Öğretmenler Forumu
Ekim 13, 2008, 07:38:54 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Baİa Mare Maden Kazasi-sİyanÜr İle Altin Üretİmİ Ve SİyanÜrÜn Zararlari  (Okunma Sayısı 1442 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kimyaöğretmeni
Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 5718


kimya öğretmeni ;)


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 03, 2007, 05:34:02 ÖÖ »

Hemen hemen tüm kaynaklarda Avrupa’nın Çernobil’den sonra yaşadığı en büyü çevre felaketi olarak ifade edilen Romanya’daki Baia Mare siyanür sızıntısı sonunda insani can kaybı yaşanmamış ancak sızıntının olduğu nehir ve çevresinde ki tüm bitki örtüsü ve vahşi yaşam (balıklar vs.) yok olmuştur. Romanya’da siyanürle altın ve gümüş elde etmek için yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan zehirli atıkların, dönüştürülmeden depolandığı havuzun çökmesi sonucu meydana gelen bu felaket tüm dünyanın dikkatlerini bir kez daha siyanürle altın arama yöntemini tehlikesi üzerine odaklamıştır.
Bu çalışma da, siyanür ile altın elde etme yöntemi, Baia Mare kazası ve bu kazanın çevre bilinci üzerine etkileri incelenecektir.
2. SİYANÜR İLE ALTIN ÜRETİMİ VE SİYANÜRÜN ZARARLARI
Anadolu'da binlerce yıl önce üretildiği bilinen altın, çok eski çağlardan bu yana, sahip olduğu temel işlevleriyle, en gözde metallerden birisi olmuştur. Altının bu önemli işlevlerini, ziynet eşyası olarak kullanımı, servet biriktirme ve mübadele aracı oluşu yanında kolay işlenebilme özelliği, dayanıklılığı ve pek çok endüstri dalında yaygın kullanımı teşkil etmektedir. Çok eski çağlardan beri üretildiği bilinen altın, MÖ 100 yılına kadar dere yataklarından ilkel yöntemlerle elde edilmiştir. Amalgamasyon yönteminin bulunmasıyla altın üretiminde önemli bir aşama kaydedilmiş, 1783 yılında İsveç'de Scheele'nin siyanür çözeltisinin altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra altın üretiminde çok önemli bir dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi endüstriyel anlamda ilk kez 1889'da Yeni Zellanda'daki Crown Mine'da gerçekleştirilmiştir. Altın cevherinden altın üretimi için uygulanacak endüstriyel prosesler cevherin mineralojisine bağlıdır. Bu nedenle ayrıntılı mineralojik çalışmalar altın madenciliğinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Dünya altın üretiminin % 85'i siyanürle yapılmakta iken, sadece % 15'lik bölüm diğer fiziksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bugünkü koşullarda, endüstriyel prosesler içinde siyanür yerine kullanılan başka bir kimyasal reaktif yoktur. Alternatif çözücüler ya çok pahalı ya da siyanürden daha toksiktir. Ancak, altın-gümüş madenciliğinde üretim sırasında oluşan siyanür bileşiklerini içeren atık ve atık suların da arıtılması çok önemli ve insani bir zorunluluktur. Gelişmiş ülkeler dahil altın üretimi yapılan pek çok ülkede siyanür arıtma tekniklerinden bir veya birkaçı beraberce kullanılmaktadır.
Atık sular litresinde 0.1 mg üzerinde siyanür içerirse balıkları ve çoğu su canlılarını öldürdüğü bilindiğinden çoğu çevreci kuruluşlar ve kamuoyu siyanürlü altın üretimine karşıdır. Bu tepki ve hassasiyet haksız değildir. Ancak dünyanın her yerinde, özellikle G.Afrika Cumhuriyetinin 5 milyon nüfuslu Johannesburg şehrinin şehir merkezinde onlarca altın üretim tesisi siyanür tekniği ile altın üretmektedir. Altın üretim tesislerinde kuru cevher kırma ve mekanik ayıklamadan sonra yaklaşık % 20 ye indirilen altın cevherinin kuru tonu başına 1 kg sönmemiş kireç (kalsiyum oksit) eklenir ve suyla ıslak öğütülerek 100 mikrometre altına indirildikten sonra çalkalayıcı ile işlem sonucu çamurdaki katı cevherin de % 50 si atıldır. Sulu çamurdaki altını bağlamak için kuru ton cevher başına 150 g sodyum siyanür katılır. Tekniği en pahalı yapan sodyum siyanür fiyatları günümüzde bol miktarda üretildiğinden daha da ucuzlamıştır. Çevre kirliliği ve olası bir depremde yer altı sulara karışmasından korkulursa tekrar çevrime göndermek amacıyla içinde kalan çamur çinko ve kurşunun çökmesi için özel havuzlarda bekletilen siyanürlü çözeltideki tüm siyanür yine ucuz olan sodyum hipokloritin (bildiğimiz çamaşır suyu) biraz fazlasının eklenmesi ile azot haline çevrilerek zararsız hale getirilebilir. Siyanürlenmiş çamurlu cevher atığı bazik kaldığı sürece siyanür asidini çevreye salmaz. Bu kuşkudan kurtulmak için de atığa çamaşır suyu veya sodyum sülfit eklenebilir. Daha korkulursa ozon veya hidrojen peroksitle de siyanür parçalanarak uzaklaştırılabilir. Kimyasal bozdurma sonucu ortaya çıkan atık sularındaki zehir ağır metaller ve siyanürün bulunması gereken miktarla dünya bankası ve gelişmiş ülkelerce ortaya konmuştur. Bu miktarların üzerindeki değerler çevreye zarar verir.


3. BAİA MARE MADEN KAZASI
3.1. Genel Durum
30 Ocak 2000 tarihinde, Romanya’nın Baia Mare kenti yakınlarında bulunan ve eski maden kalıntılarını yeniden işlemden geçirerek içindeki altın ve gümüşü ayıran ve yeni bir atık havuzundan biriktiren Aurul S.A. Baia Mare Company’e ait atık havuzu yıkılmış ve 120 ton siyanür ve ağır metaller içeren yaklaşık 100.000 m³ atık su, önce Lapus Nehrine, oradan da Tuna Nehrine ulaşmadan önce, Macaristan’da ki Somes ve Tisza Nehirlerine akmıştır.
Kazaya neden olan madeni işleten, Aurul S.A. şirketinin %50'si Avustralyalı Esmeralda Exploration adlı şirkete, %45'i Romanya hükümetine, yüzde 5'i de Romanyalı özel sektöre aittir. Şirket 1992 yılında kurulmuştur. Şirket özellikle eski ve terkedilmiş bir atık havuzundaki atıkların tekrar işlenerek, altın, gümüş ve diğer değerli metallerin ayrılması ve bu atıkların yerleşim alanı yakınındaki mevcut havuzdan Baia Mare kentine 8 km uzaklıktaki yeni bir alana taşınması amacıyla kurulmuştur.
İşletme yerel nehirlere hiç su bırakmayan “sıfır deşarj” sistemiyle tasarlanmıştır. Eski atık havuzundan kalkan tozların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratan olumsuz etkiler yaratan ağır metaller içermesi nedeniyle atık maddelerin daha uzağa taşınması kente, AURUL’un sağladığı istihdamın yarattığı ekonomik faydanın yanısıra, çevresel sağlık faydası da sağlamaktaydı. Sonuç olarak işletme, sağladığı çevresel ve ekonomik faydalar ile her yönden olumlu bir görüntü sunmakta idi. Atık havuzunda işletmenin tasarımına uygun olarak altın ayrıştırma işlemi için yüksek düzeyde siyanür içeren su kullanılmakta, daha sonra bu su tekrar çevrime sokularak işleme yeniden eklenmesi gereken siyanür miktarı, dolayısı ile de maliyet düşürülmektedir.

3.2. Kazanın Nedenleri
Siyanür sızıntısı 30 Ocak'ta Romanya'nın kuzeybatısındaki Baia Mare altın madenindeki barajın yoğun kar ve yağmur yağışı nedeniyle havuzdaki suyun kritik seviyeye çıkması ve ani ısı değişiklikleri nedeniyle duvarların dayanıklılığını yitirmesiyle meydana gelen yıkılma sonucu siyanür ve bakır gibi birçok ağır metal Tisza nehrine boşalmıştır.
Atık havuzunun duvarları, sürekli olarak dayanıklılık kontrolü altında olmasına rağmen yağışlar sonucunda havuz doluluğunun maksimum seviyenin üzerine çıkması ve böyle bir durum karşısında kullanmak üzere tahliye pompaları gibi önlemler bulunmadığı için duvarın yıkılması engellenememiştir.
Kazaya neden olan faktörler kısaca şöyle özetlenebilir:
• Aurul madenindeki kurulan sistemin özellikle, beklenmedik durumlar karşısında önlem alabilmek konusundaki eksiklikleri ve doğru tasarlanmamış atık işleme tesisleri,
• Romanya hükümetinin bu tesislerin yapımına onay vermesi,
• Operasyon aşamasında acil durumlar karşısında alınacak önlemler konusundaki eksiklikler,
• Barajın yapılması ve işletilmesi sürecinde çalışma izni konusundaki ve denetim konusundaki yetersizlikler,
• Bu kusurların olumsuz hava koşulları tarafından tetiklenmesi.



3.3. Kazanın Etkileri
Baia Mare kazası, siyanür/bakır karışımından oluşan zehirli kütlenin, Tisza Nehrine karışmasına yol açmıştır. Bu kütle Tisza Nehrini geçerek Tuna Nehrine, oradan da önemli oranda seyrelmiş olarak olsa da Karadeniz’e ulaşmıştır. Tisza Nehrine zehirli karşımın ilk aktığı andaki siyanür oranının, olması gereken üst sınırın 800 kat üstünde olduğu belirlenmiştir. Bu bulaşmanın sonucunda nehir çevresindeki tüm ekosistem mahvolmuş, özellikle nehirdeki canlı yaşamı sona ermiştir. Kazanın çevreye verdiği zararlar ana başlıklar halinde şöyle ifade edilebilir:
 Kazanın insan sağlığı üzerindeki uzun vadede yaratacağı etkiler henüz tam olarak bilinmemektedir. Kazanın gerçekleştiği aşamasa kimsenin ölmemesi dikkat çekicidir. Bunun bir nedeni sözkonusu ırmaklar civarındaki belediye ve buradan su sağlayan tüm sektörlerin kaza olur olmaz önlem alarak, zehirli atığın karıştığı suyun kullanımının engellenmesidir. Bölge halkına önemli bir süre temiz su dağıtılmıştır.
Ancak, Tisza ekosisteminin toprak ve çökeltilerinin kirleten bu zehirli atıkların uzun vade de etkileri olabilir. Bu nedenle durum sürekli izlenmelidir.
 Kaza sonrasında kirlenmenin en yoğun olarak yaşandığı bölgelerde yapılan incelemeler, bu bölgede ki plankton, yumuşakça ve suda yaşayan diğer canlıların büyük oranda yok olduğunu göstermiştir. Siyanürün kalıcı olmaması nedeniyle, zehirli kütlenin geçişinin ardından nehir ekosistemi kendini yenilemeye başlamıştır. Özellikle kazayı takip eden mart ayında meydana gelen sel, yenilenme sürecine yardım etmiştir.
 Kaza sonrasında yaşanan balık ölümleri beklide zehrin etkisini en açık gösteren olaydır. Macar yetkilileri toplam 1240 ton balık öldüğünü belirtmişlerdir. Tüm balık çeşitleri zehirden etkilenmekle birlikte, bitkilerle beslenen balıkların daha fazla zarar gördüğü belirlenmiştir. Bu türdeki birkaç balık çeşidinin türü yok olmuş, diğer balık türlerinin neslinin devam ettiği belirlenmiştir.
 Kaza sırasında nehrin büyük bölümünün buzlarla kaplı olması nedeniyle, zehirli kütlenin üst ekosisteme fazla temas etmeden yer altına sızması özellikle kuş ve memeli türlerinin etkilenmesini engellemiştir. Ancak bu türlerin besin zincirinden nasıl etkilendikleri uzun vadede gözlenmelidir.
 Kazanın çevre üzerindeki en önemli etkilerinin orta vadede ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Bunun nedeni ağır metallerin çevrede kalıcı olması ve canlıların vücudunda kalıcı olmasıdır. Dolayısı ile bu zehirli atıkların düşük konsantrasyonları bile insan sağlığı açısından tehlike oluşturmaktadır.
 Meydana gelen kazanın sosyo-ekonomik etkileri de göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Kazanın ilk ekonomik etkileri, Romanya, Macaristan ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti yurttaşlarının zaten yaşadıkları ekonomik yoksunluklara bir darbe olmuştur. Özellikle madencilik sektöründeki istihdamın özellikle uzun vadeli olarak düşmesinin beklenmesi, balıkçılık sektöründe ani ve yüksek oranda yaşanan kayıp, hem iç hem de dış turizmde önemli düşüşler, kaza sonrası tedbir almak için yapılan harcamalar ve bu bölgede uzun vadede yapılması beklenen sanayi yatırımlarının askıya alınması en önemli etkiler olmuştur.
4. KAZA SONRASI ALINAN ÖNLEMLER VE ÇEVRE BİLİNCİNİN GELİŞMESİ ÜZERİNE ETKİLERİ
Baia Mare Kazası, Avrupa’nın Çernobil’den sonra yaşadığı en büyük çevre felaketi olarak değerlendirilmektedir. Kazanın meydana geldiği madenin işletmesini daha öncede belirtildiği gibi, %50'si Avustralyalı Esmeralda Exploration adlı şirkete, %45'i Romanya hükümetine, yüzde 5'i de Romanyalı özel sektöre ait olan Aurul S.A. şirketi yapmaktadır.
Kaza sonrasında işletme düzeyinde ve uluslararası düzeyde, kazaya dikkat çekilmiş ve sorunları çözmek ve benzer kazaların tekrara yaşanmasını önlemek için çalışmalar yapılmıştır.


4.1. Aurul Şirketinin Kaza Sonrası Yaptıkları
Aurul şirketi, siyanür felaketinin doğurduğu tüm finanssal sorumluluğunu karşılamayı kabul etmiştir. Aurul şirketi kazadan sonra, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Code on International Cyanide Management adlı anlaşmayı imzalamıştır. Bu anlaşma, Romanya Hükümeti ve baskı gruplarının önerilerini hayata geçirmeye yöneliktir. Ana başlıkları şunlardır:
 Çok sayıda teknik ve çevreci güvenlik görevlisinin sağlanması,
 Romanya halkının zararlarının tazmin edilmesi ve kazanın neden olduğu sorunların çözülmesi,
 Öncelikle zarar gören barajın tamiri ve gelecekte sözkonusu olabilecek çevre ile ilgili sorunların çözümü için kullanılmak üzere belirli bir fon ayrılması.
Ayrıca kazanın Romanya dışında Macaristan ve Yugoslavya gibi ülkeleri de etkilemesi ve Romanya Hükümetinin Aurul Şirketinin büyük ortaklarından birisi olması, Romanya’yı bu ülkelere karşı da sorumlu duruma düşürmüştür. Romanya ise bu kazanın tüm sorumluluğu üzerine aldığını açıklamıştır. Bu, hem çevreyi kirleten eski-komünist ülke imajından uzaklaşmak için, hem de AB’ne entegrasyon için zorunlu olmasından dolayı yapması gereken bir harekettir. AB, Romanya hükümetinin bu olumlu yaklaşımını değerlendirmiş ve zararların giderilmesi için ülkeye fon aktarımında bulunmuştur. Romanya’nın bu olumlu yaklaşımının nedeni AB’e entegrasyon sürecinin getirdiği zorunluluklar olsa bile, çevre konusunda yasal nedenlerle bile olsa bilinç kazanıldığının göstergesidir.
Esmeralda Exploration Limited’in yöneticileri, Aurul Şirketinin yıkılan barajın tekrardan tamir edilmesi ve faaliyete geçmesi yönünde hem hükümetten, hem çevre kuruluşlarından hem de yerel yönetimlerden destek aldıklarını, kaza sırasında görev yapan yöneticilerin yerlerine yenilerinin getirilerek ve çevre konusunda çok daha fazla bilinçlenerek 13 Haziran 200 tarihinden itibaren tekrar işletmeye çalıştırmaya başlayacaklarını açıklamışlardır. Yeniden çalışmaya başlama nedenlerini şöyle sıralamışlardır:
 Aurul Projesi en başta atıkların dönüştürülmesi amacıyla başlatılmıştır ve çevreye katkı amacı vardır. Bu görevinin tamamlaması ihtiyacı vardır.
 Bu kazanın ardından şirket, faaliyetlerini askıya almak yada tamamen durdurmak yerine, çevre ile ilgili konularda pro-aktif bir yönetim anlayışı ile faaliyetlerine devam etmesi gerekmektedir.
 Baia Mare halkının, Aurul şirketinin çalışmalarına devam etmesi yönünde beklentisi vardır.
 İşletme tekrar faaliyete geçmeden önce, otoritelerin belirlediği, gerekli olan tüm düzenlemeler yapılmış ve koşullar oluşturulmuştur.
4.2. Uluslararası ve Ulusal Düzeyinde Etkileri
Her zaman için oldukça tehlikeli olduğu bilinen siyanürle altın arama faaliyetinin, ne gibi sorunlara yol açabileceği Romanya’da meydana gelen bu kaza ile görülmüştür. Bu kaza uluslararası ve ulusal topluluklar için önemli bir uyarıcı olmuştur. Kaza Hem Romanya Hükümetinin hem de üyelik sürecinde olduğu AB’nin uygulamalarını gözden geçirmeleri konusunda olumlu etkide bulunmuştur. Yapılan çalışma ile, Özellikle kazaların önlenmesi, çevreye zarar vermeme konusunda sorumluluk ve bilinç eksikliği ve çevre sorumluluğunu dikkate alan yatırımların eksikliği konularında yasalar ve uygulamalarda eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. AB bu sorunların giderilmesine yönelik çalışmalar yapmaya başlamıştır.
Mayıs 2000’de “Dünya Su Günü”nde yapılan 2.Dünya Su Konferansında 115 ülke temsilcisi bir araya gelmiştir. Greenpeace, ülke temsilcilerinden su ile ilgili minimum standartların belirlenmesini, yüksek korumaya ihtiyacı olan alanlarda maden çalışmalarının yapılmasının yasaklanmasını ve maden şirketlerinin sorumluluklarının arttırılmasını talep etmiştir.
Daha öncede benzer nedenlerle kirlenmeye maruz kalan ancak en ağır darbeyi Baia Mare kazasında alan Tisza Nehrin’deki kirlilik, tüm dünyanın dikkatini bu bölgeye çekmiştir. Bu 2. Dünya Su Konferansının ardından, AB’de su kaynaklarının korunması konusuna ilişkin olarak, 1-3 Haziran 2000 tarihinde Budapeşte’de “21.yy’da Su Kanyaklarının Yönetimi” adında uluslar arası bir konferans gerçekleştirilmiştir.Bu konferansta su kanyaklarının ve nehir sularının korunmasına yönelik kararlar alınmış, sorunlu bölgelerde sorunların çözülmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır.
5. SONUÇ
İnsanoğlu artık doğanın kaynaklarını, kendi lüks ihtiyaçlarını karşılamak için bilinçsizce tahrip etmektedir. Bu bilinçsiz tüketime ancak büyük felaketler olduğunda ve insanın tüylerini ürperten manzaralar ortaya çıktığında dikkat çekilmektedir. Baia Mare kazası soncunda ortaya çıkan tabloda insanoğlunun çevreyi ne kadar acımazsıza yok ettiğini oldukça açık gösteren bir tablodur. Binlerce balık ölüsünün toplanması ve aynı akıbetle insanlarında karşı karşıya kalabileceğinin görülmesi, insanları, şirketleri ve uluslar arası düzeydeki oluşumları bir kez daha çevre konusunda daha duyarlı olmaya sevketmiştir. Ancak insanların vazgeçemediği altının bulunması için siyanür kullanımı dünyanın her tarafında devam etmekte, bu yöntemi kullanmayanlar eleştirilmektedir.
Logged

Ayakta ölmek diz üstü yaşamaktan daha çok onur vericidir...!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 

51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 

 

eğitim Edebiyat Edebiyat Edebiyat Edebiyat Okul Öncesi ÖSS KPSS Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Tarih Matematik Geometri Biyoloji Kimya Sağlık ÖSSSS Fizik ingilizce Gebelik Matematik Weblopedi Oteller chat sağlık
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!