|
METİN88
|
 |
« : Nisan 30, 2008, 07:04:59 ÖS » |
|
UNUTULMAZ SAATLER
Bir ay öncesiydi, günlerden Pazar... Ramazan ayına girmeden 2-3 gün evvel... O gün tek başına gezip dolaşmak istedim. Önce internetten İstanbul'un gezilebilecek gözde mekanlarını bi araştırayım dedim. Karşıma gelen ilk sayfada gözüme Galata Köprüsü ilişti. Üzerinde martılar uçuşuyor arada altından geçmek üzere olan vapurlara da yarenlik ediyorlardı. Tabi bu benim resme bakarken hayal ederek eşlik ettiğim görüntülerdi. İşte tam o anda penceremden içeri güneş ışığı girdiğini farkettim. Bi anda ayağa kalktım, yukarı baktım; bulutlar vardı. Güneş arada bir bulutların ardına saklanıp havayı karartıyordu. Birden kafamda işte bu dedim. Tam İstanbul havası... Bilgisayarı kapattığım gibi apar topar hazırlandım. Saat 12:30 civarıydı ve 13:10 vapuruna yetişmeliydim. Acil adımlarla Karaköy iskelesine vardım. Neyse ki beklediğimden daha erken saatte gelmiştim.. Geldiğimde vapur yanaşmak üzereydi. Yanaştıktan sonra bindim, teras katına çıktım. Geçtim, en kenar yere oturdum. Sert bir rüzgar esiyordu ama deniz havası almaya değerdi doğrusu... Huzurluydum. Arada minarelerden yükselen ezan sesleri içimi daha bir huzurla kaplıyordu.
Geçen bir müddet sonunda Eminönü'ne varmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam 13:30 civarıydı. Oldukça kalabalık bir insan topluluğu vardı, her zamanki gibi... Vapurdan inip iskeleden hareket ettiğim anda gözlerim önce Galata Köprüsünü aradı. O tarafa doğru yol aldım. Köprünün alt tarafındaki merdivenden yukarı çıkmak üzere iken balık tutan adamları gördüm. Seyredesim geldi. Hatta biri dikkatimi çekmişti. İlginçti yaptıkları...Herkes tuttuğu balıkları içine deniz suyu doldurdukları kovaya atarken o kovaya bıraktığı balıkların üstünü file türünde birşey ile kapatıp denize daldırıyordu. Balık tuttukça denize daldırdığı kovayı çıkarıyor, balık üstüne balık atıp ağzı file ile kapatılmış kovayı tekrar denize daldırıyordu. İçinde epey balık vardı. Şaşırmıştım, oldukça marjinal bir düşünceydi. Belki balıkları canlı tutmaktı düşüncesi belki de kova içindeki balıkların diğer balıkları da çağırabileceği düşüncesi hakimdi. O değilde hep şunu merak etmişimdir; acaba vapur geçtiğinde balık tutan adamlar ne yapıyor diye... Herkesin ve benimde bildiğim bir gerçek... Avlanmayı bir kaç saniyeliğine kesiyorlar. Köprünün uç taraflarında olanlar için böyle bir zorunluluk yoktu. Erken gelenler için o noktalar vazgeçilmezdi. Ortada olmak balıkları kaçırmak demekti belki de.. Her ne kadar dezavantaj da olsa hallerinden şikayetçi olan yoktu. Severek yapıyorlardı bu işi..
Aradan geçen 1 saat içinde oldukça güzel vakit geçirmiştim. Birkaç resimde çekmiştim. Ta ki arkadaşımdan telefon gelene kadar... Arayan arkadaşım Sultanahmet'te olduğunu müsaitsen gelip gelemeyeceğimi soruyordu. Bende zaten yalnız olduğumu, hatta gelebileceğimi söyledim. Lafı uzatmadan geçeceğim günün bu kısmını... O gün birçok yeri gezdik. En çokta yerebatan sarnıcında Medusa'nın hikayesi aklımda kalmıştı. Oldukça etkileyiciydi. (Merak edenler internetten Medusa'yı araştırabilirler. Gidip görmeyenler için söylüyorum. Tavsiye ederim. Çok büyüleyici bir ortam... Yerin 18 metre altında... Şimdiden söyleyeyim orada telefon çekmez.)Bir de gözlemlerim sonucunda balık tutmanın ne denli eğlenceli olduğu fikrine kapıldım. Birgün mutlaka bende deneyeceğim. O günün üzerimde bıraktığı büyülü etkiyi sizlerle paylaşmak güzeldi. Sizde arada bir kafanıza eserse çıkın, dolaşın ve eğlenin. Mutlaka gözlemde yapın.
Hayat kısa...
DeÄŸelendirmesini bilene...
Mutlu günler...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #1 : Nisan 30, 2008, 07:07:38 ÖS » |
|
Asalet Boyda degil Soyda olmali. İncelik Belde degil Dilde Olmali. Dogruluk Sözde degil Özde Olmali. Güzellik Yüzde degil Yürekte Olmali...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 30, 2008, 07:08:31 ÖS » |
|
HAYATIN ANLAMI
Hayat bazen çekilmez bazende monotondur. Monoton yürüyen hayatlar iyi de olsa sıkıcı geçer. Bazı insanlar hep iyi şeyler yaşamıştır. Herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamış ve hayatın gerçek yüzüyle tanışmamıştır. Herkesi kendi gibi iyi bilen insanlar kötü bir olayla karşılaştıklarında hayal kırıklığına uğrarlar. Bazende hiç ummadıkları taşın başlarını yaracağını geç de olsa anlarlar. Mesela bir insan tutunacağı dalın zamanla kırılmayacağına garanti verebilir mi? Yani o dalı hayat olarak düşünürsek demek istedim. Evet zamanla kırılır. İşte sizde o dala tutunurken ağırlık verirsiniz. O dal yani hayat ağırlığı kaldıramaz. Demek istediğim hayata ağırlık verdiğinizde kırılmalar olacaktır. Önemli olan o kırılma noktalarından en az hasarla kurtulmak.. Şimdi olaya bu açıdan baktığımzda hayat mı bize ağır gelir yoksa biz mi hayata ağırlık veririz? Bizim ağırlık verdiğimiz kesin.. Peki neden bazı insanlar hayat bana ağır geliyor diyebiliyor. Hayat sizin nerenize asılıyor? Bir çelişki yok mu sizce?
Haa bana diyeceksinizki o dalın kırılmaması için neler yapmalıyız? Buna da şu cevabı verebilirim: yapacaklarınızla o dalı yeşertebilirsiniz; hatta sağlamlaştırabilirsiniz. Bu da başarının sürekli olmasından geçer. Fakat yaptıklarınız hayatta sizi yıldırıyorsa unutmayın ki o dal sizi taşıyamaz hale gelecektir. Eğer çok yükseklerdeyseniz büyük hasarlar alabilirsiniz. Çünkü yükseklerdeki insanlar genelde gururlu ve asil düşünürler. Örneğin çok zengin bir iş adamının yapmış olduğu işte iflasa uğrayıp intihar etmesi gibi.. O yüzden siz siz olun ne kadar yukarılarda olursanız olun asla düşmeyeceğinizin garantisini vermeyin. Çünkü düştüğünüzde iş işten geçmiş olacaktır.
Sonuçta biz bir insanız ve hayatta hatalar hep olacaktır. Hata yaptığımızda düzeltmek en az hasarla kurtulmamızı sağlar. Belki zaman kaybı olur ama üzüleceğinize bence o hatayı düzeltmeye çalışırsanız en azından birşeylerle uğraşmayı ve en zor anınızda yaratıcı olmayı öğrenirsiniz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #3 : Nisan 30, 2008, 07:09:39 ÖS » |
|
ÖMÜR ÜÇ GÜNLÜK
İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Nasıl doğdumuzu anlayamayız bile.. Hatta büyüyüp geliştiğimizi de.. Hep aynı boyda olduğumuzu zannederiz. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda birçok şeyin değiştiğini hatta küçüldüğünü farkederiz. Halbuki büyüyen biz olmuşuzdur. Değişen birşey yoktur. Koca kapılarda üç kişi oturup sığdığımız arkadaşlarımızla şimdi tek başına otursak birer kapı daha isterdik eminim.. Ne kadar büyümüşsün dediklerinde ciddiye almadığımız zamanlar da olmuştur. Gülüp geçmişizdir hatta boş laflardan ibaret olduğunu düşünmüşüzdür. İşte bu büyüdüğümüz kanısını bize farkettirmeyen neden olmuştur hep...
Gençlik derken ömür geçer çağının en güzel yıllarına elveda dersin. Orta yaşlar kapıyı kırarcasına içeri girer ve aniden ellerin havada teslimsin bi kere.. Yapacak birşey yok belki.. Kimbilir tedirgin oluruz ömrün yarısı geçip gitti, yıllar nasıl da elimizin arasından kayıp gitti diye... Hayat devam ediyor diyesimiz gelir o anda.. Karşı karşıya gelmişizdir artık hayatın görünmeyen yüzüyle.. Artık çok geç.. Ne yazık ki kaçış yok zamanın akışından..
Otuz beş yaş psikolojisini bir şiirle ne güzel dile getirmişti Cahit Sıtkı Tarancı:
35 YAÅž
Yaş otuz beş yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz Ya gözler altındaki mor halkalar Neden öyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar
Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir, Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar Nerden çıktı bu cenaze Ölen kim Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
Neylersin ölüm herkesin başında, Uyudun uyanamadın olacak. Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misâli o musalla taşında.
O duygular içinde olan birini hem bir yazıyla hemde şiirle harmanlamak istedim. En azından o duygulara ortak olmak açısından.. İyi de oldu bence.. Cahit Sıtkı ne güzel anlatmış şiirde otuz beş yaş psikolojisini... Yaşamadım fakat o yaşa geldiğimde şu yazdıklarımı tekrar bir gözden geçireceğimden emin olunası bir düşünceye kapılıyorum. Tabi o zamana kadar yüzümüze kaç çizgi daha siner o da meçhul..
Hep şunu düşünmüşümdür. Hayat bir şişeye benzer. İçindeki sıvı şişenin şekline göre inceden kalına doğru çabuk biter, tıpkı gençlik gibi... Öbür bölümü şişenin kalın kısmı yani yaşlılık gibi azar azar biter. Artık ölüm şişenin dibindedir. Ne zaman dibe düşersek işte o zaman üç günlük ömür bitecektir. Üç günlük dünyada gerek var mı kalp kırmaya derler ya işte o misal...
Dibe çabuk düşmemek umuduyla..
Mutlu Günler..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ÅŸirineee
Full Member
 
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 239
kendine iyi bak derler ve giderler...
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 30, 2008, 07:40:36 ÖS » |
|
evet ömrümüz o kdr kısaki farkında deiliz belli bir yaşa gelince farkına vardığımızda ya da az bi zamanımız kaldığını farkettiğimizde işte o zmn hayatı hızlı yaşamaya çalışıyoruz ama zamanında olmayıncada tadı çıkmıyor işte...
|
|
|
|
|
Logged
|
SİLGİN KALEMİNDEN ÖNCE BİTİYORSA YANLIŞLARIN ÇOK DEMEKTİR...
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #5 : Nisan 30, 2008, 07:52:48 ÖS » |
|
İNSANOĞLU İLGİNÇTİR. ÇOCUKKEN HEMEN BÜYÜMEK İSTER, YAŞLANINCA DA GENÇLİĞİNE ÖZLEM DUYAR.. SONUNDA PİŞMAN OLMAMAK İÇİN GÜZEL, İYİ VE YERİNDE YAŞAMAK GEREK...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #6 : Nisan 30, 2008, 08:06:48 ÖS » |
|
Her Gününüz Bayram Olsun
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
* * *
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
* * *
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
* * *
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun!
Can Dündar
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
ÅŸirineee
Full Member
 
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 239
kendine iyi bak derler ve giderler...
|
 |
« Yanıtla #7 : Nisan 30, 2008, 08:35:18 ÖS » |
|
nefes aldığımız her saniye bayramdır bizim için...
|
|
|
|
|
Logged
|
SİLGİN KALEMİNDEN ÖNCE BİTİYORSA YANLIŞLARIN ÇOK DEMEKTİR...
|
|
|
|
gul_guzeli
|
 |
« Yanıtla #8 : Nisan 30, 2008, 11:20:23 ÖS » |
|
Asalet Boyda degil Soyda olmali. İncelik Belde degil Dilde Olmali. Dogruluk Sözde degil Özde Olmali. Güzellik Yüzde degil Yürekte Olmali...
süpermiş çok begendim..teşekkürler..
|
|
|
|
|
Logged
|
YARADILIŞIMDA FEVKALADELİK VARSA,TÜRK OLMAMDAN KAYNAKLANMAKTADIR
|
|
|
|
mvsmlr
|
 |
« Yanıtla #9 : Mayıs 01, 2008, 11:24:30 ÖÖ » |
|
can dündarı hep büyük bir hevesle okumuşumdur..bu da o muhteşem yazılarında biri her cümlesi insana bir şeyler katiyor..ama en anlamlı bulduğum: Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
|
|
|
|
|
Logged
|
Düşünceler derin, bakışlar solgun, Tozlu yol aynı yol, yürüyen yorgun. Beyaz deri sararmış, gülüşler durgun, Dün çoktan göçmüş, yarın başka bir oyun....
|
|
|
|
METİN88
|
 |
« Yanıtla #10 : Mayıs 01, 2008, 06:41:05 ÖS » |
|
Yorumlarınızdan dolayı teşekkür edrim...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|