|
vivalaliberted
|
 |
« : Mayıs 16, 2008, 08:45:17 ÖS » |
|
Çok sarsıcı bir soru ile girizgâh yaptıktan sonra nesnel olacak şekilde cevaplara geçebiliriz. İnşallah mutmain kılarız muhatapları. Merhaba hepinize, her birinize. Sevgili ülkemin, aziz milletimin ve yüce ümmetin soylu cüzleri güzel dostlar. Bugün sizlerle küçük mikyasta ülkemizin, büyük mikyasta insanlığın en kadim sorunsallarından biri, belki de en mühimi olan ‘’aydın kimdir?’’ sorusu ve sorunu üzerinde konuşacağım. Evet, sevgili ülkemizde çok ciddi bir aydın sorunu vardır. Aydın olmak ilk başta insan olmayı iktiza eder mutlak surette. Şaşırmayın. Zira yerin üzerinde gezinen her iki ayaklıyı insandan saymıyorum. İnsan bedeniyle değil, beyni ve ruhu ile insandır. Öyle laf cambazlığı, laf ebeliği ve cerbeze ile aydın olunmaz. Olsa olsa fikir fahişesi olunur. Fikrin maymunlaşmasıdır bu durum. Söze sadık olan bu ihaneti yapmaz, yapamaz. Aydın demek, adam gibi adam demektir.
Şimdilerde her olaya maydanoz olan, malumatfuruşluğuyla toplumu yanlış yönlere kanalize eden, bu toprakların yanık yüzlü çocuklarını ve ruhunu tahkire ve tezyife yeltenen, milletin efendisi olan köylüyü adam hesabına almayan, onun reyini ve değerlerini, kimliğini ve kişiliğini yok sayan sürüyle aydın bozuntusu nevzuhur züppe dolaşıyor ara yerde. Batının papağanlığına soyunmuş, bölücülerin insan hakları gibi mavallarıyla gündemi işgal eden, bu topraklar için can verip şehit olmuş ecdadın torunlarına zenci muamelesi yapan bir yığın soysuz ve kanı bozuk hain. Siyonist uşağı, batı borazanı sefil beyinli bunak sürüsü. Sevgili üstadım, bu toprakların sadık çocuğu Cemil Meriç bakınız olayı nasıl da izah etmiş, öz olarak: ‘’vatan haininden aydın olmaz.’’ Peki, bana ortalıkta aydın kisvesiyle caka satan ve siyasi erklerce taltif edilen ve her yerde itibar gösterilen, tafra yapan ve kendini adamdan sayan zavallılardan aydın olamaya şayan doğru düzgün onurlu ve haysiyetli bir tip gösterebilir misiniz? Bunların kendilerini emperyalizme kiralamaktan ve vatan hainliği yapmalarından başka bir şey göremiyorum ben, ya siz görebiliyor musunuz? Bunlar karanlıkla savaştıklarını iddia edebilirler, ya aydınlandığımızı kim iddia edebilir? Yine üstat Cemil Meriç’e kulak verelim şu fevkalade tahlile, muhteşem tespite bakar mısınız lütfen: ‘’zavallıdır Türk aydını. Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanının putlarını takdis eder. Hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. ‘’ üstat için asıl dava; ‘’aydının pısırıklığı, köksüzlüğü ve bayağılığı davasıdır.’’
Allah için söyleyin, bugüne uyarlarsak acı ama tam isabetli bir tespit değil mi? Bugün aydınlıktan dem vuran yarasaların hali pür melali bu değil mi? Aydın bir toplumda tutkal görevi gören insandır. Peki, fikirsizliğin ve beyinsizliğin numuneleri olan malumat maymunlarının tefrika yaratmaktan başkaca yaptıkları bir iş var mı? Bilinmek gibi bir derdi olmaz aydının. O halkların ve özgürlüğün savaşçısıdır. Haddini ve kendini bilir. Ara yerdeki zibidilerin şov yaparak gündemde kalmaya çalışmaktan ve böylece emperyalist baronların gözüne girip daha fazla uşaklık parası alma amacı gütmekten başka dertleri var mıdır? Aydın hedonist olamaz. Olmamalıdır da. Zira hedonizm zekânın iflasını doğurur ve insanı gösteriş budalası kılar. Çileye taliplidir. Çilesiz hürriyette, necatta muhaldir ve örneği yoktur ruy-i zeminde. Toplumun değer yargılarıyla oynayamaz. En önemli alamet-i farikası, hesapsızlığı ve çıkarsızlığıdır. Vatanından ve milletinden yana beklenti içinde olmaz, olamaz. Bilakis vatanı ve milleti için ne yapabileceğini vatanına ve milletine ne verebileceğini düşünür biteviye. Acı çeker. Çalışır. Savaşır. Kaygılanır. Okur. Düşünür. Yazar. Anlatır. Duyurur. Haddizatında ‘’acı, aydın insanın değişmez kaderidir’’ soylu ve mümtaz şehit dr Ali Şeriati’nin bedihi ifadesiyle. Filhakika, bir savaşçıdır o.
Gücün emrine girmez, giremez. Her daim doğruluk güneşinin gölgesinde ruhunu dinlendiren bir savaşçıdır. Soylu bir yolcudur. Kartellerin, tröstlerin, tekellerin ve sermayenin emrinde olan, bu güç odaklarının direktifleriyle yön bulan iradesiz bir biyonik robot değildir. Bulduklarını ve doğruluğuna şahadet ettiklerini pervasızca halkına ve insanlığa duyuran ve bundan da zerrece endişe etmeyen insandır. Kendi kafasıyla düşünür. Senaryoculuğun şahı emperyalizmin sefil beyinli ve zavallı karakterli bir oyuncusu ve kuklası değildir. Toprakları ve değerleri uğruna ölüme talipli olabilmektir aydın olmanın sorumluluğu. Aydın, sorumlu, sorunlu insandır. Davsı vardır. Derdi vardır. Meselesi vardır. Ulvi ülküleri vardır. Madde peşinde koşacak kadar basit ruhlu ve budala değildir. Yapmamayı yapamaz. Yapmazsa yanar. Yüreği kanar. Damla damla kan damlar yüreğinden. Yol açar, açılmış yolların yolculuğunu yapmaz bunu zül addeder. Yakılan ateşlerde ısınmak kolaycılığına kaçmaz, ateş yakar. Hazırdaki balıklara göz koymaz, tutmak için yol arar ve asla mütereddit davranmaz deryaya dalmakta.
Aydın biteviye soran, sorgulayan, araştıran, tefekkür eden, tecessüs eden, okuyan ve bulduğu doğruları, ulaştığı hakikatin bilgisini halkı ile paylaşan kollektif ruha sahip bir bireydir. Kimseye yüzsuyu dökmez. Kimseyi aşağı da, üstün de görmez. Herkese eşit davranır. Kimseyi aldatmaz. Ama aldanmaz da. Tezvir, mugalâta ve kumpasla işi olmaz onun. Namussuz olamaz aydın. Bildiği ve inandığı yolda yalnızda kalsa şerefiyle yürür. Ama her daim kervanladır ve kervandan kopmaz. Birazda doğunun gür sesi ve soylu çocuğu Muhammed İkbal’in de söylediği gibi; ‘’kervanla birlikte ol fakat yalnız yürü.’’ İşte aydının değişmez kaderi: ‘’acı ve yalnızlık.’’ Aydın her daim ‘’düşünce vadisinde’’ fırtınalı bir yolculuktadır. Bu yolculuk bittiği an tekrar başlar, sonsuzdur haddizatında. Emperyalizmin ve siyonizmin adres sormayan kurşunlarına hedef olacağını bile bile yürür yolunda. Korkmadan. Öyle masum, öyle onurlu. Karanlık zamanların aydınlık savaşçısıdır. Yolunda ölümü şeref bilir, şahadet telakki eder. Kalemini asla kiralamaz. Beyni özgür, yüreği engindir. Beynini ipoteğe vermez. Tam bağımsızlık ve saf özgürlük ereğidir. Münhasıran halkına angajedir. Hak yolunda halkı uğruna çarpışır. Bu uğurda ölüm hoş gelmiş safa gelmiştir. Gülerek karşılar ölümü. Bir halkın yıkılan ve çalınan umutlarının tekrar kazanılması ve dağ gibi yükselmesi uğrunda dövüşür. İnsanı insandan ayıran yalancı duvarları yıkmak, barışı, kardeşliği, muhabbeti ikame etmek için didinir durur mütemadiyen. Behemehal bu ulvi ülküyü gerçekleştirmek uğrunda ömrünü harcar. Yekpare insanlık gülecektir nihayetinde. Son tahlilde bir insanlık savaşçısıdır aydın.
Yaşadığı dönemde, Batı’nın ütopyaları ve ideolojileriyle aldanan ve halkını aldatan aydın bozuntularının aydınlanması için didinen üstat Cemil Meriç der ki; ‘’domuzları kutsal kitaplarla beslemeye çalıştım olmadı.’’ Evet, ruhunu ve köklerini kaybedenin derdine dermen yoktur dostlar. Köksüz bir ağaç gibi kurumaya mahkûmdur köklerini kaybeden insan. ‘’İdeolojiler zihnimize giydirilmiş deli gömlekleridir’’ der üstat Cemil Meriç. İşte bu yüzden aydının muhatabı münhasıran muayyen bir ideolojinin müntesipleri değil, yekpare insanlığın müntesipleridir. Şunu bir kez daha derin bir hassasiyetle ifade edelim: ‘’aydın insan, kesinlikle üzerinde yaşadığı toprakların bir evladı, kucağında büyüdüğü muazzez halkın keskin bir hafızası ve kendisiyle beslendiği köklü ve derin kültürel hamulesinin ve tarihinin pervasız ve ateşli bir savunucusu olarak, asla ve kata, dinine, vatanına, milletine, ümmetine, diline, kitabına, yekpare maddi ve manevi değerlerine düşman olamaz. Yani, genel manasıyla ‘’vatan haini’’ olamaz.’’ Birazcık düşünen ve keskin bir gözlem yapan insan kimin aydın, kimin şerefsiz ve namussuz bir hain olduğunu, aydın kılıflı bir züppe olduğunu, tefrik eder, idrak eder. Üstat Cemil Meriç ömrü boyunca, namuslu olmaya, Türk insanını Türk insanından ayırmaya yeltenen namussuzları ifşa etmeye ve kamus namustur diyerek asil dilimizi korumaya ve yaşatmaya ikdam etti. Şimdi, aydınım diyenlerin bu yolda yürümeleri öncelikli şarttır. İnsan iseler. Aydın iseler. Hain değilseler. Namussuz değilseler. Vatansız ve milliyetsiz değilseler. Kitapsız ve ahlaksız değilseler. Allah’sız değilseler. Emperyalizmin ve siyonizmin sefil beyinli ve haysiyetsiz birer uşağı değilseler.
Aydın, asla mutlak ve şikâyetsiz bir itaat içinde olamaz. Bilakis vahşi bir isyan sahibidir. Bütün yerleşik otoritelere karşı. Statükonun, susturulamayan amansız bir muhalifidir. Her halükarda halkının saflarındadır. Müstekbirlere karşı mustazafların, burjuvaziye karşı proletaryanın, haksıza karşılık haklının, efendiye karşı kölenin, şeyhe karşı müridin hamisidir. Her devrin firavunlarına karşı bir Musa’dır. Keskin bir duyarlılık, bilinçli bir sorumluluk, şuurlu bir farkındalık, saf bir direnç ve ödünsüz bir bilinç sahibidir o. Yaşadığı çağın ve yaşananların müteyakkız ve pervasız bir şahididir. Tanıksız davaların utançla biteceğinin idrakindedir. Amelsiz sözlerin gevşek dayanak olacağı bilinciyle, pratiksiz teorinin boş ve manasız olacağına ve iflası tevlit edeceğine inanır. En ulvi ve yegâne gayesi; necip milletin uyanması, mukaddes vatanın terakkiyatı ve istiklalin tahkimidir. Ve bu uğurda ilânihaye mücadele etmek, gerekirse şahadet şerbetini yudum yudum içmektir arzusu. Halkının zilleti ve sefaleti rağmına kayalıklarda güneşlenen, Afrika odunlarının armonisiyle sufli zevklerini tatmin eden ve halk sofrasına buyuru beklemeden dalan namussuzlara karşı amansız, bitimsiz ve pervasız mücadele eden insandır. Aydın gerçeğe ihanet etmeyen adamdır. ‘’Peygamberi ahlakın ve misyonun taşıyıcısıdır. Toplumun içindedir ama bir adım öndedir.’’ Ali Şeriati üstadın bilgece söylemiyle. Bu meyanda, tevhit-adalet-özgürlük-emek-vatan-bağımsızlık gibi ulvi gayeler uğrunda mücadele ederek ömrünü ikmale çalışan mümtaz, soylu ve namuslu münevverleri tenzih eder ve kalem tutan temiz ellerinden kemal-i hürmetle ve saygıyla öperim.
Ey bu toprakların soylu ve yüce ruhunun davacısı muazzez gençlik! Görevin ve sorumluluğun büyük ve çetin. Aydınlık, onurlu, güçlü, büyük ve Tam Bağımsız Türkiye’yi inşa etme yolunda her türlü handikaba rağmen biteviye mücadeleye devam. Okuyun. Okuyun. Okuyun. Okudukça aydınlanacak, aydınlandıkça özgürleşecek, özgürleştikçe güçlenecek, güçlendikçe aydınlık ufkunuzu karartan karanlığın perdesini paramparça edeceksiniz. Şunu asla aklınızdan çıkarmayın: cehalet tefrikayı, tefrika sefaleti, sefalet esareti, esaret zulmü, zulüm ise zillet içinde yaşamayı intaç eder. Öyleyse yegâne çözüm: KİTAP VE KİTABİ AHLAK’TADIR. Kitabı okumak, anlamak ve yaşamak mübremdir. Hülasa; pratik ile teorik imtizaç etmelidir.
Sevgi, saygı, selam, dua, muhabbet, uhuvvet, barış, umut, saadet, kitap, ahlak, adalet, özgürlük, tevhit ve devrim ile kalınız hürriyeti ve saadeti için dövüştüğüm sevgili ülkemin soylu evlatları. Hedef: Tam Bağımsız Türkiye Pusula: Milli ve Manevi dinamikler Yol: Diriliş ve Direniş Araç: Kitap ve Ahlak Kitap: Ali Şeriati, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Erol Güngör, Sezai Karakoç, Seyyid Kutup, Frantz Fanon, Nuri Pakdil, İsmet Özel Son söz: Kur’an bilgisi + Kur’an ahlakı = sınıfsız, sömürüsüz, kollektif, aydınlık, güçlü, adil, özgür, huzurlu, erdemli, saadetli ve tam bağımsız birey, toplum, devlet. ‘’bilgiyle dirilenler ölmezler.’’ Hz. Ali (ranh)
|