Öğretmenler Forumu | Eğitim
Mart 21, 2010, 04:49:51 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISI  (Okunma Sayısı 31802 defa)
0 Üye ve 14 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
OL
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« : Eylül 26, 2007, 08:57:56 ÖÖ »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM
Kayıtlı
sinanTAR
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #1 : Ekim 22, 2007, 09:16:10 ÖÖ »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM
Kayıtlı
baron07
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #2 : Aralık 08, 2007, 12:33:48 ÖS »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM
Kayıtlı
kartal7867
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #3 : Aralık 09, 2007, 10:42:36 ÖÖ »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM
Kayıtlı
GLZR
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #4 : Aralık 16, 2007, 04:19:33 ÖS »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM
Kayıtlı
Kartopu09
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #5 : Temmuz 28, 2009, 04:22:48 ÖS »

VÜCUDUMUZUN GENEL YAPISINI DETAYLI OLARAK İSTİYORUM

http://canlibilimi.com/vucudumuzu-taniyalim.asp
Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #6 : Temmuz 28, 2009, 04:43:30 ÖS »

Bağışıklık Sistemi

Bağışıklık sistemi, insan vücudunun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir, vücudu yabancı ve zararlı maddelerden korur.
Bu sistem vücudumuza giren milyonlarca bakteri, mikrop, virüs, toksin ve parazitlere karşı korunmak için düzenlenmiştir.
İnsan vücudu, hastalıklara karşı bir savunma sistemiyle donatılmıştır ve bu yüzden de kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Hastalığa yol açan maddeler tarafından uyarıldığında, bağışıklık sistemi harekete geçer. Sistem, yabancı olarak algıladığı bir mikroorganizmayla karşılaşır karşılaşmaz, belirli hücreler bundan kurtulmak için savaşmaya başlar. Daha önce rastladığı bir mikroorganizmayı tanıyan sistem ikincisinde ondan kurtulmak için çok daha çabuk tepki verebilir. Buna kazanılmış bağışıklık denir.
Bu sistemin çalışmasının en güzel ve basit örneği mikropların vücudumuza girdiğinde onlara karşı antikorların oluşması ve bunlarla savaşılmasıdır. Aynı mikropla tekrar karşılaşıldığında bu antikorlar bizi hastalanmaktan korur. Antikor vücuda giren yabancı maddelere karşı savunma hücrelerinin verdiği yanıttır.
Farklı şekillerde faaliyet gösteren bu sistem, faaliyetlerini oldukça sessiz yürütmektedir. Bağışıklık sisteminin çeşitliliği ancak bu sistemin bir sebepten ötürü aksadığı zaman anlaşılabilir. Bir sivri sinek vücudu ısırdığı zaman, ısırılan bölge kırmızılaşır ve şişer. Bu olay bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterir.



Mesela nefes aldığımızda havada bulunan binlerce bakteri ve virüsü akciğerlerimize taşınır. Bağışıklık sistemi bunların hepsini elimine eder ancak bazı durumlarda bazılarını geçirir ve soğuk algınlığı yada grip adını verdiğimiz rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Kalıtsal (doğal) ve kazanılmış bağışıklık olmak üzere, iki bağışıklık tipi mevcuttur. Bağışıklık mekanizmalarından T ve B lenfositleri ile antikorlar kazanılmış bağışıklıkta, diğer bağışıklık mekanizmaları ise, kalıtsal bağışıklıkla rol oynarlar.
Kalıtsal (doğal) bağışıklık
Genetik yapıda mevcuttur. Doğumla birlikte kazanılıp, ölünceye kadar varlığını sürdürür.
Canlının doğuştan getirdiği ve onu hastalık etkenlerine karşı koruyan kalıtsal, anatomik, hormonlar, doku ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklıktır. Örn:Göz yaşı, Mide asidi, Burun kılları, Derideki keratinize katman, Soluk borusundaki silli epitel vb.
Doğal bağışıklık etkisi ile diğer canlılarda hastalık oluşturan pek çok etken bizlerde hastalık oluşturamaz. Örn:Uçuk tavşanlarda ölüme neden olurken bizlerde hafif bir hastalık olarak vücut direnci azaldığında ortaya çıkar
Kazanılmış bağışıklık
Doğumda olmayan, daha sonraki zamanlarda spesifik antijenlere karşı kazanılmış bağışıklık tipidir. Sistem, yabancı olarak algıladığı bir mikroorganizmayla karşılaşır karşılaşmaz, belirli hücreler bundan kurtulmak için savaşmaya başlar. Daha önce rastladığı bir mikroorganizmayı tanır ve ikincisinde ondan kurtulmak için çok daha çabuk tepki verebilir. Buna kazanılmış bağışıklık denirAktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılır.
Aktif bağışıklık, antijenlere maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan bağışıklıktır. Doğal kazanılmış bağışıklık çevredeki antijenlere maruz kaldıktan sonra gelişir. Yapay kazanılmış bağışıklık ise aşılarla sağlanan bağışıklık tipidir.
Aşılanma: Aşılama, bağışıklık kazanmanın yapay şeklidir. Aşılar ölü veya zayıflatılmış mikroorganizma içeren (bakteri veya virüs) ve enfeksiyon hastalıklarının tedavi ve korumasında kullanılan biyolojik ürünlerdir. Mikroorganizma zaten işlemden geçirildiği ya da ölü olduğu için hastalık kapma tehlikesi yoktur. Aşıların etki mekanizması doğal hastalığa benzerdir; her ikisi de bağışıklık sistemini uyarır ve vücuda girmiş olan mikrobu tanır ve hafıza oluşturur. Daha sonra aynı mikrop vücuda yeniden girdiğinde bağışıklık sistemi onu tanır ve hastalık yapmasına fırsat vermeden onunla savaşır ve gerekli antikorları üreterek onu yok eder. Böylece, kişi aynı tip bir aktif canlı organizmayla karşılaştığında bağışıklık sistemi zaten nasıl tepki vereceğinin bilincinde olarak ve yabancı organizma hastalığa yol açma şansı bulamadan antikor hazırlamak için hiç vakit kaybetmeyecektir.

Pasif bağışıklık: Başka bir insan veya hayvan tarafından oluşturulmuş koruyucu antikorların diğer bir insana aktarılmasıdır (genellikle enjeksiyon yoluyla). Bu yolla koruma etkindir ancak kısa sürelidir ve haftalar veya aylar içinde kaybolur.
Doğal pasif bağışıklık annenin ürettiği antikorların anne karnında plasenta yoluyla, doğumdan sonra ise süt yoluyla çocuğa sağladığı bağışıklıktır. Yapay pasif bağışıklık ise hastalığı önlemek için daha önce antikor hazırlanmış olanlardan alınan immun serum ile kazanılan bağışıklıktır.
Bağışıklık sisteminde yer alan organ, yapı ve hücreler ayrıntılı bir etkileşim içindedir. Bu sistemin temel bileşenleri olan timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi akyuvarlar (lökositler) hormonlar ve bazı proteinler hepsi birlikte birbirlerini tamamlayıcı bir işbölümü içinde çalışırlar.
Bademcikler
Boğazda, lenfositlerin toplandığı ve dışarıya açılan bir açıklık olan ağızda ilk engeli oluşturan küçük yapılardır. Lenf sıvısı, bademciklerin içerisinde bulunan lenf damarlarından boyun ve çene altı düğümlerine doğru akar. Bu esnada lenf damarlarının duvarlarından lenfositler salgılanır. Vücuda girebilen mikroplar, buradan salgılanan lenfositler tarafından temizlenirler.
Dalak
Karın boşluğunun sol üst tarafında diyaframın altında yer alır. En önemli fonksiyonu kanı süzmek yani fonksiyon dışı kalmış kan hücrelerini kandan filtre etmek ve bağışıklık sisteminde rol oynayan antibadi üreten hücrelerin gelişmesini sağlamaktır.
Karaciğer
Özellikle fetüsde olmak üzere, immünolojik etkin hücreleri içerir; T-hücreleri ilk olarak fetüs karaciğeri tarafından üretilirler.
Kemik İliği
Kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Bağışıklık sisteminde çok önemli işlevleri olan akyuvarlar da dahil olmak üzere bütün kan hücrelerinin yapım yeridir.
Lenf bezleri
Geniz eti olarak da bilinen, yutağın üst kısmında, burun boşluğunun arka tarafında bulunan lenfoid doku parçalarıdır. Bakteri ve virüs gibi enfektöz ajanları ve onların ürettiği antikorları yakalarlar.
Lenf
Bağışıklık sisteminin hücre ve proteinlerini vücudun bir yerinden diğerine taşıyan, "akkan" olarak da bilinen bir çeşit dolaşım sistemi sıvısıdır.
Lenf düğümleri
Vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunmakla beraber en çok karın ve kasık bölgesinde, boyunda, koltuk altında ve göğüste yer alır. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesindeki düğümler elle hissedilebilir.
Lenf düğümlerinin başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle fark edilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir.
Lenf düğümleri her gün yaklaşık 10 milyar lenfosit üretirler.
Bademcikler de birer lenf düğümüdür. Bakteriler ya da virüslerle yoğun bir biçimde savaştığında, bademciklerimiz şişer ve iltihaplanır.
Peyer plakları
İnce bağırsağın ileum bölgesinde bulunan lenfoid dokuların yoğunlaştığı bölgelerdir. Bağırsak lümenindeki patojenlerin kontrol altında tutulmalarını sağlar.
Timus
Göğüs boşluğunun ön üst kısmında, akciğerlerin ortasında yer alan ve iki parçadan oluşan bir organdır. Lenfosit, T lenfosit veya sadece "T hücreleri" timus'ta büyür, olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ 20 yaşından sonra giderek küçülür.




« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2009, 08:13:20 ÖS Gönderen: lili » Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #7 : Temmuz 28, 2009, 04:52:58 ÖS »

Boşaltım Sistemi
Boşaltım sistemi vücutta homeostazın sağlanmasında çok önemli bir yere sahiptir.
Böbrekler, üreterler ve mesaneden oluşan boşaltım sistemi, metabolizma sırasında ortaya çıkan atık maddelerin atılımından sorumludur. Vücut fonksiyonlarının devamı için hücrelerden atık maddelerin atılması lazımdır. Katı ve sıvı atıklar, kan içinde erimiş olarak taşınırlar ve böbreğe ulaştırılarak filtre edilirler (süzülürler). Bu atıklar üreterler yoluyla mesaneye geçerek, belli aralıklarla mesanede idrar olarak depolanıp, periyodik olarak vücuttan atılırlar.
Boşaltım Sistemini Oluşturan Organlar
Boşaltım sistemini oluşturan organların başında süzme ve geri emme işlemini yapan böbrekler gelir. Böbreklere ek olarak, böbrekleri idrar torbasına bağlayan artıkların geçtiği idrar kanalı (üreterler), artık maddelerin biriktirildiği idrar kesesi ve bunların vücuttan dışarıya atıldığı idrar yolu (üretra) boşaltım sistemindeki diğer organlardır.
İdrar kanalı, atar ve toplar damarlara ek olarak böbreklere bağlanan üçüncü bir damardır. İdrar kanalı böbreklerden süzülen idrarı, idrar kesesine taşır.
İdrar kesesi idrar kanalının böbrekten getirdiği idrarın, dışarı atılmak üzere biriktirildiği yerdir.
İdrar yolu ise idrar kesesinde birikmiş olan idrarın dışarıya atılmasını sağlayan bir bölümdür.
Boşaltım sistemini oluşturan organların dışında boşaltım fonksiyonu olan diğer yardımcı organlar akciğerler, deri ve kalın bağırsaklardır.
Boşaltım sisteminde artık maddelerin izlediği yol şöyledir:
Böbrekler -> İdrar kanalı -> İdrar kesesi -> İdrar yolu.
Böbreklerin Beslenmesi
Genellikle her bir böbreği aortdan çıkan tek bir renal arter besler. Renal arter, anteriorda (ön kısım) yer alan renal ven ve posteriorda (arka kısım) yer alan renal pelvis arasından hilusa (bronş ve damarların akciğere girdiği bölge) girer. Böbreğe girmeden önce iki veya daha fazla dala ayrılabilir. Pelvis ve üreter dublikasyonunda genellikle her bir renal segmentin ayrı beslenmesi vardır. Renal arter anterior ve posterior dallara ayrılır. Posterior dal arka yüzün orta segmentini besler. Anterior dal ise üst ve alt polleri ve ön yüzü besler.
Renal venler arterlerle yan yana yer alırlar. Fakat bir dalın tıkanması durumunda başka bir dal drenajı üstlenir. Bazen klinik önemi de olabilen aksesuar dallar olabilir. Çünkü bunlar üretere baskı yapıp hidronefroza sebep olabilirler.
Boşaltım sisteminin ana organı böbreklerdir. Fasulye tanesi şeklinde 10-15 cm uzunluğunda karın boşluğunun arka tarafında, bel hizasında ve omurganıniki yanında yer alır. Böbreğin ana görevi vücutta bulunan kimyasal maddeleritemizlemektir.
Böbreklere, yandaki şekilde de görüldüğü gibi birer atardamar, birer toplardamar olmak üzere iki damar bağlanır. Artık madde
taşıyan kan böbreğe atardamar yoluylagirer ve böbrekte süzüldükten sonra,arındırılmış olarak toplardamar yoluyla çıkar.
Bir üçüncü damar da idrar kanalı (üreter) böbreklerden aldığı artık ürünleri idrar kesesine taşır.
Böbreklerin İşlevleri
Böbreklerin üç temel işlevi vardır.
1- Kanda bulunan artık kimyasal maddeleri süzerek kanı temizlemektir.
2- Süzme işlemi sırasında kandan ayrılan yararlı maddeleri (glukoz, aminoasitler, inorganik tuzlar gibi) geri emme ile tekrar kana kazandırmaktır.
3- Kanın bileşimi ile doku sıvısındaki su ve tuz miktarını düzenlemektir.
böbrek dıştan içe doğru kabuk (korteks) ve bunun altında yeralan bir öz (medulla) bölgesinden meydana gelmiştir. Böbreğin tam ortasında, idrar kanalına (üretere) bağlanan huni şeklinde bir havuzcuk (pelvis) bulunur. Nefronlardan süzülen artık maddeler bu havuzcuğa boşalırlar.
Böbreğin kabuk bölgesinde üre ve atık ürünlerin süzülmesini sağlayan nefronlar yeralır. Böbreğin işlevini sağlayan temel bölümü nefronlardır. Öz bölgesinde ise nefronların uzantısı olan henle kanalı ve idrar toplama kanalı bulunur.
Böbrekleri saran tabakalar içten dışa doğru capsula fibrosa, capsula adiposa ve fascia renalis’dir.
Böbrek çevresinde bulunan bağ dokusunun kalınlaşmasıyla oluşan tabaka fascia renalis adını alır. Fascia renalis, capsula fibrosa denilen ve böbreği çevreleyen sağlam zara sıkıca tutunmuştur. Fascia renalis arkasında yer alan yağ dokusuna corpus adiposum pararenale denilir. Fibröz kapsül ile böbrek fasyası arasında capsula adiposa (perirenal yağ dokusu) denilen bir yağ tabakası daha vardır.
Böbreğin damarlarını, sinirlerini ve pelvis renalis'i içeren kısmına hilum renale adı verilir. Hilum böbreğin iç kenarında yer alan çukur yeridir. Hilumun böbrek içinde açıldığı boşluğa sinus renalis denir.
Böbrek cortex renalis (kabuk) ve medulla renalis (öz) olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Korteks homojen görünümde olup, kırmızımsı-kahverenklidir ve idrar yapan oluşumları içerir. Medulla ise soluk ve daha koyudur ve toplayıcı kanallardan oluşur. Medulladan sinus renalise (böbrek sinirleri) doğru uzanan konik şekilli yapılara böbrek piramitleri denir. Sayıları her böbrekte 12-14 kadardır.
Böbrekler, dıştan içe doğru dış korteks, santral medulla ve internal kaliksler ve pelvisten meydana gelirler.
Böbreğin fonksiyonel birimi nefron adını alır. Böbrekte idrarın yapıldığı morfolojik üniteyi oluşturan nefron, kanın süzüldüğü glomerül ve devamı olan tüplerden oluşur. Bir böbrekteki nefron sayısı 1-3 milyon arasındadır. Nefronlar ortak açılma kanalları ile böbrek papillaları üzerindeki deliklere açılırlar. Böylece oluşan idrar ilk olarak kalikslerde ve dolayısı ile pelviste biriktirilmiş olur. Nefronlarda gerçekleşen süzme (filtrasyon), salgılama (ekskresyon) ve geri emilme (rezobsiyon) aşamalarından sonra idrar şeklinde atılan miktar 1.5 lt kadardır.
Bir nefron şu kısımlardan oluşur:
1- Renal korpüskül (Bowman kapsülü + Glomerulus)
2- Proksimal tübül (düz kısım + kıvrak kısım)
3- Henle kulpu (inen kol + yükselen kol)
4- Distal tübül kıvrık tübül
5- Toplayıcı kanal
Glomerulus
Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtredir. Nefronun asıl görevi kanın böbreklerden geçişi esnasında içindeki istenmeyen maddeleri temizlemektir.
Atar damarlar yoluyla nefrona gelen kanın içindeki atık maddeler burada filtre edilerek süzülür. Glomerul, kılcal damarlardan oluşmuş yumak şeklindeki bir yapıdır. Buradaki kılcal damarlar vücudu saran diğer kılcal damarlardan farklı olarak üç katmanla sarılmıştır.
Böbreğe gelen kanın içinde glikoz, bikarbonat, sodyum, klor, üre ve keratin gibi birçok madde vardır. Böbrek, bu maddelerin bazılarının tamamını, bazılarının ise bir bölümünü vücuttan atarken, bazılarını da tamamen kana gönderir. Temizlenmesi gereken maddeler özellikle üre, ürik asit, kreatinin gibi metabolizmanın son ürünleridir. Ayrıca sodyum, potasyum, klor gibi iyonların gerektiğinden fazlası uzaklaştırılır.
Glomerüllerin bu seçiciliği sıvının içindeki moleküllerin elektrik yüklerine ve büyüklüklerine bağlı olarak belirlenir. Glomerüller, sıvının içinde karışık olarak bulunan sodyum ile glikozun molekül ağırlığını hesaplama ve proteinlerin negatif elektrik yüklü olduklarını tespit edebilme yeteneğine sahiptir. Böylece vücut için hayati öneme sahip olan proteinlerin vücuttan atılmayıp, tekrar geri alınması sağlanmış olur.
Proksimal Kıvrımlı Tübül: Bowman kapsülüne yakın olan kısımdır. Glomerulusta kandan filtre edilen sıvıdan su, üre, elektrolitler, glukoz ve bazı aminoasitlerin geri emildikleri yerdir.
Henle kulpu: Proksimal tübülden sonra gelen kısımdır. İnen ve çıkan henle kulpu olarak adlandırılan iki kısımda incelenir.
İnen henle kulpunda su, sodyum, klor ve ürenin geri emilimi devam eder. Çıkan henle kulpunda ise sodyum, klor ve bikarbonatın geri emilimi devam eder.
Distal kıvrımlı tübül: Tübüler yapının son bölümüdür. Çok fazla sayıda mitokondri içerir. Bu mitokondriler buradan gerçekleşen aktif taşıma için gerekli enerjiyi sağlarlar.
Toplayıcı kanallar: Distal kıvrımlı tübülden geçen filtrat toplayıcı kanallara akar. Filtrat artık bundan sonra idrar adını alır.
Nefronlar
Böbreğin işlevini sağlayan ana bölümü böbreğin Boşaltım birimi olan nefronlardır. Her nefron bağımsız Süzme unitesine sahiptir. Nefron: Malpigi cisimciği(glomerulus + bowman kapsulü) + henle kanalı (U kanalı) + boşaltım kanalı (kıvrımlı boru) dan oluşmuştur. Her bir nefron kendi kılcal kan damarlarına,sahiptir. Buna ek olarak her nefron kendi idrar toplama kanalına sahiptir. Malpigi cisimciğinin bir bölümünü oluşturan glomerulus kılcal kandamarı yumağıdır. Diğer bölümünü oluşturan bowman kapsulü ise boşaltım kanalının yarımay şeklindeki kapalı ucudur. Boşaltım kanalı, böbreğin öz (medulla) bölgesine inerek henle kanalını (U borusu) meydana getirir. Tekrar kabuk bölgesinde çok kıvrımlı bir hal alır ve sonra idrar toplama kanalına bağlanır. Nefronların en önemli kısımları böbreğin kabuk bölgesinde yeralır.








Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #8 : Temmuz 28, 2009, 05:07:59 ÖS »

Dolaşım Sistemi



Besin ve oksijenin hücreler götürülmesi ve hücrede oluşan atıkların (karbondioksit ve zararlı madde) hücrelerden dışarı atılması dolaşım sistemi ile sağlanır.
Tüm canlı organizmaların yaşayabilmesi için beslenme-boşaltım, solunum yapması gereklidir. Gelişmiş yapılı, büyük vücutlu canlılarda besinlerin ve temiz havanın vücuda yayılmasını, hücrelerde oluşan artıkların boşaltım organlarına ulaştırılmasını sağlayan yapılara dolaşım sistemi denir.
Dolaşım sistemi çiçekli bitkiler, eklem bacaklılar, yumuşakçalar, derisi dikenliler ve omurgalı canlılarda bulunur. Genel olarak tüm sistemlerle ilişkili olan dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kan dokusundan oluşur.
İnsanlarda dolaşım sistemi;
* Sindirilmiş besinleri, su ve mineralleri hücrelere taşıma,
* Akciğerden alınan oksijeni hücrelere taşıma
* İç salgı bezlerinin ürettiği hormonları hedef organlara iletme
* Karaciğerin ürettiği ısıyı tüm vücuda yayma,
* Hücrelerin ürettiği artık maddeleri böbreğe ve deriye taşıma,
* Solunum sonucu oluşan karbondioksiti akciğerlere taşıma,
* Bağışıklık elemanı olan akyuvar ve antikorları vücuda yayma görevlerini yaparlar.
İnsanda dolaşım sistemi KAN , KALP , KAN DAMARLARI ve LENF SİSTEMİNDEN oluşur.
Dolaşım Sisteminin Yapısı



Kapalı kan dolaşımına sahip olan insanda kalp, atar, toplar, kılcal damarlar ve kan sıvısı dolaşım sistemini oluşturur. Dolaşım sisteminin çalışması istemsiz olup, kalp ve kaslı damarların çalışma düzenini omurilik soğanı ayarlar.
Kalp



Göğüs kafesi içerisinde ve 2 akciğer arasındaki boşlukta bulunur. Etrafını çeviren kemik kafes kalbi, çalışması esnasında korur. Yaklaşık yumruk büyüklüğünde olan bir kalp bir pompa gibi çalışarak kan sıvısının damarlar içerisinde hareketini sağlar.
Kalbin YapısıKalbin üzerinde kalın, esnek ve dayanıklı bir zar (Perikard) bulunur. Bu zar ile kalp arasında kaygan bir sıvı vardır. Bu sıvı kalbin daha rahat çalışmasını sağlar. Kalbin duvarları çizgili (kırmızılı) kaslardan yapılmıştır. Kalp kası ritmik ve hızlı kasılır. Kalbin çalışması esnasında üst bölgesi olan kulakçıklar emici, alt bölgesi olan karıncıklar pompalayıcı bir kuvvet oluşturur.
İnsanlarda kalp iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört gözlüdür. Kalbin sol bölümünde temiz kan, sağ bölümünde ise kirli kan bulunur.
Kalp kaslarının beslenmesini koroner damarlar sağlar. Dört odacıklı olan kalbin üstteki 2 odacığına kulakçık denir. Kulakçıklar toplardamarlarla bağlantılıdır. Alttaki iki odacığına da karıncık denir. Karıncıklar atardamarlar ile bağlantılıdır. Kalpte kulakçıklar ile karıncıklar arasında tek yönlü açılan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar karıncıkların kasılması sırasında kanın geriye dönmesini önler.
Kalbin Çalışması
Kasılıp – gevşeyerek çalışır. Kasılma sırasında ilk önce kulakçıklar kasılıp kanı karıncıklara pompalar, daha sonra ise karıncıklar kasılarak kanı kalpten vücuda pompalar.
* Kulakçıkların kasılması esnasında;
Sağ kulakçık, vücut toplardamarından kirli kanı emer. Sol kulakçık, akciğer toplardamarından temiz kanı emer.
* Karıncıkların kasılması esnasında;
Sağ karıncık akciğer atardamarına kirli kanı pompalar. Sol karıncık aort atardamarına temiz kanı pompalar.
Not : Kulakçıklar kasılırken, karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer. Odacıklar kasılırken kan pompalanır ve gevşerken kan dolar.
Kalbin, atışı esnasında damarlarda oluşturduğu sarsıntıya nabız, atardamarlarda akan kanın oluşturduğu basınca tansiyon denir.
Damarlar
Kanın dolaştığı kanallardır. Yapı ve görevine göre 3 çeşit kan damarı bulunur.
AtarDamarlar
Kanı kalpten vücuda götüren damarlardır. Temiz kan taşır. (Akciğer atardamarı hariç) Temiz kanı kalpten vücuda taşıyan damar aort atardamarıdır. Çeperleri kalın ve esnektir. Tansiyonun en fazla olduğu damardır.
Toplar Damarlar
Kanı vücuttan kalbe getiren damardır. Çeperleri atar damarlardan daha incedir. Vücutta, kalp seviyesinin altında kalan toplardamarlarda kanın geri akışını engelleyen kapakçıklar bulunur. Kirli kan taşırlar. (Akciğer toplardamarı hariç)
Not : Karaciğer kapı toplardamarı, bağırsaktan emilen besinleri karaciğere getirir.
Not : Atardamarlarla toplardamarların yapısında damarın çeşidine göre ince yada kalın bir kas tabakası bulunur. Damar kasları, kanın hareketini ve kan basıncını ayarlar.
Kılcal Damarlar
Tek sıralı epitel hücrelerinden oluşmuş olup ince yapılıdır. Atardamarlar ile toplardamarlar arasında bağlantıyı sağlar. Bir atardamarla bir toplardamar arasında yüzlerce kılcal damar bulunabilir. Kılcal damarlar kan sıvısı ile doku hücreleri arasındaki temas yüzeyini artırır. Kan ile hücreler arasındaki madde alışverişini sağlar. Kılcal damarlardan;
- Oksijen ve besin hücrelere geçer.
- Karbondioksit ve atık maddeler de hücrelerden kılcal damarlara geçer.
Kan
Vücudun sıvı olan tek dokusudur. İçeriğinin %90 kadarı su olduğu için akıcıdır. Damarlar içerisindeki madde taşınmasında rol oynar. Kan dokusu 2 kısımdan oluşur.
Kan sıvısında özel görevi olan üç çeşit hücre vardır.
· Alyuvarlar (Eritrositler) : Kırmızı kemik iliğinde üretilirler. Yaşlanmış alyuvarlar karaciğerde parçalanır. Çekirdekleri yoktur. Oksijen ve karbondioksit taşınmasında görevlidir. Yapısında oksijen taşıyan ve kana kırmızı rengini veren hemoglobin (Fe içerir) bulundurur. Kan gruplarının oluşmasını sağlayan özel proteinleri (Antijen) taşır.
· Akyuvarlar (Lökositler) : Sarı kemik iliği, dalak ve lenf bezlerine üretilirler. Vücudu mikroplara karşı korurlar ve antikor üretirler. Hastalık anında sayıları artar. Hareket ederek damar dışına çıkabilirler ve yıpranmış, ölü hücreleri yiyerek temizlerler. Çekirdekleri vardır.
· Kan Pulcukları (Trombosit) : Kanın damar dışına çıkması halinde pıhtılaşmasını sağlarlar. (Fibrinojen proteini ile) Karaciğer tarafından üretilen Heparin maddesi ise kanın damar içinde pıhtılaşmasını engeller. Renksiz olup çekirdek taşımazlar. Çalışması için K vitaminleri gereklidir.
Kan Sıvısı (Plazma)
Bol miktarda su, organik (glikoz, aminoasit, protein) ve inorganik maddeler ve minerallerden meydana gelmiştir.
Kan proteinleri, hormonlar, antikorlar ve üre kan sıvısında bulunur. Görevi hücrelere besin taşımak ve artıkları dokulardan uzaklaştırmaktır.
Not: CO2 miktarı fazla olan kana kirli kan, O2 miktarı fazla olan kana temiz kan denir.
Kan sıvısındaki hücreler ve proteinlerin elenmesiyle elde edilen sarı renkli sıvı kısma serum denir. Serum içerisinde besinler ve antikorlar bulunur.
Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #9 : Temmuz 28, 2009, 05:16:18 ÖS »

Endokrin Sistemi
Büyük iç salgı bezleri. (Erkek sol, kadın sağ tarafta.)
1. Epifiz
2. Hipofiz
3. Tiroid
4. Timus
5. Böbreküstü bezler
6. Pankreas
7. Yumurtalıklar
8. Testis
Endokrin sistem, vücudun kontrol ve düzenleme görevini sinir sistemi ile birlikte yürüten sistemdir.
Endokrin sistem sinir sistemi birlikte çalışarak organizmanın bütünlüğünü sağlar. Endokrin sistemin başlıca üç işlevi vardır.
• Büyüme, gelişme ve üremeyle ilgili olayların başlıca düzenleyicisidir.
• Metabolik aktivite ve vücut sıvılarındaki kimyasalların yoğunluğunu ayarlayarak homeostazın korunmasını sağlar.
• Sinir sistemi ile birlikte strese karşı dayanıklılığı arttırır.
Endokrin sistem endokrin bezlerden oluşur. Bu bezler hormon denen salgıyı salgılar.
Ürettikleri salgıları kana veren bezlere iç salgı bezi bu salgılara da hormon denir. Ürettikleri salgıları kanala veren bezlere ise dış salgı bezi denir. Bu salgılara da enzim denir.
İç salgı bezleri sistemi ( endokrin sistem ) birbirleriyle iletişim halindeki farklı bezlerden meydana gelir. İç salgı bezleri insan vücudunu kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem sinir sistemiyle birlikte vücudun çalışmasını düzenler. Vücudun olağan ve olağan dışı olaylara tepkisini ayarlar. İç salgı bezleri bu işlevini salgıladıkları hormonlar vasıtasıyla sağlar. Değişik bezlerden salgılanan çeşitli hormonlar kan yoluyla ilgili organlara ulaşırlar ve bu organlara çeşitli emirler taşırlar.
Hormon
Canlıların vücudunda bulunan bezler tarafından üretilip, kan ile taşınan maddelerdir. Her hormonun etki edeceği hücre, doku veya organ farklıdır.
Az miktarda üretilip, protein ve yağ yapısındadırlar. Vücutta hormon üreten bezler; hipofiz, tiroid, paratiroid, adrenal, pankreas ve eşey bezleridir.
Hormonlar etki yerlerine göre 3 tiptir:
Genel etkili hormonlar: Kan yoluyla ulaştıkları, vücudun br çok yerinde etkili olan hormonlardır, örneğin büyüme hormonu
Hedef yapılara etkili hormonlar: Sadece belli doku ve organlara etkili olan hormonlardır.
Lokal etkili hormonlar: Sadece salgılandıkları alanda etkili olan hormonlardır.
Hormon Üreten Bezler
İki kısma ayrılır. Ön lobuna adenohipofiz, arka lobuna ise nörohipofiz adı verilir. Adenohipofiz, hipofizin gerçek endokrin bölümüdür. Hipotalamusta üretilen hormonlar taşıyıcı damarlar vasıtası ile adenohipofize gelir ve hipofiz hormonlarının salınmasını ya da baskılanmasını sağlar.
Nörohipofiz ile ile hipotalamus arasında sinir bağlantıları vardır.
Hipofiz bezinde üretilen hormonlar ve görevleri
Büyüme hormonu (growt hormon, GH) : Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Özellikle kemik ve kas dokusunun gelişmesinde etkilidir. Metabolizmayı doğrudan etkiler. Büyüme döneminde fazla salgılanması devliğe az salgılanması cüceliğe sebep olur.
Tiroid stimüle edici hormon (TSH): Tiroid bezini uyararak tiroid hormonlarının sentezlenmesi ve salgılanmasını sağlar.
Prolaktin: Dişilerde gebelik döneminde memedeki süt bezlerinin çalışarak süt üretmesini ve enjeksiyonunu sağlayan hormonu salgılar.
Folikül stimüle edici hormon (FSH) : Folikül stimüle edici hormon kadınlarda her bir menstrual siklus sırasında ovaryumda folikül hücrelerinin büyümesini ve östrojen salgılanmasını, erkeklerde ise sperm üretimini sağlar.
Melanosit stimüle edici hormon (MSH) : Deriye renk verici maddeleri uyaran hormondur.
Lüteinleştirici horman (LH) : Kadınlarda ovulasyonu (yumurtlamayı), progesteron ve östrojen salgılanmasını, erkeklerde ise testesteron salgılanmasını sağlar.
Tiroid bezi
Tiroid bezi, boynun ön kısmına yerleşmiş olan, salgıladığı hormonlarla vücut metabolizmamızı düzenleyen ve yaklaşık 25-40 g kadar olan bir bezdir. Tam olarak yutak ve gırtlak arasında yer alır.
Gırtlağın ön tarafında bulunan tiroid bezi salgıladığı hormonlarla, vücuttaki tüm organların işleyişini ve metabolizmasını etkiler. İki çeşit hormon üretir.
Tiroksin : Vücut metabolizmasını hızlandırır. Tiroksin hormonu iyot varlığında sentezlenir. Alınan yiyeceklerde iyot eksikse tiroksin salgılanamaz ve tiroit bezi büyür. Buna guatr denir. Tiroksin hormonu az salındığında hücreler arası sıvıda sodyum ve suyun, kanda ise kolesterolün yükselmesine yol açar.
Kalsitonin : Kandaki kalsiyum ve fosfatın kemiklere geçmesini sağlar. Kanın kalsiyum ve fosfor konsantrasyonunun ayarlanmasında düşürücü etkiye sahiptir.
Paratiroid bezi : Tiroid bezinin arkasında yer alan dört küçük bezdir. Salgıladığı parathormon, kemikten kalsiyum serbestleşmesini, kemikte kalsiyum depolanmasını sağlayan osteoblastları inhibasyonunu, kalsiyumun böbrekten atılmasını azaltıp fosfor atılımını arttırmak gibi fonksiyonları yerine getirir.
Böbrek üstü bezleri (adrenal bezler)
İki böbreğin üst kısmına yerleşmiş bir çift bezdir. Dışta yer alan kabuk (korteks) ve içte yer alan öz (medulla) olmak üzere iki kısımdan oluşur.
Kabuk (korteks) kısmından salınan hormonlar: Adrenal korteks hormonlar steroid yapıdadırlar. Su ve iyon dengesini sağlayan hormonlardır, En önemlisi aldosterondur. Aldosteron böbreklerde iyonların (sodyum ve klor) emilimini arttırır.
Öz Bölgesinden (medulla) Salınan Hormonlar: Adrenalin ve noradrenalin hormonlarını üretir. Bu hormonlar, kavga veya kaçış durumları için gereken ani bedensel tepkileri oluşturur ve desteklerler. Adrenalin korku, heyecan, öfke anında salınır. Kan basıncını yükseltir, kalp atışlarını hızlandırır, damarları daraltır, göz bebeklerini büyütür, kılları dikleştirir.
Pankreas Bezi
Pankreas bezi karma bir bezdir. Ürettiği enzimleri özel bir kanalla on iki parmak bağırsağına gönderir.
Pankreas bezi salgıladığı iki çeşit hormon ile kandaki şeker dengesini ayarlar.
İnsülin, kanda şeker miktarı arttığı zaman salınır. Kandaki şekerin {glikozun} fazlasının karaciğerde glikojen şeklinde depolanmasını sağlar. İnsülin yeterli salgılanmazsa kandaki şeker oranı yükselir.bu da şeker hastalığına sebep olur. Şeker hastalığı olan kişilerin idrarında glikoza rastlanır.
Glukagon ise kandaki glikoz miktarı azaldığı zaman salınır. Karaciğerde depolanmış glikojende'" gereken miktarını glikoza dönüştürerek kana geçmesini sağlar.
Böbrekler
Böbrekler iki değişik yapıda hormon salgılarlar.
Kalsitriol : Steroid yapıda olan bir hormondur. Vücutta kalsiyum iyonunu destekler. D vitaminin aktif şeklidir.
Eritropoietin : Kırmızı kemik iliğinden eritrosit yapımını uyarır. Böbreklerdeki düşük oksijen oranına cevap olarak salınır. Böylelikle artan eritrosit yapımı sonucunda oksijen taşıma kapasitesi de artar.
Eşey Bezleri
Üreme sistemi hormonlarını kadınlarda ovaryum ( yumurtalık), erkeklerde ise testisler üretirler. Eşey bezleri ergenlik çağına girildikten sonra hipofiz bezinin etkisiyle faaliyet gösterir.
Testislerde erkeklik hormonları olan androjenler üretilir. Bunlardan testosteron hormonu fonksiyonel sperm yapımını ve olgunlaşmasını ikincil cinsiyet özelliklerinin (sakal ve bıyık çıkması,kılların büyümesi,sesin kalınlaşması,kemiklerin gelişmesi erkek tipi kaslı bir vücut yapısının oluşması) ortaya çıkmasını sağlar.
Yumurtalık dişilerde bulunan bir çift bezdir. Ergenlik dönemine ulaşıldığında bu bezden östrojen ve progesteron hormonları salgılanır . Östrojen dişilikle ilgili ikincil cinsiyet özelliklerini (dişilere özgü ince ses gelişimi,üreme organlarını gelişimi,dişiye ait vücut yapısının oluşması) sağlar.
Progesteron hormonu ise gebeliğe hazırlanmada önemli rol oynar. Embriyonun gelişmesi için rahmi hazırlar, embriyonun uterin tüpü boynuna iletilmesini sağlar ve meme bezlerinin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir.

Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #10 : Temmuz 28, 2009, 05:30:38 ÖS »

Kas Sistemi



Toplam vücut ağırlığının yaklaşık yarısını kas dokusu oluşturur.
İskeletin üzerini sararak vücudumuza esas şeklini veren ve eklemlerle birlikte hareketi sağlayan yapılara kas denir. Kaslar, kasılıp gevşeyebilen liflerden oluşan yapılardır.
İnsanlarda yaptıkları işe göre büyüklüğü ve şekli değişen 600’den fazla kas vardır.
Kas dokusu uyaranlara tepki verebilme, uyaranları iletebilme, kasılabilme, uzayabilme ve esneyebilme gibi yeteneklere sahiptirler.
3 ana tip kas vardır.; iskelet kasları, düz kaslar ve kalp kası.
Düz Kaslar
İsteğimiz dışında, kendiliğinden çalışırlar. Çalışmaları otonomik sinir sistemine bağlıdır. Vücutta en çok sindirim, dolaşım, solunum ve ürogenital sistemler gibi içi boşluklu sistemlerde bulunur. İskelete bağlı değildir. Düz kaslar barsak duvarı, damar duvarı, rahim kasları gibi iç organlarda bulunan kaslar düz kaslardır. Uzun süre yorulmadan kasılmalarını sürdürebilirler.
Sindirim kanalları, kan damarları ve çeşitli iç organların yapılarında bulunurlar. Kasılma süreleri uzundur, kasılmış durumlarını az enerjiyle ve uzun süre muhâfaza ederler. Düz kas hücresinin tek, oval ve soluk renkte, merkeze, yerleşmiş bir çekirdeği vardır. Bu kasın telcik (fibriler) yapısı düz ve eşit dağılmış olup, ışık kırma durumu bütün kısımlarında aynıdır. Bu yüzden, düz kas denmiştir.
Safrakesesi kanalında, barsakta ve böbrek ile mesâne (idrar kesesi) arasındaki kanalda bulunan kaslarda, kendi kendilerine, kasılmak için lâzım olan sinirsel uyartıyı (impuls) çıkarma kâbiliyeti vardır. Bütün diğer düz kaslar sinirlerini otonom sinir sisteminden alırlar ve istek dışı çalışırlar.
İki çeşit düz kas bulunur: 1) Çok birimli düz kas: Her bir kas lifi için bir sinir lifi vardır. 2) Organların düz kası: Lifleri sık olduğundan her bir kas lifi için bir sinir lifi yoktur.
Kalp Kası
Sadece kalpte bulunur. Miyofibrillerin dizilişi yönünden iskelet kasına, istemsiz kasılması açısından düz kasa benzer. Kalp kası hücrelerinde bol miktarda bulunan mitokondri, kasın devamlı çalışmasını sağlar. Kalp kas lifi dallanmış ve birbiri içine geçmiş şekildedir.
Kasın çalışması kontrolü sinir sistemiyle olmaktadır. Sinirlerdeki bozulma, kasta felce yol açar. Kas dokusu, vücudun hareketini sağladığı için diğer dokulara oranla daha fazla oksijene ve enerjiye ihtiyaç duyar.
Kalp kası iskelet kasındakinin hemen hemen aynı özellikte aktin ve myozin fibrillerine sahiptir. Ancak kalp kası hücre­leri birbirleri ile özel diskler aracılığı ile bağlantı içerisindedir. Bu hücreler arası iletimin çok hızlanmasına neden olan bir farklılaşmadır. Kalp kası hücreleri kalbin çalışma fizyolojisine uygun olarak tek bir kas kütlesi olarak hareket edebilecek bir yapı kazanmışlardır.
Kalpteki bu yapı ile kalp "hep veya hiç kanunu"na göre çalışır. Gelen uyarı ne olursa ol­sun kalp aynı tempoda kasılır ve gevşer. Kalp kası bir kez uyan alıp kasılmaya geçtikten son­ra arada gelen uyarıları almaz. Buna uyarıya dirençli dönem denir. Bu kalbin çalışması için çok gerekli bir özelliktir.
Bir kalp kasılmasının sonundan diğer kalp kasılmasının sonuna kadar geçen döneme kalp döngüsü denir. Kalbin kasılmasına sistol gevşemesine ise diastol adını alır. Kalp kasının kasılma evreleri sırasında meydana gelen elektriksel özelliklere dayanılarak EKG denilen araçla elektrokardiyogram denilen kasılma eğrileri yazdırılır ve kalbin çalışmasında herhangi bir anormallik bulunup bulunmadığı bu grafilerden belirlenebilir.
Normal bir kalp kendisine gelen kanın tamamını pompalayacak uyum gücüne sahiptir. Kalp kasılma gücünü ve hızını ayarlayarak bunu sağlamaya çalışır. Bundaki yetersizlikler önemli kalp ve dolaşım sistemi bozukluklarına neden olur.
İskelet Kasları
İskelet etrafında bulunan, hareketi sağlayan ve istemli olarak hareket ettirdiğimiz kaslardır. Bu kaslar, tüm kas boyunca uzayan çok sayıda liften oluşmuştur. Bu lifler de miyofibrillerden meydana gelir. Her miyofibrilde ise yanyana uzayan aktin ve miyozin filamentleri bulunur. Bu filamentler, dizilişlerinden dolayı bir koyu bir açık bölge oluşturarak miyofibrilin enine çizgili görünmesini sağlarlar.
Yüz ve mimik kasları, gövdede bulunan kol kasları, kaburgalar arası kaslar, kol ve bacak kasları isteğimize bağlı olarak hareket ettirebildiğimiz kaslardır.
Vücut ağırlığının % 40’ını teşkil eder. Kas lifi, 10-100 mikron çaplı, 1 mm ile 2-3 cm arası uzunluktadır. Refleks olaylarına katılır. Kasılırken yan ürün olarak ısı verirler. Bu ısı da ayrıca vücutta kullanılır. Hızlı, kısa süreli ve çoğunlukla isteğimiz dâhilinde çalışırlar. Kas liflerinde kenarlara dizilmiş çok miktarda çekirdek bulunur. Her kas lifi kendine âit bir sinir lifine sâhiptir. Kas lifleri (telleri) yüzleri miyofibrilden (telcikten) meydana gelir.
Bu telcikler de aktin ve miyozin parçacıklarından (flamanlarından) meydana gelmiştir. Bunlar protein yapısındadırlar. Her kas telciğinde 2500 miyozin 5000 aktin vardır. Bunların düzenli dizilmeleriyle enine çizgili görünüm arz ederler.
Miyozin parçacığında küçük çıkıntılar vardır. Bunlara çapraz köprüler denir. Bunlar sâyesinde aktin, miyozin tarafından miyozinin merkezine doğru çekilir. Böylelikle kas kasılmış, boyu kısalmış olur.
İSKELET KASININ YAPISI
İskelet kası, lif adı verilen, boyu 1 mm ile 30 cm, eni ise 10-100 mikron arasında değişen binlerce kas hücresinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur.
Kas hücresi SARKOLEMMA adı verilen hücre zarı ile örtülüdür. Her kas lifinin üzeri ENDOMİSYUM denen konnektif doku ile sarılmıştır. Yaklaşık 150 lif bir araya gelerek lif demetlerini (fasiculus) oluştururlar. Bu demetlerin üzerini saran konnektif doku ise PERMISYUM adını alır. Nihayet lif demetlerinin bir araya gelmesiyle de iskelet kası oluşur ve kasın üzerini de EPİMİSYUM adı verilen bir konnektif doku sararken tüm vücut FACİA adı verilen bir konnektif doku çevreler.

Kas liflerinde endomisyumun hemen altında sarkolemma adı verilen hücre zarı bulunur Bu zar sarkoplazma adı verilen hücre plazmasını çevreler. Her lif sarkoplazma içerisinde asılı halde duran yüzlerce MYOFİBRİL’den (lifcik) oluşmuştur. Myofibriller, protein yapısındaki ince ve kalın myofilamentlerden oluşmuşlardır. Bunlardan ince olan ağırlıklı olarak AKTİN olmak üzere TROPONİN ve TROPMYOZİN moleküllerinden, kalın olan ise MYOZİN moleküllerinden oluşmuştur. Bu nedenle ince ve kalın flamentler sırasıyla aktin ve myozin flamentleri olarak da tanımlanırlar. Myozin flamentleri orta bölgeleri dışında, çapraz köprüler içerirler. Çapraz köprülerin başlarında myozin ATP’az enzimi yer alır. Bu enzim ATP’yi parçalayarak ADP+P+ENERJİ oluştururlar.

İskelet kaslarına çizgili görünümü veren aktin ve miyozin filamentlerinin dizilişidir. Sarkomer üzerinde, yalnızca aktin filamentlerin bulunduğu bölge I bandı adını alır ve ışık mikroskobunda açık renk görüntü verir.

Öte yandan aktin ve miyozin flamentlerinin birlikte yer aldığı kısımlar daha koyu renk görülürler. Bu bölgeler A BANDI olarak isimlendirilirler. A bandının ortasında aktinin ulaşamadığı ve yalnızca miyozinden oluşan bir alan vardır. H BÖLGESİ olarak adlandırılan bu bölge I bandından daha koyu, A bandından ise daha açık renkte görülecektir. I bandı ortasında dikey olarak uzanan Z ÇİZGİSİ bulunur. Böylece, dinlenim durumundaki, iki Z çizgisi arasında H bölgesini saymazsak sırasıyla I-A-I bantları yer almış olur. Z çizgileri bir bir myofibrilden diğerine doğru uzanarak kas lifinin içindeki myofibrilleri birbirine bağlarlar. İki Z çizgisi arasında kalan bu bölgeye SARKOMER adı verilir. Sarkomer kas kasılmasında kısalma ve uzamanın gerçekleştiği bölümdür.
Kasların Fonksiyonları
*Kaslar, çeşitli organların veya vücudun tamamının hareketini sağlar. Duruş ve hareketten sorumlu olan iskeletin üzerindeki kaslar, kemiklere bağlıdır ve eklemlerin etrafında toplanan kaslar birbirlerine zıt yönlerde hareket ederler.
*Vücutta madde taşınmasını sağlarlar.
*Kalp kası, kan basıncını ayarlar ve kanı tüm vücuda pompalar.
*Düz kaslar, sindirim, boşaltım ve üreme sistemlerinin hareketini sağlar.
*İskelet kası lenf akımına yardımcı olur.
*Kemiklerin etrafında bulunan iskelet kasları hareketle beraber, vücut şeklinin oluşmasını sağlarlar.
*Kaslar ısı üretiminde görev alırlar. İskelet kası bir iş yaptığı zaman aynı zamanda ısı üretir. Vücut ısısının yaklaşık %85’i kas kontraksiyonundan meydana gelir.
Kasların KasılmasıKasların kasılmasında kalsiyum ve magnezyumun rolü vardır. Kasın kasılması, miyozin moleküllerinin başından oluşan çapraz köprülerin aktin miyofilamentini çekmesi ile ortaya çıkar. Kasılan kasın boyu kısalır ve böylece bağlı bulunduğu kemiği çekerek iş yapmış olur.
Kas kasılması için gerekli enerji kaynağı ATP’dir. Enerjinin çoğu çapraz köprülerin aktin filamentlerini çekmesinde kullanılır.
Kasılmada esas enerji kaynağı besinlerle alınan karbonhidrat, yağ ve proteinlerin oksidatif yıkımından elde edilen ATP’dir.
ATP’yi yeniden oluşturabilmek için gerekli enerji kaynağı, kasta depolanmış olan glikojenden gelir.
Kasılma tipleri
İzometrik kasılma : Bu kasılma tipinde kasın boyunda önemli bir değişiklik olmaz.
İzotenik kasılma : Belirli bir yüke karşı yapılan ve kas boyunda kısalmanın görüldüğü kasılma tipidir.
Tetanik kasılma : Uyarıların hızlı bir şekilde tekrar edilmesi sonucunda kasın gevşemeden sürekli kasılması durumudur. Spazm ve kramp iskelet kasında görülen tetanik kasılmaya örnektir.
Kasların Yapısı ve Görevleri
Kaslar kas teli denilen çok sayıda ince kas lifinden oluşur. Kas liflerinin membranına sarkolemma, sitoplazmasına ise sarkoplazma denir. Kas hücrelerinde enerji ihtiyacı fazla olduğu için sitoplazmada kasılmayı sağlayan çok sayıda mitokondri bulunur.
Kasların yapısında aktin ve miyozin denen miyofilamentler bulunur.
Kaslar kas teli denilen çok sayıda ince kas lifinden oluşur. Kas liflerinin membranına sarkolemma, sitoplazmasına ise sarkoplazma denir. Kas hücrelerinde enerji ihtiyacı fazla olduğu için sitoplazmada kasılmayı sağlayan çok sayıda mitokondri bulunur.
Kasların yapısında aktin ve miyozin denen miyofilamentler bulunur.
Miyozin filamenti yaklaşık 200 miyozin molekülünden oluşmuştur. Miyozin başı kas kasılmaları sırasında önemli görevlere sahiptir. Miyozin başı ATPaz işlevine sahiptir.
Aktin ise proteinlerden oluşmuştur.
Kaslar kemiklere kirişlerle bağlanmıştır. Kiriş; kırmızı kasların ucunda bulunan beyaz renkli, sağlam ve kası kemiğe bağlayan kısımdır.
a) Kasların görevleri :
Vücudun şeklini belirler
Kemiklerin hareket etmesini sağlar.
b) Kasların yapısı :
Lifli bir yapıya sahiptirler
İstemli ya da istemsiz çalışırlar.
Kasılıp gevşeyebilirler.
Kasılırken boyları kısalır.
Harekette İskelet ve Kas İlişkisi :
Kaslar kemiklere bağlıdır.
Kasların kasılıp gevşemesiyle kemikler eklem yerlerinden hareket edebilirler.
bir cismi elle kadırdığımızda kol kaslarının incelenesi buna en güzel örnektir.
Vücut Kasları
Bacak ve ayak kasları
Diz eklemini büken, ayak ekleminin içe ve dışa döndüren, ayak ve parmakların hareketlerini sağlayan kaslardır.

Alt ekstremiteler bütünü içinde önemli eklemlerden birisi de diz eklemidir (art. genu). Bu eklemde esas olarak fleksion ve ekstension hareketleri yapılabilir. Ancak bu esas hareketlerin yanısıra, diz ekleminde hafif bir fleksion durumu varken, bacak bir miktar dışarıya doğruda döndürülebilir (dışrotasyon). İçe dönme hareketi ise, çapraz bağlardan dolayı oldukça azdır. Diz eklemi fonksiyonlarının muayenesinde bu rotasyon hareketine özellikle bakılır.

Çünkü, ekstension durumunda bulunan bir bacakta, normal olarak böyle bir hareket yapılamaz.

Ayak bileği eklemi (art. talocruralis) ve ayak kemikleri arasında oluşan eklemler üzerinde etkili olan kaslar da uzun veya kısa yapıda oluşmuşlardar. Eldeki duruma benzerler. Özellikle uzun kaslar, birden fazla ekleme etkili olarak, değişik fonksiyonların ortaya çıkmasını sağlarlar. Bu kaslardan bazılarının sonuç kirişleri, ayak kubbesinin desteklenmesinde de önemli rol oynarlar.

Ayak bileği ekleminde, fleksion ve ekstension olmak üzere iki esas hareket elde edilir. Bu eklemin anatomik yapısı ancak bu hareketlerin yapılabilmesini mümkün kılar. Bu hareketler ayak söz konusu olduğunda, dorsal fleksion veya plantar fleksion adı ile belirtilir. Ayak iskeletini oluşturan büyük kemiklerden talus, calcaneus ve Os naviculare arasında diğer önemli bir eklem oluşur (art. talocalcaneonavicularis). Bu eklemin eksenine göre, ayakta pronasyon ve supinasyon hareketleri yapılabilir.

Genel bir tarif ile bacakların ön tarafında lokalize olan kaslar ayağa dorsal fleksion, arka tarafında bulunanlar ise, planter fleksion yaptırırlar. Bacak dışyan tarafında bulunanlar pronasyon hareketinde etkin olurlar. Bu kasların hemen hepsi ayak bileğine doğru yaklaşırken kirişleşirler. Ayak bölümünde, kasların sadece kuvvetli ve oldukça ince kirişleri yer alır. Hareketlerin kolayca yapılabilmesi ve kuvvetlerin nakli ise böylece en üst düzeyde sağlanmış olur.

İnsan ayağında normal olarak görülen ve fonksiyon bakımından fevkalade önemli olan kubbemsi şeklin korunması her durumda şarttır. Yukarılardan, bacak bölümünden başlayarak buraya kadar devam eden bazı kas kirişlerinin, ayak kubbesinin desteklenmesinde önemli rolleri vardır. Bu kiriş yapılar her iki yandan, ayağı sararak sanki bir özengi gibi askıya almışlardır. Bu şekilde ayak kubbesinin aşağıya çökmesi önlenir. Kasların fonksiyon dışı kalma durumlarında pes planus (düztabanlık) ortaya çıkar.

Ayak iskeletini yapan kısa kemikler ile, ayak parmakları arasında yer bulan küçük ve kısa kaslar ise burada değişik görevler yüklenmişlerdir. Bu kasların hem başlangıç ve hem de sonlanma yerleri, ayak iskeletini meydana getiren küçük kemikler üzerindedir. Ayak tabanında bulunan kaslar, ayak sırtı kaslarına göre miktar olarak daha fazladırlar. Sadece burada, bazı boşlukları doldururlar ve hareket bakımından önemli değildirler. Fakat, kemikler arası ilişkileri ile, ayak kubbesinin desteklenmesinde önemli görevleri vardır. Yürüyüş sırasında, ayak parmaklarının bükülmesine yardım ederek, ayağın yere temasını daha çok sağlayan bu kasların, bu fonksiyonları da unutulmamalıdır.
Boyun kasları
Bu bölümün kasları iki grup halinde incelenebilir.
* Boyun ön-yan bölümü kasları
* Boyun arka bölümü kasları
Başın sağa sola döndürülmesini, öne eğilmesini, arkaya bükülmesini, dikliğini ve boyun derisinin gerginliğini sağlayan kaslardır.
Boyun Ön-Yan Bölümü Kasları : Bu bölümün kaslarının bazıları, kafatasının çeşitli yerlerinden başladıkları gibi, bazıları da ağız tabanının yapısına iştirak edip, çiğneme ve yutma fonksiyonunda önemli yer tutarlar. Boyun bölümü kaslarının çoğu, hyoid kemiğin üstünde veya altında bulunuşlarına göre bir ayırım ile ele alınırlar.
Hyoid üstü kaslarından üçü, esas olarak ağız tabanını (diaphragma oris)
oluşturarlar. Çene ve hyoid kemiğin hereketlerinde ve yutma olayında önemli rol oynarlar.
Bu kasların hepsinin başlangıç yerleri, baş ve yüz çevresi kemik oluşumlarıdır. Buradan başlayarak boyun kısmına deplase olmuşlardır.
Boyun ön-yan bölümü kasları, en üstten oldukça ince yapılı, geniş yaygın bir kasla örtülmüşlerdir. Bu kasa platysma adı verilir. Burada önemli diğer bir kas da, m.sternocleidomastoideus adını alır. Platysma'nın hemen altında bulunur ve hatta boyun hareketleri sırasında, göz ile deri üstünden kolayca görülebilir. Çok kuvvetli bir yapıya sahip olup, başın sağa ve sola çevrilmesinde önemli rol oynar. Önde-aşağıda göğüs bölümü kemik yapıların-dan (sternum ve clavicula) başlayıp, arkaya ve yukarıya doğru uzanarak kafatasında processus mastoideus'a tutunarak sonlanır. Kası her taraftan saran kuvvetli bir örtüsü de vardır. Kasın tek yanlı fonksiyon görememe durumlarında, klinikte "Torticollis" adı verilen olay ortaya çıkar. Kafatasının değişik bölgelerinden başlayan bu kaslar, yine değişik bölgelerde sonlanır.
Boyun Arka Bölümü Kasları : Vertebral kolunun önünde yer almışlardır.
Kaburgaların kaldırılmasına hizmet ederler ve aynı zamanda baş ve boynun yana doğru eğilmesinde fonksiyoneldirler.
Yukarıdaki kasların ön-iç kısımlarından yakın bir komşuluk halinde yemek borusu, hava yolları, önemli damar ve sinirler geçerek thorax'e (göğüs boşluğuna) uzanırlar.
Ayrıca yine bu kaslar arasında önemli sinir ağları da (plexus) oluşur ve bu plexuslar dallanmalar yaparlar (plexus servicalis ve plexus brachialis).
....
Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #11 : Temmuz 28, 2009, 05:31:13 ÖS »

Göğüs kasları
Bu bölüm içinde yer alan kaslar aşağıdaki gibi iki kısma ayrılarak incelenir.
* Yüzeyel kaslar
- M. pectoralis major
- M. pectoralis minor
- M. serratus anterior
* Derin kaslar
- Mm. intercostales externi
- Mm. intercostales interni
- Mm. levatores costarum breves et longi
M.pectoralis major, göğüsteki yüzeysel kastır, kolun addüktörü ve içe rotatörüdür. M.pectoralis minör göğsün yukarı kısmında ve derinde bulunan kastır.
Diyafram, göğüs kafesini kapatan, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran ince bir kastır. Nefes alıp vermede önemli bir role sahiptir. Kasıldığında göğüs boşluğunu genişletip büyüterek nefes alınmasını sağlar.
Yüzeyel Kaslar : Yassı ve ince yapılı kaslardır. Geniş alanları kapatırlar.
Genellikle gövde ile üst ekstremiteler arasında uzanırlar.
M. Pectoralis major : Göğüs ön bölümünü geniş olarak kapatan bir kastır. Bunun lifleri göğüs ön bölümünde köprücük kemiği, hançer kemiği (sternum) ve karın kaslarının sağlam kılıfından başlar (M.ractus abdominis'in kılıfı). Yukarıya ve dışarıya doğru uzanırlar. Kol kemiği (humerus) üzerinde ve proksimal uçta bulunan büyük çıkıntılı kısmın altlarına (crista tuberculi majoris) tutunarak sonlanırlar.
Görevi; kolu gövdeye yaklaştırma (adduction) ve kolu içeriye döndürmedir.
İlgili siniri; N. pectoralis medialis, N. pectoralis lateralis
M. pectoralis minor : Küçük bir kas olup, m.pectoralis major'un altında bulunur.
Görevi; clavicula'nın iç ve dış eklemleri üzerine etkilidir. Solunum işinde yardıncı olan bir kastır.
İlgili siniri; N.pectoralis medialis, N.pectoralis lateralis.
M. serratus anterior : Geniş yaygın ve dişsi çıkıntıları ile karakterize olmuş bir kastır.
Göğüs kafesinin yan duvarında yer almıştır. Bunun lifleri, 1.-9. kaburgalardan başlar. Dışa ve yukarıya doğru uzanan kas lifleri, kürek kemiğinin medial kenarına tutunarak sonlanır.
Görevi; scapula'yı öne doğru çeker ve bu kemiğin alt köşesini dışa doğru çevirir. Kolun daha yukarıya doğru kaldırılmasında, scapula'nın hareketi için yardımcı olur.
İlgili siniri; medulla spinalis'in 5.-7. sağmentlerinden ayrılan sinirlerdir. (N. thoracicus longus).
Derin kaslar : Derin kaslar, küçük yapı gösterirler ve birbirleri ile fonksiyonel
bir zincir oluştururlar. Özellikle kaburgaların (costae) hareketleri ile ilgilidirler ve kaburgalar arası boşlukları doldururlar.
Mm. intercostales externi, nefes almada görevlidir.
Mm. intercostales interni, nefes vermede görevlidir.
Mm. levatores costarum breves et longi, göğüs kafesinin hareketleri ile görevlidir.
İlgili siniri; medulla sipinalis'in thoracal segmentlerinden gelen interkostal sinirlerdir.
Karın kasları
Diyaframın solunum için iniş çıkışını, işeme, ıkınma ve doğum olayı ile belin öne ve yana eğilmesi gibi görevleri yerine getiren kaslardır.
Karın boşluğu, göğüs boşluğu gibi değildir. Çünkü, yapısı içerisinde göğüs boşluğunu çevreleyen iskelet elemanlarına benzer oluşumlar bulunmaz. Bu nedenle, iç organların korunması daha zordur. Göğüs boşluğunun duvarlarını oluşturan iskelet elemanlarına karşılık, karın boşluğunun duvarlarını kaslar, kirişler ve aponevrotik örtüler oluşturur. Duvarları oluşturan bu yapıların tonusu ile, iç organlar belirli bir topoğrafik durum kazanır. Karın kaslarının tümünün birlikte kasılmaları ile karın boşluğu küçültülür ve karın organları üzerine yapılan belirli bir basınç; defakasyon, miksiyon ve doğumda önem kazanır. Karın kasları, sırt kasları ile birlikte fonksiyonel bir zincir oluştururlar. Böylece, birlikte ve aynı zamanda çalıştıklarında, pelvis (kalça) ve bacaklar sabit kalmak şartıyla, gövdeyi istenen tarafa çevirebilirler.
Karın kasları (başlangıç ve sonlanma yerlerine göre) aşağıda pelvis iskeletini yapan kemiklerin üst kenarlarından başlayıp, yukarıya doğru uzanırlar ve göğüs kafesinin (thorax) alt kenarlarına tutunarak sonlanırlar.
Karın kasları, birbirlerine göre durumları ve kılıfları ile ayrı bir özellik ihtiva ederler. Kas kılıflarının ve diğer örtülerin bu özel durumları sonucunda, karın ön duvarı oldukça sağlam ve fonksiyonel bir karakter kazanmıştır. Karın kasları erkekte, aşağıda ve orta çizginin her iki yanında, üreme ile ilgili önemli oluşumların karın boşluğundan dışarı çıkarak, scrotumlara kadar uzanmasına imkan veren bir yapılaşma gösterir. Burada oluşumların geçmesine
imkan veren kanallar vardır (canalis inguinalis). Ancak bu kısmın duvar yapısının zayıf olması nedeniyle, burada fıtık olayları meydana gelir (inguinal ve femoral fıtıklar).
Karın bölümü kasları aşağıdaki gibi üç ana gruba ayrılarak incelenebilir.
* Karın ön duvarı kasları
- M.rectus abdominis
- M.pyramidalis
* Karın yan duvarı kasları
- M.obliguus externus abdominis
- M.obliguus internus abdominis
- M.transversus abdominis
* Karın arka tarafı kasları
Karın Ön Duvarı Kasları : Karın ön duvarında bulunan kaslar, birbirlerini
üstten kapatan, yassı ve oldukça geniş yapılar şeklinde oluşmuşlardır. Kas liflerinin uzanışları, birbirlerinden değişik yönlerdedir. Böylece, çok çeşitli hareket imkanı sağlayan kinetik fonksiyonel bir kas zinciri oluştururlar.
M.rectus abdominis : Orta çizgiye göre her iki yanda yer almış iki uzun kastır. Yukarıda kaburgaların kıkırdak kısımlarından başlar. Aşağıya doğru uzanarak pelvisin (ospubis) üst ön kenarına tutunarak sonlanır. Her iki kas kuvvetli birer aponevrotik kılıfa sahiptir.
Görevi; sırt kasları ile antegonist olarak çalışması ve gövdenin öne doğru eğilmesine veya dik durmasına yardımcı olmasıdır. Göğüs kafesini aşağıya doğru çekerek, pelvise doğru yaklaştırır. Karın organları üzerine basınç yapar.
İlgili siniri; medulla sipinalis'in göğüs bölümü segmentlerinden gelen spinal sinirlerdir (Nn.intercostales VII-XII).
M.pyramidalis : Os pubis'in üst-orta-ön kısmından başlar ve yukarıya doğru uzanır.
M.rectus abdominis'ler arasındaki aponevrotik yapıda (linea alba) sonlanırlar.
İlgili sinir; medulla spinalis'in lumbal 1. ve thoracal 12. segmentlerinden gelen sinirlerdir (Nn.intercostales-Ram. ventralis).
Karın Yan Duvarı Kasları : Karın yan duvarında bulunan önemli üç kas
şunlardır.
- M. obliquus externus abdominis
- M.obliquus internus abdominis
- M.transversus abdominis
Bu üç kası oluşturan lifler, aşağıda pelvis iskeletinin üst-yan kenarlarından başlar. Yukarıda yanlarda ise, alt kaburgalardan başlayarak karın ön tarafına doğru uzanırlar. Karın ön duvarında görülen uzun kas (m.rectus abdominis) kılıfına tutunarak burada sonlanırlar. Bir başka deyişle, belirtilen karın yan duvarı kaslarının yassılaşan ve genişleyen sonuç kirişleri, ortak ve yassı bir apenevrotik yapı halinde, karın düz kasını (m.rectus abdominis) her yandan
kuşatan bir kılıf oluştururlar. Böylece karın duvarlarından gelen bu uzantılar, orta hat üzerinde birleşirler. Bu aponevrotik birleşme çizgisi, yukarıdan aşağıya uzanan kuvvetli bir yapı halindedir. Buraya linea alba adı verilir.
Karın yan duvarı kaslarının yassılaşmış olarak aşağıya doğru devam eden sonuç kirişleri arasında önemli bir kanal oluşur. Bu kanala canalis inguinalis adı verilir ve bu kanaldan erkeklerde testisler ve bununla ilgili oluşumlar
geçer. Kadınlarda ise aynı yerden uterus'u yerinde tutan önemli bir bağ ile (lig. teres uteri) damar ve sinirler geçer.
Canalis inguinalis'in başlangıç ve sonlanma açıklıkları (delikleri), anulus inguinalis supercifialis ve anulus inguinalis profundus adını alır. Bu açıklıklar, oldukça zayıf yapılar tarafından kapatılmıştır. Bu bakımdan, karın içi organlarının, bu açıklıklardan ve dolayısı ile kanaldan geçerek ilerlemeleri, fıtıkları meydana getirir.
Görevleri: Karın kasları solunum işinde (nefes alma-verme) önemli rol oynarken, aynı anda beraberce çalıştıklarında, karın içi ve pelvis organları üzerine basınç yaparak, bazı önemli fonksiyonların oluşumunu sağlar. Böylece karın basıncı ile miksiyon, defakasyon ve kadınlarda doğum sırasında, önemli sonuçlar elde edilir. Sırt kasları ile fonksiyonel bir birlik içinde,vertikal eksene göre gövdenin sağa ve sola döndürülmesinde çok önemli rolleri vardır.
İlgili sinirleri; alt intercostal sinirlerden ve plexus lumbalisten gelen sinir uzantılarıdır.
Karın Arka Tarafı Kasları : Burada sözü edilebilecek en önemli kas, m.quadratus
lumborum'dur. Dört köşeli, yassı ve geniş bir kas olup, pelvis üst kenarı ve kaburgalar arasında oluşmuş açıklıkta yer alır. Bazı huzmeler, lumbal vertebraların çıkıntılarına kadar uzanır.
Görevi; omurganın lumbal bölümünü kendi tarafına eğmek ve ayrıca tutunmuş olduğu
son kaburgayı aşağıya doğru çekmektir.
İlgili siniri; plexus lumbalis'in bazı dalları ve N subcostalis'tir.
Leğen ve uyluk kasları
Uyluk kemiğini büken, eklem açısını azaltan ve arttıran, tüm hareketlerini sağlayan kaslardır.

Pelvis kemiklerinin değişik yerlerinden başlayan sağlam ve kuvvetli kaslar, kalça eklemi eksenlerini değişik yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar.

Alt ekstremite kasları içinde incelenebilecek ilk grup, kalça eklemine doğrudan etki eden büyük kaslardır. Bunlar, birbirleri üzerine düzenlenerek, kalça eklemini kapatırlar. Kalça eklemi, morfolojisi bakımından omuz eklemine benzer. Ancak, ayrı ve önemli bir fonksiyon olarak, yürüme ve vücudun stabilitesini de yüklendiği unutulmamalıdır. Bilindiği gibi kalça ekleminde, üç ana eksende temel hareketler ile, bu hareketlerin kombine şekilleri de sağlanır. Kalça ekleminde hareketlerin oluşumunu sağlayan ve doğrudan bu ekleme hitabeden kaslar kısa ve kuvvetli bir yapıya sahiptirler. Başlangıç ve bitiş yerlerine göre sadece tek bir ekleme ait kaslardır. Halbuki yine bu bölgeden başlayıp (pelvis'den) oldukça uzun bir yol geçerek devam eden ve iki ekleme birden etki eden kaslar da vardır. Böylece, hem kalça eklemi ve hem de diz ekleminde etkin olurlar.
Mimik ve çiğneme kasları
Yüz mimiklerinin belirginleşmesini sağlayan kaslardır. Gülümseme, konuşma, dudak hareketleri, çiğneme sırasında gerçekleşen tüm hareketler, nefes alıp verme sırasında burun deliklerinin genişlemesini, yüzle ilgili tüm ifadelerin gelişmesini sağlayan kaslardır.
Herhangi bir eklem üzerinden geçmezler. Bir başka deyişle, bir ekleme fonksiyonel olarak hitap etmezler. Bu kasların lif uzantıları, deri içine ışınsal tarzda yayılarak geniş ağlar oluştururlar. Adlandırılmalarından da anlaşılacağı gibi, yüzün ve başın ilgili yerlerindeki derinin hareketleri ile görevlidirler.
Boşlukları ve açıklıkları da çevrelerler. Bunların hareketleri ile, kişilere göre değişen farklı mimik yapılar oluşur.
Çiğneme kaslarının embryolojik gelişim yerleri, mimik kaslardan ayrıdır. Bu nedenle her iki kas grubunun innervasyonları da değişik sinirler üzerinden sağlanır. Çiğneme kasları adı altında dört çift (sağ-sol) kas bulunur.
Omuz ve kol kasları
Kolun orta hatta yaklaştıran, orta hattan uzaklaştıran, kolu büken , eklem açısını azaltan ve genişleten kaslardır.
Omuz eklemi, insan vücudunun en hareketli eklemidir.
Bu özelliğinden dolayı kol, omuz eklemine göre istenilen konumda tutulabilir. Anatomik yapısının özelliğinden dolayı, bütün eksenlere göre hareketler elde edilebilir. Eklemde hareket meydana getiren kasların bir kısmı aynı zamanda, omuz bölgesinin morfolojik şeklinide oluştururlar.
Kol Kasları : Omuz eklemi (kemeri) kasları adı altında belitilen kas grubu, bu eklemde etkin olarak, kolun gövdeye göre durumunu oluştururlar. Bunların yanısıra; büyük kısmı ile kol bölgesinde yer alan iki ayrı kas (m.biceps brachii ve m.triceps brachii) hem omuz ve hem de dirsek ekleminde etkin olan önemli kasladır. Bu nedenle üst ekstremite kasları incelenirken, bu iki kas dirsek eklemine etki eden kaslar grubu içinde ele alınmıştır.
Sırt kasları
Omuzu aşağıya ve yukarıya çeken, kolun rotasyonunu (kendi ekseni etrafında dönmesini) ve addüksiyonunu (orta hatta yaklaşmasını) sağlayan kaslardır.
Bu bölüm iki tabaka halindeki bir kas grubudur. Yüzeyel grup, özellikle üst ekstremitelere uzanır ve ekstremite hareketleri ile solunum işine yardımcı olur. Derin grubu oluşturan kaslar ise, gerçek sırt kaslarıdır ve küçük kaslar halide omurganın her iki yanındaki boşlukları doldurmuşlardır (autocton sırt kasları). Bu küçük sırt kasları, ardarda birbirlerini tamamlayan fonksiyonel zincirler oluştururlar. Gövdenin dik olarak durmasını sağlayan esas kaslar bunladır.
Birinci tabakada adları verilen kaslar özellikle, kolun hareketleri ile görevlidirler. Bunların altında bulunan ikinci tabakadaki kaslar ise, scapula'nin durum ve hareketleri ile ilişkilidirler.
Üçüncü tabaka kasları da, omurların spinal çıkıntıları ile bazı kaburgalar arasında uzanırlar. İlişkili oldukları kaburgaları aşağıya doğru çekerler. Nefes alma olayına yardımcı kaslardır.
Derin sırt kasları, sırtın gerçek kaslarıdır. Bunlar embryonal olarak, kaynaklarını aldıkları yerde kalmış ve ilk yerlerini korumuşlardır. Kısa ve küçük kaslar halindedirler. Bazen sadece iki omur arasında yer alırlar ve böylece, aşağıdan yukarıya doğru birbirleri üzerine yatarak bir birlik oluştururlar. Vertebral kolonda, spinal çıkıntıların her iki yanında oluşan boşluklar içinde bulunurlar. Böylece bir veya birkaç omuru birden geçtikleri gibi, göğüs bölümünde kaburgalara da uzanırlar. Gerçek fonksiyonları vücudun dik olarak durmasını sağlamaktır.
Karın ön duvar kasları ile aynı zamanda fonksiyonel bir birlik içinde hareket ederek, omurganın ilgili bölümlerini, sağa-sola ve öne doğru da hereket ettirebilirler.
Önkol ve el kasları
Önkol Kasları: Dirsek eklemi (art. cubiti) üzerine etki eden ve kol üzerinde lokalize olan üç adet bükücü (flexor) ve bir tane de açıcı (extensor) kas bulunur. Halbuki dirsek ekleminde, flexion ve extention hareketlerinin yanısıra, önkolun dışarıya doğru dönmesi (supinasyon) ve içe dönmesi (pronasyon) hareketleri de ortaya çıkar. Elin supinasyon ve pronasyon hareketlerinde ise m.supinator ve m.pronator teres ile, bir miktar da m.pronator quadratus etkili olur.
Önkolda ele ve bileğe doğru uzanan çok sayıda kas vardır. Önkol, el ve parmak hareketlerini sağlayan kaslardır.
El Kasları : Elin hareketleri ile ilgili kaslar fonksiyonlarına göre, flexor ve extensor kaslar olmak üzere ayrılırlar. El hareketleri ile ilgili kasların hepsi uzun, ince ve kuvvetli kirişlere sahiptirler. Bu ince kirişler el bileğinden geçip ilgili yerlere uzanırlarken, özel kiriş yapılı (aponevrotik) kılıflar içinde bulunurlar. Elin flexionu ile ilgili kasların başlangıç yerleri, humerus'un distal ucunda görülen içteki çıkıntı (apicondylus medialis) üzerindedir.
Ekstensor kaslar ise dıştaki büyük çıkıntıdan (epicondylus lateralis) başlar. Bu antegonist kasların çalışmaları ile elin palmar veya dorsal fleksiyonu yapılabilir. Ancak, radius tarafındaki fleksor ve ekstensor kasların aynı anda çalışmaları ile, elin radius yönünde olmak üzere (dışa doğru) uzaklaştırılması mümkün olur. Ulna tarafındakiler ise, içe doğru hareketi meydana getirirler (Ulnar abduction).
El parmaklarının hareketleri, uzun ve kısa kaslar tarafından meydana getirilir. Kirişleri parmaklara kadar uzanan uzun kasların grup olarak bulundukları yer esas itibariyle önkoldur.
Burada çeşitli kemik ve kemiklerarası sağlam aponevrotik yapılara tutunarak başlayıp, aşağılarda ortaya çıkan ince sonuç kirişleri, el bileğinden geçerek ilgili parmaklara kadar uzanırlar. Kısa kaslar ise avuç içinde ve küçük kemikler arasında lokalize olmuşlardır.
Parmaklar arasında yer alan dört adet kısa kas ile (Mm. lumbricales), kemikler arasında lokalize olmuş yedi adet kas (Mm. interossei) el parmaklarının kısa kaslarını meydana getirirler.
Bunlara ek olarak, insan elinin baş parmağının özel hareketlerini yapabilmesi için, sadece bu parmağa ait olan bir kas daha vardır (m. opponens pollicis). Eldeki, kombine ve komplike hareketlerin ortaya çıkışı göz önüne alındığında, diğer parmaklardan birisinin kaybında fonksiyonel olarak büyük boyutlarda bir aksama görülmemesine rağmen, başparmağın kaybında durum değişir. Zira bu durumda elin kullanılma kabiliyeti büyük ölçülerde kaybedilmiş olur.
Kayıtlı
Kartopu09
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #12 : Temmuz 28, 2009, 05:36:04 ÖS »

http://www.canlibilimi.com/vucudumuzda-yardimlasma.asp
Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #13 : Temmuz 28, 2009, 05:40:28 ÖS »

Sindirim Sistemi

Yediğimiz besinler, vücudumuz için gerekli olan enerjiyi doğrudan sağlayamazlar.Önce kana gelip, sonra da hücrelere taşınmaları gerekir.
Besinlerin parçalanarak kana geçe bilecek hale gelmelerine SİNDİRİM denir.
Sindirim olayı SİNDİRİM SİSTEMİ tarafından gerçekleştirilir.
Sindirim Sistemi Organları
Ağız
İnsanda sindirim ağızda başlar. Ağızda sindirime yardımcı olan dişler, dil ve ağıza açılan tükrük bezleri bulunur. Ağızda; dışarıdan alınan besin maddeleri dişler yardımıyla mekanik olarak, tükürük içinde bulunan enzimle kimyasal olarak sindirime uğratılır.
Tükürük Bezleri: Kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere, ağızda üç çift tükürük bezi bulunur. Tükürük içerisinde amilaz, mukus, Na+ ve Ca++ iyonları vardır. Tükürükte bulunan amilaz pişmiş nişastayı kimyasal olarak parçalayabilir.
Tükürük içinde pityalin (amilaz), enzimi, mukus bulunur. pH`ı nötre (7-8) yakındır.
Diş: Dıştan içe doğru üç önemli yapıdan oluşur.
1- Mine
2- Fildişi (dentin)
3- Dişözü (pulpa)
Ergin bir insanda 32 adet diş bulunur.
Dişler, besinlerin mekaniksel olarak parçalanmasını sağlar. Dişin dıştan içe doğru kesiti incelendiğinde mine, dentin ve öz olmak üzere üç bölüm ayırt edilir.
Dil, çizgili kaslardan yapılmış olup, tat almaya, besinleri karıştırmaya, yutmaya ve konuşmaya yarar.
Anatomik özellikleri
Ağız boşluğunun sınırları:
Üstte : Damak (Paltum) bulunur. Palatum, iki kısımdır; Önde Sert damak (palatum durum) arkada yumuşak damak (paltum molle) bulunur. Sert damak, maksilla nın alt parçası olup ağız boşluğunu burun boşluğundan ayırır. Yumuşak damak, os palatini (palatinal kemik) tarafından oluşturulan gevşek ağız mukozasıdır. Küçük dil (uvula palatina) yumuşak damağın arka kenarından arkaya doğru sarkar.
Yanlarda: Yanaklar (Bucca)
Önde: Dudaklar (labia toris) bulunur. Dudaklar, üst dudak (labyum superior) ve alt dudak (labium inferior) olmak üzere iki tanedir. Dudakların çevrelediği yarığa "ağız yarığı (rima oris) denir.
Altta: Ağız tabanı bulunur. Ağız tabanı, dilin ekstrinsik kasları, submandibular ve sublingual tükürük bezlerini içerir. Mandibula nın corpusu ise ağız tabanını çevreler.
Ağız Boşluğunun Bölümleri:
1- Vestibulum oris: Diş dizisi(dental ark) ile dudaklar ya da yanaklar arasındaki bölüm.
2- Cavitas oris proprium: Asıl ağız boşluğu; önde ve yanlarda dişlerle sınırlanmış olarak Boğaz geçidine (Isthmus faucium) kadar uzanan boşluk.
Ağızın işlevleri
1- Sindirim sisteminin ilk açıklığı olup besinlerin alınarak, dişlerle mekanik, tükürükteki amilaz ile kimyasal olarak ilk sindiriminin başlatılması. Ağızda bulunan dil organı, ayrıca tükürükle ıslanarak çözünmeye başlayan gıdaların tat duyusunu alır.
2- Fonasyon (Konuşma): Konuşma esnasında ses çıkartmak için akciğerlerden gelen havaya, dil dudaklar ve dişler yardımıyla son şeklini verir ve konuşma sesleri oluşur.
3- Solunum temel olarak solunum sisteminin giriş açıklığı olan Burun boşluğu (cavum nasi) nun görevidir. Ancak, burun boşluğu tıkanıklıkları veya hava açlığı duyulan durumlarda ağız yardımcı bir solunum aygıtıdır.
4- Ağız ve ağzı oluşturan ya da çevreleyen yapılar, yüz estetiğinin temel elemanlarıdır.
Yutak
Yutağın görevi ağız boşluğuyla yemek borusu arasında bir kapı oluşturmaktır. Yutağın bir özelliği de soluk borusu ve yemek borusu arasında bir bağlantı bulundurmasıdır. Ağızdan nefes alabilmemizin dedeni budur.
Dil besinleri yutağa doğru iter. Bu sırada soluk borusu gırtlak kapağı ile kapatılır.
İşlevleri
Yutak, birçok organizmada hem sindirim sisteminin solunum sisteminin parçasıdır.
Hem havanın hem de besinin yutağın içinden geçmesinden dolayı, epiglottis adı verilen ve bağ dokudan oluşan bir kapak, yutma sırasında soluk borusununun girişini kapatarak besinin buraya kaçmasını önler. İnsanlarda, yutak konuşmada da etkilidir.
Bölümleri
Pharynx, geleneksel olarak üç bölüme ayrılır.
* Nasopharynx, yutağın burun boşluğunun arkasında kalan kısmıdır.
* Oropharynx, yutağın ağız boşluğunun arkasında kalan kısmıdır.
* Laryngopharynx (hypopharynx), yutağın C3 ve C6 boyun omurları hizasında kalan kısmıdır.
Yemek Borusu
Yemek borusu da sindirim gerçekleşmeyen bir bölümdür. Yemek borusundaki kaslar peristaltik hareket denilen br yöntemle besinleri mideye doğru iter. Bir insan baş aşağı halde duruyor olsa bile yutkunabilmektedir.
İçten dışa doğru örtü epiteli, düz kas ve bağ dokudan oluşmuştur.Besinler yemek borusundan mideye geçiş yapar. Yemek borusu ağız ve mideyi birleştirir. Besinler yemek borusundan geçerek mideye ulaşır.
Mide
Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.
Mide özsuyu içinde bulunan mide asidi ve bazı enzimler kimyasal sindirimi gerçekleştirir.
Midede sadece proteinlerin kimyasal sindirimi gerçekleştirilmektedir.
Mide, büyük miktarda yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organdır. Rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutma kapasitesi vardır.
Mide, karın boşluğunun sol tarafında, diyaframın altında yer alan, çaydanlık biçiminde bir torbadır. Mide, üst taraftan mide ağzı (kardia kapakçığı ) ve alt taraftan mide kapısı (pilor kapağı) ile on iki parmak bağırsağına bağlanır.
Midenin yapısı üç tabakadır: en dışta zar (periton) , ortada kas, en içte ise mukoza tabakaları bulunur.
Midenin en içindeki mukoza tabakasında bulunan mukoza hücreleri, şekil değiştirerek mide bezlerini oluşturur. Mide bezleri önemlidir çünkü mide öz suyu salgılarlar.
Mide öz suyunda; hidroklorik asit (HCl), pepsin enzimi ve lap enzimleri bulunur.
*Hidroklorik asit hem diğer enzimlerin etkinliğini artırır, hem de besinlerle gelen mikropları öldürür. Midemiz bu asitten etkilenmez çünkü mukoza tabakasının ürettiği mukus mide çeperini korur. Aksi halde mide delinir ve ülser oluşur.
*Ayrıca mukus sayesinde ve mide kaslarının hareketi sayesinde mideye gelen besinler yumuşar. Bu da midede gerçekleşen mekanik sindirimdir.
*Proteinlerin kimyasal sindirimi ilk olarak midede gerçekleşir. Mide öz suyu, pepsin ve lap enzimleri sayesinde proteinler yapı taşlarına ayrılmaya başlar.
Midede sindirim besinlerin çeşidine göre 1- 4 saat sürer. Bu süre içinde mide alt kapısı pilor, ara ara açılarak besinlerin, ince bağırsağın on iki parmak bağırsağı kısmına aktarılması sağlanır.
Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı bir yerdir. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü dokudan sindirim sıvıları salgılanır. Mide içinde yiyecek varsa, her 20 saniyede bir dalgalar meydana getirerek sıvı ile katıyı birbirine karıştırır (Kimus). Sonuçta krem kıvamında yarı sıvı bir materyel meydana gelir. Meydana gelen karışım ince bağırsaklar tarafından emilecek seviyeye geldiyse, azar azar miktarlarda, pilor kanalını geçerek 12 parmak bağırsağına (Duodenum) geçer. Sıvıların mideyi terk etmesi katılardan daha hızlıdır ve mideyi boşaltması yaklaşık 20 dakikayı alır. Katı-sıvı karışımı materyelin mideyi terk etmesi ise yaklaşık 1.5 saati bulmaktadır.
Mide salgı yapan bir organdır. İç duvarlarında bulunan hücre ve bezler birçok önemli salgılar üretir: sindirim enzimleri, hormonlar, hidroklorik asit, intrensek faktör (B12 vitamininin ince bağırsak son kısmından emilmesi için bu faktörün varlığı şarttır). Mide kendi çıkardığı asitten kendini korumak için yapışkan, alkalen-bazik bir mukus da üretir.
Mide iç yüzeyindeki epitel hücreler
Midede bulunan farklı hücre çeşitlerinden biridir ve midenin iç yüzeyinde yer alır. Bu hücrelerin salgıladığı bikarbonat bakımından zengin mukus, midenin iç yüzeyinin aşınmasını ve mide özsuyundaki asidin bu dokulara zarar vermesini engeller.midenize dikkat ediniz.
İnce Bağırsak
On iki bağırsak, boş bağırsak ve kıvrımlı bağırsak olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. Besinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.
İnce Bağırsak 7- 8 m. Uzunluğunda, 2–3 cm genişliğinde olup, mide kapısından sonra gelen kısımdır. Yapısı mide gibi üç katlıdır: En dışta periton ( zar), ortada kaslar, en içte bağırsak epiteli bulunur.
Onikiparmak bağırsağı: İnce bağırsağın mide ile birleşen ilk kısmına onikiparmak bağırsağı denir. ( ilk 20 -25 cm’lik kısım) . Kıvrımlı bir yapıya sahiptir. İnce bağırsağın en önemli kısmıdır. Buraya karaciğerin safra salgısı (koledok kanalı ile) ve pankreasın sindirim enzimleri (virsung kanalı ile ) boşaltılır.
*Onikiparmak bağırsağında karbonhidrat, protein ve yağların sindirimi gerçekleşir. Yağların sindirimi, karaciğerden gelen safra salgısının etkisiyle ilk kez burada başlar. ( safra bir enzim değildir. Yağları yapı taşına ayırmaz, yağ damlacıklarına dönüştürür.)
Onikiparmak bağırsağından sonra gelen ince bağırsağın diğer kısımları kıvrımlar yaparak uzanır. İnce bağırsağın iç yüzeyinde salgı bezleri ile villus denilen ve sayıları 5 milyonu bulan tümürler vardır.
Salgı bezleri, karbonhidrat, protein ve yağların sindirimini sona erdirecek enzimler üretir. Kimyasal sindirim ince bağırsakta son bulur. Villuslar sayesinde ise emilim yüzeyi artmış olur ve sindirilmiş besinlerin emilimi kolaylaşır.
İnce bağırsak yüzeyindeki emici tüyler besinleri emerek kan damarlarına aktarırlar.



Yukarıdaki animasyonda besinlerin yapı taşlarına ayrılması gösteriliyor. on iki bağırsağa pankreas ve safra kesesinden gelen sıvılar gösteriliyor.
İnce Bağırsağının Görevi: Ağızda kısmen sindirilmiş karbonhidratlar ile midede kısmen sindirilmiş proteinlerin ve sindirimi henüz başlamamış olan yağların sindirimini gerçekleştirmek ve tamamlamaktır. Diğer görevi ise, villuslar sayesinde sindirilen besinlerin emilmesini ve böylece kana karışmasını sağlamaktır.
Böylece şimdiye kadar anlattığımız süreçte:
Proteinler -------------->amino asitlere
Karbonhidratlar -------------->glikoza
Yağlar -------------->yağ asidi ve gliserin ( gliserol) e dönüştürülmüş olur.
Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramazlar.
İnce bağırsak, sindirim sistemimizde en çok besinlerin sindirildiği yerdir.

Kayıtlı
Tuv@
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6227


Üyelik Bilgileri

Saglik sorunlarinizi yazin doktorlarimiz cevap versin
« Yanıtla #14 : Temmuz 28, 2009, 05:43:59 ÖS »

Kalın Bağırsak
Kalın bağırsak sindirilmeyen maddeleri toplama ve atma işini görür. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yerde kör bağırsak (çekum) bulunur.
İnsanda, bu kör bağırsağın ucunda, körelmiş bir çıkıntı apandix bulunur. Kalın bağırsak rektum denilen bir yapı ile sonlanır. Rektumun dışa açılan kısmına anüs denir. Kalın bağırsakta ince bağırsaktan farklı olarak villuslar bulunmaz ve kimyasal sindirim yapılmaz.
Kalın bağırsakta sindirim gerçekleşmez. Sindirilmiş besinlerden geriye kalan posa kalın bağırsakta ilerlerken su ve minerallerin emilimi gerçekleştirir.
Sindirim sisteminin anatomisinde kalın bağırsak ince bağırsak ile anus arasındaki kısımdır. Toplam uzunluğu 1.5 metre olup, sindirim sisteminin beşte birini oluşturur. Başlangıcında yer alan çekumda çapı en geniştir, sonra kolon boyunca gittikçe daralır, anal kanaldan hem önce yer alan rektumda epeyce bir genişler.
Sindirilen Besinlerin Kana Geçmesi
Besin maddelerinin sindirimi tamamlandıktan sonra dolaşım sistemine aktarılmasına emilim denir. İki yolla olur:
1- Kılcal Kan Damarlarıyla: Glikoz (şeker) , amino asit, mineraller, suda çözünen vitaminler (B ve C ) ve su, villuslar tarafından emilerek, kılcal kan damarlarına geçer. Ve kan damarları aracılığıyla önce karaciğere taşınır. Karaciğerde zehirlerinden arındırılır. Protein – şeker oranı ayarlanır. Kandaki şeker dengesi sağlanır. Buradan kalbin sağ kulakçığına taşınır.
2- Lenf Yoluyla: Yağ asidi ve gliserin ve yağda çözünen vitaminler (A,D,E,K ), villuslardaki lenf damarlarıyla emilir. Lenf sistemine karışır. Bu yolla kalbin sağ kulakçığına taşınır.
Yağ asidi ve gliserin, lenf damarlarından geçerken üzerleri ince bir protein kılıfla kaplanarak yağ molekülü oluşturulur. Çünkü gliserin alkol özelliği taşır. Alkol, hücre zarını erittiğinden doğrudan kana karışması zararlıdır
Kalın bağırsağın ince bağırsaktan farkı, çapının büyüklüğü, nispeten sabit konumu, keseli görünümü ve dışında yer alan peritonla örtülü yağ parçacıkları dır (appendices epiploicae). Uzunlamasına kas lifleri bağırsağı devamlı bir tabaka olarak kaplamak yerine üç uzunlmasına bant seklinde düzenlenmişlerdir.
Kalın bağırsak, ince bağırsağı çevreleyerek etrafında bir kemer oluşturur. İleumun sağ tarafında çekumdan başlar, sağ lumbar ve dan karaciğerin altına kadar yukarı doğru çıkıp oradan sola kıvrılır, abdomenin karşı tarafına uzanır, tekrar kıvrılıp pelvise doğru aşağıya iner; orada gene kıvrılıp pelvisin arka duvarı boyunca uzanır ve anusta sona erer.
Kalın bağırsak çekum, kolon, rektum ve anal kanal olarak bölümlere ayrılır.Kalın bağırsak midenin altındadır.
Dışkı
Kalın bağırsakta, veya kolonda, kimusta bulunan su emilir. Kalın bağırsakta tuzlar aktif taşıma ile emilir, su da osmoz yoluyla onları takip eder. Sindirilmemiş posa ve kalın bağırsakta yaşayan bakterilerden oluşan dışkı rektuma gider, anustan atılana kadar orada depolanır.
Anüs
Anüs, rektumun dış açıklığıdır. Sfinkter kaslarca kapalılığı kontrol edilir. Dışkılar boşaltım sırasında anüsten geçerek vücuttan atılır.
Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümlerinin dışarı atılmasını sağlar.
Sindirime Yardımcı Organlar
Karaciğer
Karaciğerin sindirim ile ilgili görevi safra salgılamaktır. Safra da; safra tuzları, kolesterol, safra pigmentleri, yağ asitleri ve su vardır. Safra bir sindirim enzimi değildir, yağların çözünmesini sağlayarak sindirimine yardımcı olur. Ayrıca ortamı bazikleştirir, antiseptik görev yapar ve yağda eriyen vitaminlerin emilimini kolaylaştırır. Safra; safra kanalıyla safra kesesine, oradan da koledok kanalı ile ince bağırsaktaki water kabarcığına açılır. Bunların dışında karaciğerin şu görevleri vardır:
Vücut ısısını düzenler.
Antitoksik fonksiyonu ile zehirli (toksik) maddeleri zehirsiz hale getirir.
Pıhtılaşmada rol oynayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
Yaşlı alyuvar hücrelerini parçalar. Embriyo döneminde kan hücrelerinin üretimini sağlar.
Kanda bulunan fazla glikozu glikojen halinde depo eder.
Safra üretir ve salgılar. Bunun için alyuvarların parçalanması sırasında açığa çıkan hemoglobini kullanır.
Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparini üretir.
D, B, A ve bağırsaklarda sentezlenen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini ile; demir, kalsiyum, bakır, protein ve yağları depo eder. Karotenden A vitamini sentezler.
Zehirli (amonyaklı) maddeleri daha az zehirli üre ve ürik asit haline dönüştürür.
Cinsiyet hormonlarının fazlasını yok eder.
Lenf yapımında görev alır. Antikorların önemli bir kısmını üretir.
Proteinlerin karbonhidrat ve yağlara dönüşümünü sağlar.
Safranın içinde safra tuzları, kolesterol, yağ asitleri, safra pigmentleri ve su bulunur.
Safranın Görevleri:
Yağların mekanik olarak sindirilmesini sağlar.
Yağda eriyen A - D - E - K vitaminlerinin emilimini artırır.
Mideden gelen asidik besinleri bazik hale getirir.
Bağırsak kokuşmalarını önler, zararlı bakterilerin üremesine engel olur.
Bağırsak villuslarının hareketini artırır.
Karaciğere iki kaynaktan kan gelir. Birincisi dalak ve sindirim organlarıdır. Bunlardan toplanan kan, kapı toplardamarı ile karaciğere götürülür.
İkincisi damar ise aortun bir koludur. Aorttan gelen kan karaciğer atar damarı yoluyla karaciğere ulaşır.
Karaciğerin Görevleri
* Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1,50kg) safra salgılar.
* Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.
* Vücudun ısısını ayarlar.
* Vücuda su üretir
* Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar.
* Kandaki şeker miktarını ayarlar.
* Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.
* Pıhtılaşmada rol oynayan protrombin ve fibrinojeni üretir.
* Yaşlı alyuvar hücrelerini parçalar. Embriyo döneminde kan hücrelerinin üretimini sağlar.
* Kanda bulunan fazla glikozu glikojen halinde depo eder.
* D, B, A ve bağırsaklarda sentezlenen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan K vitamini ile; demir, kalsiyum, bakır, protein ve yağları depo eder. Karotenden A vitamini sentezler.
* Cinsiyet hormonlarının fazlasını yok eder.
* Lenf yapımında görev alır. Antikorların önemli bir kısmını üretir.
Pankreas
Mide ile on iki parmak bağırsağı arasında bulunan hem iç hem de dış salgı yapabilen bir organdır. İç salgısını doğrudan kana verirken, dış salgısını (pankreas öz suyu) wirsung kanalı ile ince bağırsaktaki water kabarcığına bırakır. Pankreas öz suyunda; tripsinojen, kimotripsinojen, amilaz, lipaz, deoksiribonükleaz ve ribonükleaz bulunur.
Pankreasın langerhans adacığında insülin ve glukagon hormonu üretilir.
Pankreas, Ortalama 15-20 cm uzunluğunda ve kadınlarda 55 gr erkeklerde 70 gr ağırlığındadır. Önden arkaya doğru yassılaşan pankreasın düzensiz olan biçimi çengele benzetilebilir.
Pankreasın Bölümleri
Şişkin olan sağ ucuna baş, daha dar olan orta bölümüne gövde, gövde ile başın birleştiği ince bölüme boyun, ince uzun olan son ucuna da kuyruk denir. Kuyruk bölümü dalağa dek uzar. Pankreas, dalak, karaciğer ve üst mezanter atardamarlarıyla beslenir. Pankreas'ın boşaltıcı kanalları, Wirsung kanalı ve Santorini kanalıdır.
Pankreasın Salgı görevleri
Pankreas'ın iç ve dış salgı görevleri vardır. İç salgı görevini Langerhans adacıkları denen salgı hücreleri yapar. Bunların salgıladığı insülin, glukogon metabolizmasında en önemli rolü oynar ve yetersizliği şekerli diyabete neden olur. Dış salgı görevi akinus keseciklerine aittir. Bu salgı kesecikleri, pankreas özsuyu denen ve onikiparmak bağırsağına dökülen alkali bir sıvı salgılar. Sıvı içinde, yiyeceklerden alınan glikojen ile nişastayı ayrıştırarak oligasakaritleri oluşturan amilopsin;oligasakaritleri monosakarite dönüştüren maltaz; mide pepsinlerinin etkisindeki proteinleri aminoasitlere ayrıştıran tripsin enzimi; kazein, jelatin ve keratini hidrolize eden, tripsinin etkinleştirdiği kimotripsin enzimi; yağları hidrolize ederek, yağ asitleri ve gliseritleri oluşturan steapsin olarak anılan bir lipaz vardır.
Salgı miktarı
Yetişkinlerde, günde 800-900 cm³ pankreas özsuyu salgılanır. Pankreasın salgıladığı bu öz suyu lipaz, amilaz ve tripsinojendir. Tripsinojen protein, lipaz yağ ve amilaz da karbonhidratların sindirimini gerçekleştiren salgılardır (enzimlerdir).

« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2009, 08:20:19 ÖS Gönderen: lili » Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Edebiyat hamilelik Edebiyat Sağlık Sağlık KPSS estetik sbs Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri teknoloji, bilgisayar Teknoloji Sağlık Gebelik sarkı sozleri dekorasyon dantel, oya modelleri gebelik aktuelegitim evden eve nakliyat saglik kpss, ders Edebiyat diyet,zayiflama
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!