
Çiçeğe benzeyen tasarımı ile ofis havasının ağırlığını hafifleten JBL Spyro hoparlörler fazla yer kaplamaması ile de etrafınızdaki ferahlığa katkı yapıyor.
Fiyatına bakıldığında diğer hoparlörler ile arasında acaba ne fark var? sorusunu akıla getiren ürün dikkatleri ses kalitesine yöneltiyor.
Tasarımı insana ferahlık veren ürünün hoparlörlerinin çok hafif olması, el çarpması ya da yanlışlıkla kablosuna kolun değmesi ile yerinden oynayıp düşecekmiş endişesi de yaratmıyor değil. Ürünü tasarlayanların, evlerindeki müzik setlerinin yanında koca koca duran hoparlörlere alışmış bir kuşağın bu endişesine hoş bakmaları gerekir diye düşünüyoruz.
Ses kalitesi olarak küçük boyutuna göre boyundan büyük işler yapan hoparlör seti, yine de ses son seviyeye çıkartıldığında az da olsa çarpıtmanın önüne geçemiyor. Burada çalınan parçanın hangi tarzda olduğu da önem taşıyor. Elbette Vivaldi’nin Dört Mevsim konçertosu ile birçok enstrümanın güçlerini sonuna kadar zorladığı bir heavy metal parçasını en yüksek seste dinlerken aynı oranda çarpıtma oluşmuyor. Bununla beraber subwoofer’ı ise davul ritimlerini ve rock parçalarındaki bas gitarları ayırt edilmiş şekilde kulağa ulaştırıyor.
Hoparlörler üzerinde bulunan dokunmatik ses ayarlama butonları teknoloji çağının görüntüsüne yaklaşsa da getirdiği işlevsellik konusunda görüntüsü kadar etkileyici düzeyi yakalayamıyor. Anında tepki vermeyen ses ayarlama butonları tepki verdiğinde ise ister yükseltme ister kısma yönünde olsun aşırı tepki veriyor. İnce ayar uzmanı olmayı gerektiren bu davranışın kişiyi ses ayarını müzik programının üzerinden yapma çözümüne yöneltiyor. Ayrıca ses seviyesini gösteren herhangi bir gösterge panelinin olmaması da eksiklik olarak gözüküyor. Ama sesi bir kere ayarladığınızda rahat ediyorsunuz çünkü JBL Spyro sistem her açıldığında size önceki ayarlarınızı hatırlatıyor.