
Nisan ayı akademik dünyada genel olarak yoğun geçer. Bu yıl seçimler nedeniyle bazı programlar seçim sonrasına ötelenince yoğunluk daha da arttı. Mümkün oldukça bu tür bilimsel etkinlikleri kaçırmamaya gayret ediyoruz.
Türk Dil Kurumu (TDK) ile Kırıkkale Üniversitesi'nin (KÜ) iş birliğiyle düzenlenen "I. Uluslararası Kitle İletişim Araçlarında Türkçe Sempozyumu" 16 – 17 Nisan tarihlerinde Kırıkkale’de yapıldı. Bu sempozyuma “Kitle İletişim Araçlarında Dil Kullanımının Nesiller Arası Kültür Transferine Etkisi” başlıklı bir bildiri ile katıldım.
Bundan birgün önce de İstanbul Aydın Üniversitesi’nin düzenlediği "I. Uluslararası Müzakereci Demokrasi Sempozyumu" vardı. Oraya da “Teknolojinin Demokratik Katılıma Etkileri” başlıklı bir bildiri ile katılma fırsatı bulduk. Seçimlerde yaşanan sahtekarlıkların elektronik oy verme işlemlerinin hayata geçirilmesi ile nasıl ortadan kaldırılabileceğini, teknolojinin demokratik katılımın artırılması ve temsili demokrasiden doğrudan demokrasiye geçiş yönünde daha etkin bir şekilde nasıl kullanılabileceğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalıştık.
Bunları yazma nedenim şu: Bu tür bilimsel etkinliklere akademik görevimiz nedeniyle sıklıkla katılıyoruz. Bu sayede ülkemizin farklı üniversitelerini yerinde gözlemleme imkanı buluyoruz. Fakat şu ana kadar Kırıkkale Üniversitesi’nin öğrencileri kadar bu tür bir bilimsel toplantıya iştirak eden duyarlı bir öğrenci grubu ile karşılaşmadım. Söylendiğine göre, rektör değişimi üniversiteye yeni bir dinamizm katmış. Dogmatik ideolojik kalıplardan sıyrılıp bilimi önceleyen bir hüviyete geçmeye çalışan çabanın izlerini gördüm. Sempozyuma emeği geçen ve öğrencileri bu duyarlılıkta yetiştiren akademik kadroyu kutluyorum.
Bir noktanın altını özellikle çizmek ve devlet erkanının dikkatine sunmak istiyorum. Gittiğim yerlerde gençleri kendi gelecekleri adına umutsuz ve kaygılı görüyorum. İstikballerinden emin değiller. Gözlerindeki ışıltı her geçen gün giderek azalıyor. Toplumun çok acil umut aşılanmaya ihtiyacı var. Ülkede heyecan oluşturmak gerekiyor. Morali sarsılmış bünyenin dış etkilere karşı zayıf ve hassas hale gelmesi gibi, maneviyatı ve özgüveni sarsılmış gençliğin ve toplumun da bazı tehlikelere açık olma riski var. Gecikmeksizin bu konularda birşeyler yapmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Kırıkkale’de düzenlenen "I. Uluslararası Kitle İletişim Araçlarında Türkçe Sempozyumu" vesilesi ile, bir okuyucumuzun gönderdiği ve uzun zamandır sizlerle paylaşmak istediğim bir emaili sizlere aktarmak istiyorum.
Güzel Türkçemizin yok olup gitmemesi adına, dilimize yerleşmeye çalışan hangi yabancı kelimeye karşılık kendi zengin lisanımızdan hangi kelimeleri kullanabileceğimize dair liste aşağıda göreceksiniz. Listeyi hazırlayanları kutluyorum.
Entel dantel görünme adına yabancı kelime kullanma özentisinde olmamak lazım. Kültürümüzden yana komplekse girmek için neden yok. Yabancılar dilimizin zenginliğine hayran kalıyorlar. Bu zenginliğin değerini bilelim ve kulağa oldukça hoş gelen güzel Türkçemizin tınısına kendimizi bırakalım. Ruha ilaç gibi gelen bir dilimiz var. İstanbul Türkçesine dilimizi alıştırmaya gayret edelim.
Prof. Dr. Osman ÖZSOY / Haber 7