşimed, mekanik buluşları sayesinde bilinen ününe kavuşmuştur. Bu mekanik buluşları yaparken geometri bilgisinden çok yararlandığı bilinmektedir. Bu konuda Plutark bir yazısında şunları demiştir:
Arşimed’i çok seven hizmetkarlar bir gün Arşimed’i yıkamayı teklif etmişler, Arşimed de bu teklifi kabul etmiş. Arşimed’i değişik tür sabunlar, yağlar ve kokularla yıkamışlardır. Arşiemed, vücuduna her yağ dökülmesi sırasında yağlarla vücuduna ve yere değişik geometrik cisimler çizmiştir. Arşimed o anda geometriyle uğraşmanın verdiği zevkle transa geçmiştir.
Aerşimed’in çalışmaları ve ürettikleri gerçekten sıradışıdır. Arşimed, bir çok tarihçiye göre tüm zamanların en büyük matematikçilerinden biridir. Arşimed, alan ve hacim hesabı yapmak için bir integrasyon metodu geliştirmiştir.
Arşimed ayrıca sayısının değerini çok yaklaşık biçimde bulmuştur ve karekök bulma konusunda çalışmıştır. Karekök konusunda da o döneme kadar ulaşılan en iyi sonuçlara ulaşmış ve çok yaklaşıklıkla karekök hesabı yapmayı başarmıştır. Arşimed, çok büyük sayıları ifade etmek için bir sistem de geliştirmiştir.
Arşimed, mekanik alanında da belli başlı teorilerin sahibidir. Düz geometrik şekillerin ve katıların ağırlık merkezleri ile ilglenmiş ve bu konuda teoriler üretmiştir. Arşimed’in en ünlü teorisi hiç kuşku yok ki, sıvıya batırılan bir cismin ağırlığını veren ve Arşimed Prensibi olarak bilinen teorisidir.
Arşimed’in günümüze kadar kalan eserleri şunlardır: Denge Üzerine (2 kitap), İkinci derece paraboller, Küre ve Silindir Üzerine (2 kitap), Spiraller Üzerine, Konoidler Üzerine, Küremsi Cisimler Üzerine, Yüzen Cisimler Üzerine, Direnin Ölçülmesi, Sandreckoner. 1906 yılında Kopenhag Üniversitei filoloji bölümü profesoru J.H Heiberg bir 10. yüzyıl yazmasını buldu. Bu yazıtta Arşimed’in çalışmaları anlatılmaktaydı.
Arşimed’in, Denge Üzerine adlı eserinde, mekaniğin belli başlı prensipleri, geometri metodları ile açıklanmaktadır. Arşimed düz cisimlerin ağırlık merkezlerini de içeren çalışmalarını bu kitapta ele almıştır.
Küre ve Silindir Üzerine adlı eserinde, bir kürenin bir parçasının alanı, bir dairenin alanı, silindirin alanı ve bu cisimlerin alanlarının karşılaştırılması ile ilgili bilgiler vermiştir.
Spiraller Üzerine adlı eserde Arşimed, spirali tanımlamış, spiralin yarıçap vektörünün uzunlukları ile açılarını incelemiş, vektörün tanjantını hesaplamıştır.
Arşimed’in Yüzen Cismler Üzerine adlı eserinde, hidrostatiğin temel prensipleri verilmiştir. Bu eserinde ünlü teoremi Arşimed Prensibi de yer almaktadır.
Sandreckoner de, Arşimed’in sayı sistemleri üzerine yazdığı ve büyük sayıları ifade etmek için oluşturduğu sistemi içeren önemli bir çalışmasıdır.
Arşimed’in kaybolmuş eserlerini de olduğunu gösteren önemli kanıtlar vardır. Arşimed m.ö 212 yılında Roma’lıların Syracuse kuşatması sırasında yakalanmış ve öldürülmüştür
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 13, 2007, 01:43:47 ÖS Gönderen: jirm »
|
Logged
|
|
|
|
|
jirm
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #24 : Ekim 13, 2007, 01:39:53 ÖS » |
|
Blaise PASCAL
Doğum: 1623
Ölüm: 1662
Pascal, henüz küçük yaşta kendisini gösteren dehalardandır. Henüz 12 yaşındayken, hiç geometri bilgisine sahip olmadığı halde, daireler ve eşkenar üçgenler çizmeye başlamış, bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu kendi kendisine bulmuştur. Avukat olan ve matematikle çok ilgilenen babası, onun Yunanca ve Latince’yi iyi öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemiyordu. Bu nedenle bütün matematik kitaplarını saklayarak Pascal’ın bu konu ile ilgilenmesini yasaklamıştır. Pascal, çocukluğunda “Geometri neyi inceler?” sorusunu babasına sormuş ve “doğru biçimde şekiller çizmeyi ve şekillerin kısımları arasındaki ilişkileri inceler” cevabını almıştır. Pascal, bu cevaba dayanarak, gizli gizli geometri teoremleri kurmaya ve kanıtlamaya başlamıştır. Sonunda babası, onun yeteneğini anlamış ve ona Euklid’in Elementler’ini ve Apollonius’un Konikler’ini vermiştir.
Dil derslerinden arta kalan zamanlarında babasının verdiği kitapları okuyan Pascal, 16 yaşında konikler üzerine bir eser yazmıştır. Bu eserin mükemmelliği karşısında Descartes, eserin Pascal gibi genç biri tarafından yazılmış olduğuna inanmakta güçlük çekmiştir.
Pascal, 19 yaşında, aritmetik işlemlerini mekanik olarak yapan bir hesap makinesi icat etmiştir.
Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil, pratik ve deneysel bilimlerde de yetenekli ve özgün bir araştırmacıydı. 23 yaşında, Toricelli’nin atmosfer basıncı ile ilgili çalışmasını incelemiş ve bir dağa çıkartılan barometredeki civa sütununun düştüğünü, yani yükseğe çıkıldıkça hava basıncının azaldığını göstermiştir. Diş ağrısından uyuyamadığı bir gece rulet oyunu ve sikloid üzerine düşünmüş ve sikloid eğrisinin özelliklerini keşfetmiştir.
Pascal, Fermat ile yazışarak, olasılık teorisini kurmuş ve bir binom açılımında katsayıları vermiştir. Pascal Üçgeni”nin keşfi de ona aittir.
Pascal, çok genç yaşlarda çok önemli çalışmaları tamamlamış ve matematiğin gelişimine çok önemli katkılar yapmıştır. Pascal, 25 yaşına geldiğinde kendisini felsefe ve dine adamış, 39 yaşında da ölmüştür.
Evariste Galois
Doğum: 1811
Ölüm: 1832
Paris yakınlarındaki küçük bir kasabanın belediye başkanının oğlu olan Galois, matematiğe okul yaşamı sırasında ilgi duymaya başlamış ve 14 yaşındayken Lagrange ve Abel’in eserlerini okumuştur.Sınıfta, büyük matematikçilerin kuramları üzerine düşünmesi, ödevlerini unutması ve dikkatsizliği nedeniyle öğretmenlerini kızdırdığı bilinmektedir. Galois’in matematiğe karşı duyduğu sevgi o kadar büyüktü ki birgün öğretmenlerinden birisi, “Anne-babasının Galois’e sadece matematik dersi aldırmalarının iyi olacağını düşünüyorum.” demiştir.
Matematik yeteneğinin gelişeceği düşüncesiyle, Ecole Polytechnique’e gitmek istemiş, fakat iki kez başvuruda bulnumuş olmasına rağmen geri çevrilmiştir. Ecole Normale’e gitmiş, ancak buradan da atılmıştır. Bir taraftan matematik dersleri vererek hayatını kazanmaya çalışan Galois bir tarfatan da siyasete bulaşmıştır. 1830 Devrimi’ne Cumhuriyetçi olarak katılmış, birkaç ay hapishanede kalmış, 21 yaşındayken de bir düelloda öldürülmüştür.
Yayımlanması için yolladığı iki makalesi kaybolmuştur; Fransız Bilimler Akademisi’ne gönderdiği çalışmaları anlaşılamamış, bazı makaleleri de ölümünden sonra yayımlanmıştır.
Düellodan önceki akşam, Galois, denklemler kuramına ilişkin buluşlarını bir arkadaşına yazmış ve ondan, buluşlarını önde gelen matematikçilere sunmasını istemiştir. Galois’in matematiğe yapmış olduğu katkılar arasında en önemli olanı grup teorisidir. Söz konusu mektupta, cebirsel bir denklemin köklerine ait dönüşüm grubunun temel özelliklerini açıklayan Galois, bu köklerin rasyonellik alanlarının grup tarafından belirlendiğini ileri sürmüştür. Ancak bu mektup, ilgili yerlere iletilmediği için, makalelerinin çoğu 1846’da yayımlanıncaya kadar gün ışığına çıkmamıştır. Bu tarihte Cauchy, grup kuramı hakkında yayınlar yapmaya başlayınca, Galois’in çalışmaları da matematikçilerin ilgisini çekmiştir.
Galois’in öneminin tam olarak anlaşılması, Camille Jordan’ın 1870 yılındaki yayımlarıyla gerçekleşmiştir. Eğer Galois, Newton ya da Gauss gibi uzun yıllar yaşamış olsaydı, matematiğe yapacağı katkıların çok daha fazla olacağı kesindir.
Ferdinand Gothold Max Eisenstein
Doğum: 16 Nisan 1823, Berlin, Almanya
Ölüm: 11 Kasım 1852, Berlin, Almanya
Eisenstein, Johan Eisenstein ve Helena Pollack’ın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Eisenstein’ın beş kardeşi de çeşitli hastalıklar yüzünden çocuk yaşlarda ölmüşlerdir. Eisenstein da önemli hastalıklarla mücadele etmiş ama çocukluğunda hayatta kalmayı başarmıştır. Eisenstein’ın hastalıkları ve kardeşlerinin erken ölümleri, onun yaşamında çok önemli psikolojik ve fiziksel etkiler bırakmıştır.
Gotthold, çocuk yaşlarından itibaren zekasını belli etmiştir. Henüz iki yaşındayken, annesinin yardımıyla, yazı yazmasını öğrenmiştir. Küçük yaşlarda müziğe de ilgi duymuş ve piyano çalmayı öğrenmiştir.
Ailesi Gotthold’un sağlık problemleri, özellikle psikolojik problemlerinden kurtulması için 10 yaşındayken onu askeri bir disipline sahip Cauer Akademi’sine göndermişlerdir. Bu disiplin ortamı, Gotthold üzerinde olumsuz etki yapmış ve fiziksel ve ruhsal sağlığı bu dönemde de kötüye gitmiştir.
1837 yılında, Gotthold 14 yaşındayken, Friedrich Wilhelm Gymnasium’una geçmiş ve ardından da Berlin’deki Friedrich Werder Gymnasium’unda öğrenimini tamamlamıştır.
Gotthold, 15 yaşlarındayken matematiğe özel bir ilgi duymaya başlamış ve özellikle Euler ve Lagrange’ın eserlerini okuyarak diferansiyel ve integral hesabı öğrenmiştir.
17 yaşından itibaren Gotthold, bir yandan okuluna devam ederken bir yandan da Berlin Üniversite’sinde Dirichlet’in derslerini takip ediyordu.
1842 yılında, Gauss’un Aritmetik Araştırmaları adlı eserinin Fransızca tercümesini almıştır. Bu eser onu çok etkilemiş ve sayı teorisine ilgi duymasına yol açmıştır. 1842 yazında, Gotthold, annesiyle birlikte İngiltere’ye, orada iyi bir iş arayan babasını ziyarete gitmiştir. İngiltere ve Galler’i iş bulmak için dolaşan babasıyla bir süre o bölgede kalmıştır. Bu dönemde 1843’de Hamilton’la tanışmıştır. Hamilton, Gotthold’a Abel’in, beşinci derece denklemlerin çözümünün imkansızlığı üzerine yaptığı çalışmasının bir kopyasını vermiştir. Bu çalışma üzerinde Gotthold, uzun süre çalışmalar yapmıştır.
1843 Haziran’ında annesiyle beraber Almanya’ya geri dönmüşlerdir. Okul mezuniyetini, İngiltere’ye gittiği için askıya alan Gotthold, Almanya’ya dönünce son sınavlarını da vermiş ve mezun olmuştur.
Dedekind
Doğum: 1831 Almanya
Ölüm: 1916 Almanya
Bir hukuk profesörü olan Ulrich Dedekind’in dört çocuğundan en küçüğü olan Richard Dedekind, Gauss’un doğduğu yer olan Brunswick’de doğmuştur. Eğitimine 16 yaşına kadar şehirdeki Gymnasim’da devam etmiştir.
Eğitiminin ilk yıllarında matematik dehası ortaya çıkmamış olsa da üniversiteye başlamadan önce matematik üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. 16 yaşında Caroline Koleji’ne girdi. Burada analitik geometrinin, integral hesabın, yüksek mekaniğin ve cebrin elementer kısımlarını çok iyi öğrenmiş olması, 19 yaşında başladığı Göttingen üniversitesindeki eğitimini çok olumlu yönde etkilemiştir. Göttingen’deki en büyük şansı, burada Gauss, Stern ve Weber gibi üstün matematikçilerden ders alma şansını bulmasıdır. Dedekind bu üç kişiden diferansiyel ve integral hesap, yüksek aritmetik elemanları, en küçük kareler metodu, yüksek jeodezi ve genel fizik üzerinde sağlam temeller aldı.
Kummer, Göttingen’den mezun olurken, okulda kendini iyi yetiştiremediğinden, yani okuldaki eğitimin ileri düzeyde olmadığından şikayet etmiştir. Bu yüzden doktorasını verdikten sonra kendi kendine, eliptik fonksiyonları, modern geometriyi, yü | | |