|
vivalaliberted
Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
|
 |
« : Haziran 03, 2009, 05:19:48 ÖS » |
|
ÇEŞİTLEME… İMAN-AMEL… Bir defa şunu kesinlikle bilmeliyiz. Bir kişinin imanı, Allah’la ilişkisini tayin eder. Ameli ise, insanlarla olan ilişkisini tayin eder. Şimdi, bir insanın iman edip etmediğini mutlak manada bilemeyiz. Binaenaleyh, bu yönüyle insanlarla ilişki düzeyimizi belirleyemeyiz. Ama tavırları ve davranışları ile o kişi hakkında yargıya varabiliriz ve onunla ilişki kurmakta karar verebiliriz. Dürüst mü, güvenilir mi, şerefli mi, alçak mı, vefalı mı, sahtekâr mı, diğerkâm mı vs bu yönleriyle iletişim kurarız. Bu yüzden, kimse, ben iman ediyorum işte, insanlar beni sevmek zorunda, bana güvenmeli gibi safça düşüncelere dalmamalıyız. Dağlar kadar imanın olsa da beni ırgalamaz, ben senin ameline bakarım arkadaş. Yalancı mısın değil misin, şerefli misin şerefsiz misin ona dikkat ederim. Ha, tabi ki imanlı olursan bu güzeldir ve sevinirim, ki insanların büyük kurtuluşu beni sevindirir. Ama imanlı olupta şerefsizlik yaparsan senin imanın beni ırgalamaz, ben, farklı kulvardan biri de olsa, şerefliyse şayet, yani toplumsal değerelerle mütenasip yaşıyorsa, onu tercih ederim. Bazı kişiler bu ayrımı yapamıyorlar ya da yapmıyorlar sonra da ithamda bulunuyorlar. Beyler aptal olmayın. Müslümanlık iddiasında bulunanlar, müslümanlık öyle kimlikte islam mevhumunun yazmasıyla ya da ben müslümanım demekle olacak bir şey değildir asla, sahtekarlığa lüzum yok, bu derin nüansa çok dikkat etmelidirler derim âcizane. Bilakis dine tahmin edilemez derecede zarar veriyorlar ve dolaylı yönden toplumsal dönüşüme darbe vuruyorlar. Muhalif taraftaki samimi insanlar bu yüzden sığınacak bir liman bulamayıp hep yalnızlıkta dem sürüyorlar. Yemin ediyorum her şeye yazık ediyorsunuz ey ehl-i islam. Üç kuruşluk menfaat için değer mi sizce?Bunu ancak derin düşünürseniz idrak edersiniz.
REEL-İDEAL… Realiteden uzak, münhasıran ideal düzlemde yürütülen politika, insanı ruhen yorar, yalnızlaştırır, yabancılaştırır. İdealden uzak, münhasıran reel düzlemde yürütülen politika ise insanı çürütür, yozlaştır, maddenin mahkûmu kılar, çıkarların kurbanı yapar, hülasa, dünyaya alıştırır ve tutsak eder. İşte, bugünkü politikamız ne hazin ki münhasıran reel eksende icra edilmektedir ve toplumsal dönüşüme katkı sunamamaktadır, insanları mutlu edememektedir, refah düzeyinin yükselmesine katkı yapamamaktadır, bilakis toplumu tefrikaya itmektedir, insanları tedricen çürütmektedir. Hiçbir alanda kalkınma hamlesi gerçekleştirememektedir. Vizyondan ve misyondan mahrumdur. Ayrıştırıcıdır. Korkunun gölgesindedir. Basit ilişkilerin odağıdır. Seviyesizdir. Bu politikaya paralel olarak politika yapanlarda çıkar savaşlarının basit birer figürleridir, fikirsizdirler, uzak hedefleri yoktur, bir projeleri yoktur. Korkunun kölesidirler, emir eridirler. Bir an önce bu politik anlayıştan kurtulmak icap etmektedir yoksa felaket kapıdadır. Bugün politika sularında yüzmeye başlayan kişiler kirleniyorlar ve kirletiyorlar. Politika insanın ve insanlığın öğütüldüğü bir değirmendir. Bugün politikaya atılan kişiler dehşetli bir kıskaca alınıyorlar, ideallerinden vazgeçmesi adına sürekli tahrik ediliyorlar, biteviye yanlış yaptırılıyorlar ki takipçiler nezdinde savunucuda savunulanda gözden düşsün. Hâlbuki, bir insan ki, politikaya atılıyorsa bile, asla değerlerinden vazgeçmemelidir, ta ki zor kullanılsa dahi, lüzum görürse hemen bırakmalıdır ve topluma da durumu izah etmelidir. Bilakis hem bitmekte hem de bitirmektedir. İşte burada Müslümanların durumu daha fecidir. Yüce değerler adına siyaset iddiasında bulunanlar, siyaset içinde tedricen mahvediliyorlar hatta kendi kendilerini mahvediyorlar. Şimdi politikaya giriyorlar ve feci bir kıskaç içinde buluyorlar kendilerini ve taviz üstüne taviz veriyorlar, hiçbir vaatlerini gerçekleştiremiyorlar, hiçbir ideallerini takip edemiyorlar ve zamanla menfaat çarkının göbeğinde buluyorlar kendilerini. Hâlbuki, ideallerinden ve ilkelerinden vazgeçmeseler ve kıskaca alındıklarında da onurluca her yolu denedikten sonra, kanunlar çerçevesinde tabi ki, kenara çekilseler ve durumu topluma izah etseler, bir dahasına hem daha güçlü gelirler hem de yüce değerleri tahribata uğratmamış olurlar ama ne hazin ki tam tersi oluyor. Yazıklar olsun bu tip sefillere. İşte böyle böyle ulviyetleri insanlık nezdinde aşağılara düşürüyorlar ve insanların değerlerden uzaklaşmasına sebep oluyorlar. Azcık insaf ve haysiyet Allah aşkına.
DİZİLER-TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM… Diziler, hiç kuşkusuz, toplumsal dönüşümde ciddi bir fonksiyona sahiptirler. Bu yüzden dizilerin ya da filmlerin toplumsal ahlakla mübayenet içinde olmaması icap eder. Bu tarafı düzenlemek ve takip etmek yetkili mercilerin işidir. Buradan çıkarak, meşhur dizi, ‘’Kurtlar Vadisi Pusu’’ ya değinecek olursak, hakikaten ciddi bir dönüştürme etkisine sahiptir. Bahusus gençlik kitlesi üzerinde tesirlidir. Olumlu ya da olumsuz. Orası düşünülür. Hem olumlu yanı vardır hem de olumsuz. En şaşırtıcı dizi olma özelliğini hala koruyor. Gerçekten her bölümüyle şok etkisi yaratacak düzeyde. Şiddet, merak, fikir, espri, aşk var. Şiddetin dozu biraz abartılı olmakla birlikte her alanda seviye ciddiyetini korumaktadır. Kimileri basit görebilir ama ben böyle görmüyorum. Ve takip edebildiğim kadarıyla takip etmeye çalışıyorum. Her şeyine inanmamız gerekir diye bir şey yok. Ama bu yüce ülkedeki olaylara dair bazı ipuçları da vermiyor değil. Kimse de bunu inkâr edemez. Tabi bazıları kendisine vurduğu varsayımıyla kızıyor olabilir. Ki oluyor buna yaşayarak şahit oluyoruz. Zira, bir arada, bir gazeteci bu mevzuya değinmiş, perde gerisinden olsa da. Aynı minvalde düşünmüş ve toplumsal dönüşümü istendik yönde gerçekleştirmek adına dizinin kullanılabileceğini ifade etmiş. Ama, olaylara yüzeysel bakarsak, bu nüanslara teğet geçebiliriz. Ki zaten bugün, dizlerde tamamen bu zihniyete göre kullanılmaktadır. Kahir ekseriyetle toplumsal ahlak hedef alınmaktadır. Ve etkisi tahmin edilenin ötesindedir. Ama bunu idrak edebilecek beyin ve görebilecek göz gerekmektedir. Anlayan namuslulara duyurulur.
İSLAM DÜNYASI-DİRENİŞ… Müslüman dünyasında son zamanlarda ciddi bir kıpırdanma görülmektedir. İhtilaflar terk edilmekte yerini ittifaklara bırakmaktadır. Önemsiz sorunlar sarf-ı nazar edilerek, acil sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Bu iyi bir gelişmedir. Çünkü asırlardır zulmün pençesinde kıvranmaktadırlar. Artık teslim olmakla, korkmakla yol alınamayacağını görmüş olmalılar. Evrensel bazda düzenlenen istişare toplantıları, sempozyumlar vs buna delalettir. Tabi bir ağabey olarak yüce ve aziz ülkemin, şerefli milletimin buna ev sahipliği yapması da ayrı bir gururdur şüphesiz. Ne kadarda siyon uşakları, küresel ticaret baronlarının alçak piyonları, katil istihbaratların ajanları bunu görmezlikten gelseler ve dahi gözden düşürmeye, dalgaya almaya çalışsalar da. Devletlerde insanlar gibidirler. Bu hakikat göz ardı edilemez. Binaenaleyh, nasıl, insan iyi özellikleri yüzünden veya benzer sebeplerle kendisine takıntı yapanlarla uğraşmak zorunda kaldığında, alçakgönüllülük yahut ufak sayılan tavizler bir işe yaramıyorsa bilakis zarar veriyorsa, devletlerde kendisiyle uğraşan devletlere karşı belli bir yere kadar anlayışlı olabilmeli ve lüzumsuz tevazuda bulunmamalıdır, korkaklık gösterisi olacak davranışlardan kaçınmalıdır. İşte İslam âlemi asırlarca bunu yapmamıştır. Kendisiyle uğraşan zalim ülkelere ve o ülkelerin başındaki firavunlara hep güler yüz göstermiş, alçakgönüllü davranmış ve tavizlerde bulunmuştur. Ama sonunda olan kendilerine olmuştur. Ebedi kölelik kaderleri olmuştur. Ülkeleri esir edilmiş, hazineleri yağmalanmış, kaynaklarına el konulmuştur. Bu yüzden suçluyu sadece dışarıda aramak az da olsa ahlaksızlıktır. Dürüst olmak gerektir. Direnmek gerekir. Bunun en net örneği yüce ülkemizde kök salmış ve dünyaya feci alışmış cemaat yapılanmalarıdır. Tabi bu, tamamı için mevzubahis değildir.
Mezkûr konuyla ilgili olarak Makyavel’in şu muhteşem tespitine değinmeden geçmek olmaz. ‘’insan, hiçbir zaman haysiyetini lekeleyecek bir şey yapmamalıdır. Ve şerefli olmak istiyorsa –öz varlığını koruyacak durumda olmaması ya da en azından insanların onun varlığını koruyamayacak durumda olduğunu düşünmeleri haricinde—hiçbir şeyden gönül rızasıyla vazgeçmemelidir. Şerefiyle servetinden feragat edemeyeceği bir duruma gelindiyse, onu zor korkusuyla bırakmaktansa elinden zorla aldırtmak neredeyse daima daha iyidir. Çünkü korktuğundan dolayı bir şeylerden feragat ediyorsan, bunu savaştan kaçmak için yapıyorsundur. Fakat böyle yapmak savaştan kaçınmana yetmez; çünkü, açıkça görülen bir korkuyla bu tavizi verdiğin düşman, bununla yetinmeyecek, aksine sahip olduğun her şeyi almak isteyecek ve kafayı sana daha çok takacaktır; çünkü, artık, sana daha az saygı duymaktadır. Diğer taraftan seni savunanların artık sana karşı daha soğuk olduklarını göreceksin, zira onların gözünde de zayıf ya da korkaksın.’’ Bu ilke insan için olduğu kadar devletler içinde geçerlidir. İşte bütün mesele. Haysiyetli olmak her şeyin başıdır, insan olmanın mihenk taşıdır.
|