|
kimyaöğretmeni
|
 |
« : Eylül 12, 2007, 07:12:22 ÖS » |
|
Bazı esnafların ramazanı fırsat bilerek fiyatlara zam yaptığını gazetelerde okuyunca, Osmanlı Devleti’nde halkı sömürmeye karşı alınan ramazan öncesi tedbirleri hatırladım…
Hemen hemen her padişah, ramazan öncesinde bir “hatt-ı Hümâyûn” yayınlar, keyfi fiyat artışlarının engellenmesini isterdi. Bunlardan biri de Sultan Dördüncü Mustafa’ya aittir. Başbakanlık arşivinde 53351 numara ile kayıtlı bulunan 1807 tarihli fermanda, Sultan Mustafa, ramazan öncesinde oluşabilecek keyfi fiyat artışlarına dikkat çekip hem esnafı, hem de halkı uyarmaktadır. Herkesin narha (hükümetin belirlediği fiyat) dikkat etmesini, tamahkârlık edilmemesini, bakkalların fiyatları keyfi olarak arttırmaktan kaçınmalarını, bu konuda imamların halkı ikaz etmelerini isteyen Padişah, bereketiyle gelen ramazanın lâyıkı vechiyle karşılanmasını da istemektedir. Ramazan öncesinde, yalnızca padişahlar değil, Osmanlı hükümetleri de “tambihnâme”ler yayınlarlardı: Bu tembihnâmelerde evlerin, camilerin, dükkânların ve sokakların, ramazan hürmetine temizlenmesi istenir, uyulması gereken kurallar hatırlatılır, ramazanın huzurunu bozacak davranışlardan kaçınılması tembihlenirdi… Tabii ki amaç halkın ramazan ayını huzur ve güven içinde yaşamasıydı. Hatırlanması gereken hususlardan biri de, ramazanın bayram gibi coşku içinde karşılanması, bu çerçevede ramazan öncesinin bir “hasret yürüyüşü”ne dönüşmesidir. Osmanlı toplumu, ramazana, “misafir” muamelesi yapardı. Ramazan hürmetine evler, dükkânlar, sokaklar, meydanlar köşe-bucak temizlenir, bir sürü imkânsızlığa rağmen her yer tertemiz edilirdi. Maksat ramazanı dolu dolu yaşamak, yaşatmak ve hoşnut göndermekti. Maksat, biraz olsun ramazanlaşabilmekti. Bunun için kesenin ağzı açılırdı. Ramazana günler kala alışveriş edilir, bu sayede -şimdi tıpkı yılbaşılarda, yahut “Anneler Günü”, “Sevgililer Günü” gibi Batı dayatması olgularda yaşandığı gibi- ticari hayat canlanırdı. Esnaf maişetini kazandığı, halk ramazanı coşkuyla karşılayabildiği için mutlu olurdu. Darulhilâfe (hilâfet merkezi İstanbul) yer yer süslenir, ramazan öncesinde karanlık olan sokaklar, yine ramazan hürmetine, son derece itibarlı bir misafir karşılanacakmış gibi, ışıklandırılırdı. Bu arada insanlarda da büyük tebeddülât (değişiklik) olurdu. Oruç tutmaya niyetli olan herkes şehir hamamlarına âdeta hücum eder, günahlardan arınmak niyetiyle yıkanırlardı… Sonra büyük camilerden birinin tanınmış imamına başvurup huzurunda “tövbe-i Nasuh üzre tövbe” ederlerdi. Çünkü ramazana “tövbekâr” girmek isterler, eski günahlarını bir daha işlememe “azm-ı cezm-i kast-ı musammem” eylerlerdi. İlk teravihler, özellikle selâtin camilerinde bayram yerine dönüşürdü… İnsanlar en iyi elbiselerini giyer, özene-bezene sakladıkları kokuları sandıklardan çıkarıp sürünür, her taraf mis gibi kokardı… Yanlarında saf tutacak mü’min kardeşlerinin huşu ve huzurunu bozmamak için, o günlerde soğan, sarmısak gibi şeyler yenmez, ayrıca maydanoz ve karanfil gibi, hoş kokular saçan bitkiler çiğnenirdi. Kısacası camiler, şimdiki gibi, ter ve çorap karışımı kokmazdı! (Bunu yazarken sıkılıyorum, ama camilerimizin kokmasında sentetik halıların da rolü büyük. Eskiden halılar saf yün olduğu için kokuyu emerlerdi) Gayrimüslimlerin (Müslüman olmayanların) yoğun olarak yaşadığı Fener, Balat, Hasköy gibi semtlerde bile meyhaneler, ramazana hürmeten kapanır, kapıya, o meyhanenin ramazan boyunca kapalı kalacağına ilişkin bir kâğıt yapıştırılırdı… Hiçbir gayrimüslim, yahut Müslüman açıkça yemez, içmezdi. Bunun yasak olması bir yana, bu davranışın özünde, oruç tutanlara karşı duyulan saygı vardı. (Eskiden farklı dinlere mensup vatandaşlar bir birlerinin inancına böyle sayfı gösterirken, şimdi aynı dinin mensupları asgarî bir saygı kırıntısı bile göstermeyip ramazanda oruçlunun suratına sigara dumanı üflüyor, televizyonlar “ramazan programı”nın hemen arkasından müstehcen yayın yapıyorlar) Ramazan-ı mübareki coşkuyla karşılama geleneği, benim de çocukluğumun en güzel anılarından birini oluşturur. Ramazandan birkaç gün öncesinden karşılama seremonisi başlar, bu çerçevede tüfekler atılır, oyunlar oynanır, zikirler çekilirdi. O gün bugündür, zihnimde ramazan bir coşku olarak kaldı. Her ramazan öncesinde hâlâ o çocuksu coşkuyu ve ramazan sevincini içimde hissederim.
Yavuz BAHADIROĞLU
habervakti.com
|