Öğretmenler Forumu
Ekim 11, 2008, 07:56:57 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÂŞIK OLURDU ZAMANDA ...  (Okunma Sayısı 1094 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
MARİNAY85
Ziyaretçi
« : Aralık 08, 2007, 10:57:11 ÖS »







---------------------
-----------------------------------------
-----------------------------------------------------------------




Sus, söyleme sırdır beklenen

Suskunluk belki de siyahtır,

sonsuza giden sevgilidir.

Geceler boyunca hayalinde seviştiğin,

o anı istediğini bilmesidir beklediğin.

Eriyen karlar arasında üşüdüğün,

buz gibi esen rüzgârda titrediğin,

tam dorukta kavuran sıcakla eridiğin

andır beklenen.

Yakan dudaklardan tenine dokunan

bir busedir beklenen.


Vazoda solmuş lalelerin yere düştüğü,

taze laleleri eline aldığın andır beklenen.

Bilinmez bir nedenle ağlamak istediğin,

avunmak için bulduğun

sevgilidir beklenen.

Küstürdüğün sevdandır beklenen.

Uzaklardan birinin dudaklarından

dökülen sözdür beklenen



Hayal SUN





Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Aralık 08, 2007, 10:58:53 ÖS »






karanlığımda ağırlarım ağlamalı çağrışımları

savaşın berbatlığı belirir günbatımında

bulantılı, göbeği kesilmemiş sancı

esmerleşir aydınlık

karar verir cellatlar

dağlara neon asmalı

karşı karar mekanizması kurulur anında

sevecenlik yağmalanmalı

nasıl bileyim

hangi tarafta ölsem iyiyim

savaşa hayır desem

hain miyim






Selahattin ÖZAKIN
« Son Düzenleme: Aralık 08, 2007, 11:08:28 ÖS Gönderen: maRny85 » Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Aralık 08, 2007, 11:02:04 ÖS »







ararken yalnızlığı gözlerimle

sözlerimle fark ettim boşluğu

sesim yaşamın yankısı

                zamansız

                        amansız

yaşamak ağır

ölmek zor


bir şiirin rüzgârına kapılsam

bir romanın ırmağında akıp gitsem
 
bir senfoninin dalgalarında yüzsem

gene de hiç sevmesem yaşamı

nefret etsem

sevdasız

        kaygısız

                zamansız

yaşamak ağır

ölmek zor



yok olsa dört yanımdaki duvar

bıraksam kendimi uçurumdan

kaybetsem

        yemin etsem

                vazgeçsem

yaşamak yok, ölmek imkansız...



Nergis Melis DURCAN
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Aralık 08, 2007, 11:07:38 ÖS »










Ruanda tut ellerimden

gitmeler yaklaşır

Soğuk sesleriyle

Gitme...(ler)!

dur-ma- dan

bu kaçıncı

Çığlık(lar) beynimde

Dur-ma-dan

beynimde

dan...!

Dokunduğum her şey üşüyor

Üşüyorsun biraz

Üşüyorum


Ellerin yok

gözlerin

dokunur ellerime

ö(y)lesi kara ellerim dokunamaz

beyaz

çok beyaz


Tenim siyah ellerin beyaz

Ellerimde yakın kıyımlar sesler

Biraz uyut dizlerinde

Uyut

Ölüm uyut

gelene kadar


Bu sefer gitme...!

Zamanıdır

bırak kamanın

sırtından düşeyim

sarı başaklarına

sonra bal sarısı doğrult üzerime

gün-eşim uyut

uyut

ölüm uyut biraz

Ellerin yok

gözlerin dokunur ellerime

ö(y)lesi kara gözlerim bakamaz

bal sarısı

beyaz çok beyaz

kirlenir

kader

tabu taş

kural

kur—al!

boynum ince

uyut ölüm

ölüm uyut

biraz.

             




Can ERDEM

Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Aralık 08, 2007, 11:11:56 ÖS »





ölenler arasında

sayılmadı adın hâlâ

bu yüzden

öldüğüne inanmadım daha


her gece

gözümü kırpmadan

ayak seslerinle görüneceksin diye aralık bıraktığım
 
kapıdan

umutla bakıyorum

ağlamadan


birden

sen yanımdayken

görmeden baktığım Cumartesi Anneleri düştü usuma

Şili de

Bolivya da

İstanbul’un Galatasaray’ında
 

ellerinde resimler

nemli gözleriyle

kalabalıkları süzerler

ola ki görmüştür biri oğlunu

belki de

duyarsızlık duvarından

fırlayıverecektir oğlu

umut bu


dağa mı çıktın

yoksa orduya mı katıldın

hiç aldırmadım

çünkü biliyorum ki sen

iyi amaçlar uğruna yaşamaktaydın


ama söyle ne olur

ölü ya da diri

hangi gecenin gizine saklıdır adın




Selahattin ÖZAKIN
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Aralık 08, 2007, 11:14:00 ÖS »








Çocuk öğütlerini dinliyor büyüğünün

-dizlerinin dibinde-

Ufak varlığından fırlarcasına açılmış gözleri

Kan içinde

Görüyor

Bazı günler asla gelmez


Bir nefes düşüyor toprağa

Öğreniyor

Bir diğeri doğuyor ışığın gözüktüğü yere

Öğrenecek

Bazı günler asla gelmez


Kelimeler biriktiriyor kimi

Özeniyor

Sakınıyor dilinin düşünden

Söz ölüyor

Sus

Bilmiyor

Bazı günler asla gelmez


Dokunamıyor ona

Uzak çok uzak

Bir cümle bastırıyor gece yarısı

Uyku bitiyor

Geç değil

Öğreniyor

Bazı günler asla gelmez


Şarkı bitiyor

Söyleyen

Dinleyen

Bazı günler asla gelmez




Burak MERTLER
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Aralık 08, 2007, 11:17:36 ÖS »






Gitsem bu kokuşmuş gecede

hiç gündüz bulamam.


beynimdeki misvak

usulca değerken bir tuvale

ben ki ressam değildim

düşler: ellerimden dökülüp

sinerken renklerin yüreğine

aşk ki: adanmış bir fırçanın

umarsız özlemleriydi sadece.


gül kurusu

en kalın kitaplar dolusu gül kurusu avuçlarımda

senin ellerin günahkâr

senin ellerin yangındır.

ressam çoktan uykuda.



Ey şair

duy sesimi!

dal kırıldı

yer yarıldı

uzaklarda

          hayata yamalı bedenler salındı

bir garip ayindi

bütün serçe parmaklar yumuldu.


ellerimde gül kurusu

en kalın kitaplar dolusu

gül kurusu

senin ellerin isyan

senin ellerin üryandır.


yine de bilirim

tutamam

gelsem bu kokuşmuş gecede

seni bulamam.




Müslüm DANAOĞLU
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Aralık 08, 2007, 11:20:53 ÖS »







Kör kuyulardan yükseliyor sesler

Adam boyu otlar içinden

Derin vadilerden yankılanıyor

Sesler duyuyorum

otlar kör

kuyular derin

vadiler adam boyu

Sesler yükseliyor ince çizgiden

tül ağırlığında ışık süzülüyor


Nedir çağıran!

Bu sesler de ne?


Siluetler işitiyorum

görüyorum şeffaf rengini çığlıkların

sakin sularda boğuluyorum

şeffaf siluetini çığlıkların

işitiyorum

sularda renklerin

sakin boğulmaları

ince perdeden

ışık süzülüyor




Özgür BOZ
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Aralık 08, 2007, 11:36:05 ÖS »




kaç yüzün var senin,

hangi yanın benim

yüreğin hangi yanıyla

dokunuyorsun güneşe

hayalinde diktiğin mihraplar

yıkılıyor gecenin ortasında
 
sol yanımda bir duvar daha çöküyor

yıldızlar Cemre´nin intiharını izlerken

çölde, tepeler düzlükler arasında

ara sıra

vahaya çıkan bir yol aşk

bakışlarının hangi yanı benim

korkularını saklıyor bir kuğu

kanatlarının altına

kuğu mu yalnız,

korkuların mı? 
         




   Fatma BİLKAY
                                           
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Aralık 08, 2007, 11:38:35 ÖS »






kadın

bulutu sorarken

pamuk tarlalarını düşünüyordu

denizi sorarken

çocukları


adam

bulutlar pamukmuş gibi

cevaplıyordu

deniz, özgürlük ve barış adına

maviymiş de adam anlatıyordu


ve çocuklar

aklına gelince

adamı bir gökdelen yalnızlığı sarıyordu


sahi kim vurdu uçurtmaları da

çocuklar ortalıkta yok?


kadının elleri pamuk oluyordu

adam deniz, balık ve gerekirse

yosun kokuyordu


sahi kim kırdı göğün kanadını da

çocuklar ortalıkta yok?


yoksa

savaşı gören çocuklar

bir gecede büyür mü?

ve barış

kalp kırıklığından ölür mü? 



Başak BOZKURT
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Aralık 08, 2007, 11:41:02 ÖS »




Hasret bir ayrılış busesidir

Oturur avurtlarında

Bakışların ölüm kadar sönük

Ve ayrıldığında

Yanaklarım ölür...

Tümcelerim ölümsüzdür

Canlıdır bağrında

Ama alem kıyamettir

Ve sen ayrıldığında

Kıyamet benim...


Evet hasret dedim

Hicran dedim

İşte hepsi benim

Sokaklarım boş

Lambalarım alevsiz

Geceleri tekinsiz cinleri

Haydutları kaçıran

Bakışlarımdaki cinnet

Ve sen hasret

Uzaktasın...


Seni şairler

Nasıl yorumlasın?

Bütün damlaları biriktiren

Bütün bestelerin ilhamı sen

Yokluğunda

Eşyalar suskun

Komşular yok

Bu gezegen ben değilim

Resimler gerçek değil

Aşklar bir sahne repliği

Hissederim seni

Taa şurada, uzaktasın işte

Sana demişler hasret

Bütün acıların sensin anası

Böyle yaşamak ta nedir?

Bu kurtlar sofrasında

Bütün bir ömür!

Uzaktasın, çok çok uzak

Ve ayrıldığında

Eyy!!!

Kıyamet gelir...


Nisan - 2004 / İslamabad - Pakistan         

        Mustafa Burak SEZER
                           
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Aralık 08, 2007, 11:43:41 ÖS »





bu filmde şehrin delisiydim

kırıktı tüm bakışlarım /ürkek

bir bir kaçarken merhabalar

sustum

en küfürlü düşüncelerle yalanlara

avaz avaz sustum / tanıktı şehrin yangını

tutamadım hiçbir sevdayı

ceplerim gibi delikti yüreğim / üşüdüm

her düşüşte

sesinin aydınlığına tutundum

yeni tıraş olmuş baba yüzüydü gülüşün

ben bu filmde şehrin delisiydim

çıplak düşlerle adımlarken sokakları

hüzünlere tutsak sevinçler taşıdım

cinayet süsü verilmiş intiharlar

adadım sana

büyüdükçe karanlığım

kendi yangınıma sarıldım

bu filmde daha önce oynamıştım

yalnızlığımdaki parmak izlerini

siyah-beyaz anılarda tanıdım     



Eşref KARADAĞ
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Aralık 08, 2007, 11:52:43 ÖS »





Sen tarihe yakışıyorsun

henüz yazılmamıştın

söyledi sırdaş taş duvarlar

ve taş duvarları vardı

daracık sokakların
sesin


yan

              kı

      la

                    nı

            yor

                          du


bilinmez bir yosun kümesinde

tüketilirken

sevdalar şarap şişesinde

sen yoktun barbanın yerinde

ne şarapta ne de şarkıcının nefesinde

şarkılarını söylüyordu

zafer ateşlerinde

ölüler

ve naralarını yazardı

tarih kahramanların

ama seni yazmazdı


oysa sen tarihe yakışıyorsun

sokak aralarında

çılgın gece kuşları

geceyi ve tarihi yırtıyordu

tam ortasından

mistik bir ilahiye karışıyordu

ruhlarımız

ama sen orada değildin

Sen kahraman bir kaplanın

pençelerinde

ölümü düşünmeden

dünyaya gülüyordun

nefesime karışıyordu


nefesin



Sen tarihe yakışıyorsun

han duvarlarını sararken

örümcek ağları

Sen tarihe yakışıyorsun

yazılmamış

yırtılmayı bekleyen sayfalar misali.



Yasemin SOLMAZ
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : Aralık 08, 2007, 11:55:47 ÖS »




suskun salkımlar sallanıyor
 
camdan şehirler üstüne

hain ıslak düşer tenlerine sabahın

bana güneş açsın toprağından

dağıtılsın uykuları küllerin

serilsin yanık benizli gebe güne


yağmur

özlemişim namahrem yağmalarını

kanatları ıslanıyor kirpiklerinde

arşınlanmış karlı saçları dağların

derin uykulardan

uyanır ülkeler

nefeslik bir yudum gagasında kumruların


özlemek en nefsinden

düşünmek seni ırak zamanlarda

nerede arşa açılan ellerim

şimdi duası düşer avuçlarıma

dudakları titrek üşümüş yoncaların   
                                           



Fatih KARATAŞ
Logged
MARİNAY85
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Aralık 09, 2007, 12:01:43 ÖÖ »





Ağlayacaksın çocuk

Çok toprak sulanacak gözyaşlarınla

kahkahalarında olacak, korkma

Acıkacaksın, susayacaksın

Aşık olacak, aldanacak, aldatacaksın

Çocuğun olacak günün birinde

Büyüteceksin sevgiyi onunla beraber, büyüyeceksin.

Gezeceksin ülkeni, yaşadığın toprakları

Çok eşli kırk çocuklu babayı tanıyacaksın.


Ağlayacaksın çocuk

Senin bulup

başkasının bulamadıklarına

Çalışacaksın ömür boyu


Huzurlu bir yaşaam uğruna

Haksızlıklar olacak,

isyan ettiğin

Başkasının penceresinden

sen de haksız olacaksın


Ağlayacaksın çocuk ama yılmayacaksın.


Hayat bu

Büyüdükçe anlayacaksın

Büyüdükçe küçüklüğünü arayacaksın

Karşı dağın ardı ”umut”

Merakla umuda yol alacaksın.

Düşeceksin, kalkacaksın

Seneler oluklar açarken yüzünde

Sen insan olmanın tadına varacaksın.   
     


Aslı KAFKAS
Logged
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

hosting

 

S   0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 

51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 

 

eğitim Edebiyat Edebiyat Edebiyat Edebiyat Okul Öncesi ÖSS KPSS Yemek Tarifleri Yemek Tarifleri Tarih Matematik Geometri Biyoloji Kimya Sağlık ÖSSSS Fizik ingilizce Gebelik Matematik Weblopedi Oteller chat sağlık
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!