Öğretmenler Forumu
Aralık 05, 2008, 06:29:33 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: *ÇOCUKLUK TARİHİNDE BÜYÜME YOLUNDA BİR ADIM*(Çocukluk İşte)..  (Okunma Sayısı 1601 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« : Temmuz 14, 2008, 08:08:32 ÖS »

Çocukluk tarihinden bir kesitle büyüme yolunda bir adım

Her nedense hayatın, gelmişin, geçmişin önemli boyutlarının, yalnızca yetişkinlerin tekelinde algılandığı bir yaklaşım, kültür tarihimiz araştırmalarında da gözlemlenmektedir. Çocuklar geleceğimizdir söylemimiz tekrarlanmakla beraber; çocukluk tarihi ve onu oluşturan öğelere yaklaşım tarzımız küçüklerin dünyasını küçük görmek hatasından mı, geleceğin nasıl oluşturulacağı konusundaki öngörüsüzlükten mi kaynaklanmaktadır, düşünmek gerek...Tarihsel olarak, yalnızca oyuncak konusu irdelendiğinde bile bu dünyanın zenginliği ve öneminin ciddiyeti ile karşılaşılmaktadır.

OYUNCAĞIN ÖNEMİ VE TARİHÇESİ

Oyun, çocuk kültürünün en önemli alanı, oyuncak ise bu kültürün en önemli aracıdır. Çocuk, doğumdan yetişkinliğe nesneleri, sesleri, hareketleri, kendi fiziksel özelliklerine uygun büyüklükte olan objelerle ve büyüklerin dünyasına ait objeleri ise, minyatürleri ile algılayıp, kurgulayarak, tanıma ve öğrenmeye çalışır. Bu arada kendi yaş gurubuna uygun(1,5-2 yaş gurubu için vurmalı,1,5-3 yaş gurubu için itilen çekilen oyuncaklar gibi) oyuncakla, doğru malzeme (kas gücü ile orantılı ağırlıkta, ahşap, plastik veya madeni) ile üretilmiş, kendi kültürüne yabancı olmayan nesne ve malzeme(günlük yaşamda çevresinde kullanılan araç-gereç v.s) somut bilgi açısından önem taşır.
Geleneksel oyuncağın önemi ise, aile bireyleri ile oynanabilir olması açısından kuşaklar arası paylaşımı, yaşıtları ile oynanabilmesi açısından ise arkadaşlık duygu ve paylaşımının yaşanılmasına olanak sağlamalarıdır.

Oyuncağın eskilere dayandığını tarih içinde gözlemlemekteyiz. Pompei, Sus, Lalaş antik kent kazı buluntuları arasında, toprak malzemeden yapılmış minyatür ev eşyaları, hayvancıklar, arabalar, askerler gibi oyuncaklar bunu kanıtlamaktadır.
Yunanistan’da kolları, bacakları hareket edebilen bebekler ve ilk oyuncak toplar, önceleri kilden yapılmış, sonraları ise saz malzeme kullanılmıştır. Yine eski Çin’de çocuklar demir bilyelerle oynarken, daha sonra Almanya, Hollanda, İngiltere ve ABD’ de akik, taş, mermer, kil ve renkli camdan bilyeler üretilmeye başlanmıştır. Ortaçağda, at başı takılmış sopalar çocukların gözde oyuncağı iken, zamanla dört tekerlek ve eğerin eklenmesi ile oyuncak atlar geliştirilmiştir.

Avrupa’da 18. yy’da fildişi, tahta ve gümüşten minyatür süs eşyalarını sergilemek için oyuncak süs evlerin, en güzel örnekleri Hollanda’da olup, oyuncak yapımında önde gelen Almanya’ nın Nürnberg kentinde de oyuncak mutfaklar için tabak, çanak, tencere, çaydanlık gibi mutfak eşyası oyuncaklar üretilmiştir. 19. yy’a kadar elle ve kalıplara dökülerek üretilen oyuncaklar, 20.yy başından itibaren makineler yardımı ile üretilerek, gündelik yaşamdan esinlenen objelerle de çeşitlilik göstererek başlıca sanayi kolları arasına girmiştir.

Ülkemizde ise, Osmanlılar döneminde İstanbul’da Eyüp semti oyuncak üretim merkezi olmuş, oyuncaklar da “Eyüp Oyuncakları” olarak isimlendirilmişlerdir. Bu isim, bir özele indirgeme ve yöresellik çağrışımı yapmakla birlikte, geleneksel oyuncakçılığımızın üretimi, satışı tüm İstanbul ve Anadolu için bu merkezden yapılmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde 17.yy’ın ilk yarısında 100 dükkan ve 105 nefer olarak “Oyuncakçı Esnafı” belirtmiştir. Diğer kaynaklarda da buradaki oyuncak üretimi için 18.yy tarihlendirmesi yapılmakla birlikte, daha 17 yy. başlarında 100 oyuncakçı dükkanı olması, üretimin tarihleme açısından daha eskiye dayandığını düşündürmektedir.

Eyüp’te üretilen oyuncaklar, çeşitlilik olarak oldukça geniş bir yelpazeyi kapsar. 20.yy başına kadar üretimi sürdürülen, çember, tahta araba, dönme dolap, toprak testi, düdük, def, dümbelek, fırıldak, top, topaç, şakşak, kaynana zırıltısı, aynalı beşik, v.b dışında, tel dolap, sandalye, beşik gibi ev eşyalarının minyatürleri de yapılmıştır. Malzeme olarak incelendiğinde ana malzeme olarak tahta ve toprak, yan malzeme olarak deri, kağıt, teneke, çivi, boncuk kullanıldığı görülmektedir. Bezeme olarak toprak boya ile ve sarı yaldızla, yine çocuklara hitap edecek, dikkat çekici renkler (kırmızı, mavi, yeşil, beyaz) kullanılmış olup, stilize, fazla karmaşık olmayan, yumuşak dalgalı şeritler, benek bezemeler, ışınsal ve basit çizgilerle yüzeylerin hareketlenmesi sağlanmıştır.

GÜNÜMÜZ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

Yaygın eğitim kurumları olarak kabul edilen müzelerin, eğitime katkısı yetişkin ve çocuklar için iki yönlü gereklilik olmakla beraber, eğitimin hedef kitlesi öncelikle çocuklar olarak düşünüldüğünden, birçok müze türü yanında, oyuncak müzelerinin kuruluş ve gelişimleri de bu anlamda önem kazanmaktadır

Oyuncak Müzeleri koleksiyonlarından dolayı çocuk ve yetişkinlerin oluşturduğu, toplumların kültür tarihini (yeme- içme, giyim-kuşam , mimari, v.b), sosyal yaşam ve aile yaşantısını , sanayi tarihini bir arada barındırması ve ilişkilendirmeye uygun olması açısından doğal olarak yaygın eğitim, öğretime zengin kaynak oluşturmaktadır.

Bu konuda ülkemizde yapılan çalışmalar kısıtlı olmakla beraber, Prof.Dr. Bekir Onur’ un çabası ile oluşturulan Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ”Oyuncak Müzesi”, ile Sanayi Müzesi’ndeki ”Haliç Oyuncakçısı” birimini örnek gösterebiliriz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi koleksiyonunda bulunan, bugün sergilenmeyen geleneksel “Eyüp Oyuncakları” ise oyun ve oyuncak kültürümüz üzerine yapılan çalışmalara kaynak oluşturması açısından önemli malzeme içermekte, ayrıca Eğitim Bilimleri, Teknik Eğitim Fakülteleri’nde pedagojik ve eğitsel olarak oyun-oyuncak, tasarım ile ilgili çalışmalar akademik düzeyde gerçekleştirilmekle birlikte, yüzyıllardır dünya kenti olan İstanbul’da bir oyuncak müzesi bulunmamaktadır.

Avrupa’ da ise hemen her kent ve hatta kasaba ölçeğinde görülebilen Oyuncak Müzeleri, ülke ve bulundukları bölgenin kültürel öğelerini taşıma ve yaşatma açısından geliştirilmiş örnekler sunmaktadır.

Sanayileşme, nüfus artışı ve kentleşme gibi toplumsal etkenler, oyun ve oyuncağın güdülenme, seçme ve etkin katılım gibi temel özelliklerini olumsuz olarak etkilemektedir. Oyun alanlarının yok olması, oyunun doğadan ve insandan uzaklaşması, serbest oyun zamanlarının sınırlanması, kurumsallaşma gibi diğer olumsuz bileşenler ile, geleneksel oyun-oyuncak kültürünü ve çocukluğun geçmişini yok etmeye yönelik istem dışı bir destek kazandırmaktadır.

Geleneksel oyuncakların günümüze kadar gelememiş olmaları, dayanıksız malzemeden yapılmış olmalarına, kendinden sonra gelen kardeşlerce de kullanılmalarına, geleneksel komşuculuk ilişkilerimizden kaynaklanan, diğer çocuklara verilmesi ve en büyük neden olarak da, üretimin teknolojiye yenik düşmesine bağlanılabilir. Ayrıca kültür varlıklarımızın çokluğu, antik dönemden günümüze, ülkemizde yaşamış uygarlıklara ait kalıntılara aşinalığımız ve bir çok bölgemizin bu açılardan açık hava müzesi şeklinde oluşu, bizleri değer bilmez bir şımarıklığa itmiştir de denilebilir.

Çocukların günümüzdeki oyuncakları, teknolojinin gelişmesi ile çoğunlukla kontrolden çıkmış, hızlı tüketime yönelik dijital oyun ve oyuncakları, gelişim, eğitim - öğretim ve psikolojik yönlerden ciddi kaygıları da gündeme getirmektedir. Bugün bilimsel platformlarda, değişik açılardan üzerinde çalışılmaya, çözümler aranmaya, doğruların bulunmasına yönelik ciddi sorunlar saptanmaya ve çözülmeye çalışılmaktadır.

KAYNAKÇA:

1-Geleş, Fadime: “Eyüp Oyuncakları”,Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla V.Eyüp Sempozyumu, Tebliğler (11-13 Mayıs 2001), İstanbul.2002,s.218-223
2-........ : “Tahta Oyuncaklar”, Collection Dergisi, Sayı.10,(Ocak-Şubat),2003,s.24-26
3-Kırmanlı,A.Nilay: (Haz.) Oyuncak Sektör Raporu, 28.03.2001
4-Onur, Bekir – Çelen Nermin :” Geleneksel ve Modern Çocuk Oyunları”,I.Bursa Halk Kültürü Sempozyumu,(4-6 Nisan 2002) Bildiri Kitabı,C.II, Bursa.2002,s.513-521
5-Yalçınkaya,Tosun:Eğitici Oyun ve Oyuncak Yapımı,Esin Yayınevi I.Baskı,İstanbul.1996
« Son Düzenleme: Temmuz 17, 2008, 10:04:44 ÖS Gönderen: _METİN_ » Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Temmuz 17, 2008, 09:45:12 ÖS »

            ÇOCUKLUK İŞTE...

23 Nisan
Bu gerçek bir olaydir: 23 Nisan da çocuk ögretmenine sorar:
Ögretmenim 23 Nisan çocuklarin bayramidir degil mi? Ögretmen:
Evet diyerek soruyu cevaplar. Çocuk :
Ögretmenim siz söylemistiniz; bayramlarda insanlar dinlenir ve birbirlerini ziyaret ederler degil mi. Ögretmen :
Evet yavrum. Çocuk :
Anlamadigim bir sey var? "NIYE 23 NISAN DA EN ÇOK YORULAN BIZ OLUYORUZ".

****************************************************************
Çocuktan al haberi

Cocuk babasina:

- "Babacigim,annem ile nasil evlendin?"

Adam esine donuyor:

- "Goruyor musun, cocuk bile anlam veremiyor."


*********************************************************************
Terbiyesiz Alican

Alican çok terbiyesiz bir çocukmus. Bir gün annesinin misafirleri konken oynamaya geleceklermis:oglunun yanlis hareketlerde bulunacagindan korkan annesi misafirlere alican terbiyesiz bir laf ederse kalkip gidiyormus gibi yapin belki utanir demis.misafirler tamam deyip oyuna basladiklari siradaalican içeri firlayarak"anne anne limana bir gemi yanasti içinde bir sürü abaza denizci var.etrafta kari ariyorlar demis
Bunun üzerine kadinlar ayaga kalkip gidermis gibi yapmislar. bu sirada alican
"Oturun oturun daha birhafta buradalar."
***********************************************************************

Ev ödevi
 

Küçük kız okuldan gelir ve annesine:
-Annecim, bugün okulda yapmadığım bir şey yüzünden cezalandırıldım
Annesi haykırır:
-Ama,bu nasıl olur, Okula gelip öğretmeninle bu konu hakkında konuşmalıyım.. bu arada, senin yapmadığın şey neydi?
Küçük kız cevaplar:
-Ev ödevim

***********************************************************
Hepsi birden

Oymak beyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu:
-Bakın çocuklar, dedi. Bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine yardımcı olmalıdır. Hastalara...Yaşlılara...Muhtaçlara... Her sabah okula geldiğiniz zaman size bir gün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım. Tamam mı?
Ertesi sabah oymak beyi çocukları toplayıp sordu :
-Söyleyin bakalım... Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?
Bütün çocuklar, hep bir ağızdan :
-Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim.
Adamcağız şaşırdı :
-Hepiniz mi?
-Evet efendim, hepimiz birden.
-Neden?
Çocuklardan biri cevap verdi :
-Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu, ondan efendim!   Cheesy Cheesy

*********************************************************

Hepsi bu kadar mı?

Küçük Aylin'e teyzesi bir milyon lira vermişti. Küçük kız bir şey demeden parayı cebine attı. Bunun üzerine annesi söze karıştı.
-Aylin, teyzene ne demen lazım?
Aylin cevap vermedi. Anne bunun üzerine yardım etmek istedi.
-Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum?
Birden gözleri parlayan Aylin:
-Hepsi bu kadar mı? diye atıldı.

********************************************************************

ELMA

 
Bir gün bir adam yolda gezerken bir çocuk görmüş, onu yanına çağırıp sormuş:
-Allah`ın nerede olduğunu söyle sana bir elma vereyim.Çocuk cevap vermiş,
-Sen bana Allah`ın nerede olmadığını söyle ben sana bin elma vereyim...

******************************************************************


 









Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Temmuz 17, 2008, 09:47:10 ÖS »

ÇOCUKLUK ANILARI


Çocukluklarımızdan bir zıbın, bir bebek battaniyesi, bir oyuncak kalmasa bile anılarımız her zaman parlak, her zaman canlı... sonuna kadar bizimle...

Bu çocukluk anılarının oluştukları zaman süreçleri çok kısa bile olsa; yıllar sonrası akıllarımızda bu kadar canlı nasil kalabiliyorlar? Onları ebedi kılan neler?

Kendi en canlı anılarıma döndüğümde yüzlercesi zihnimde nakışlı. En erken hatırlayabildiğimde üç yasindayim. Erkek kardesimle birlikte karşı caddede bir parkta oynamışız. Caddenin karşısında iki katlı evin balkonunda subay kıyafetli bir genc adam bana gülümsüyor. Bu gülüşe bir an evvel yaklaşabilmek için yanımızdaki diğer büyüğün elinden sıyrılıp caddeye atlıyorum. Bir sürü çığlıklarla beraber boyumdan buyuk bir tekerlekle burun burunayım. Tekerlek büyük bir gürültüyle ayakkabıma çok yakın duruyor... Genç subay yüzünde dehsetli bir ifadeyle balkondan atlayarak bana koşuyor... Birazdan babamın kollarındayım...

Sonra beş yaşında... Babamın bana aldığı en değerli oyuncak... Paranın para olduğu zamanlardayız. Oyuncak çok büyük bir lüks. Babam Hopa’ya gitmis. Dönüşte ellerime bir plastik tavuk veriyor. Altında tekerlekleri var; ipinden çekince tekerlekler dönüyor. Tavuğum sarı, kırmızı; bütün çocuklar hayran bakıyorlar. Hepsiyle paylaşmaya çalışıyorum. Ama yaramaz çocuklardan biri tavuğumu kapıp parkın havuzuna atıyor. Ben peşinden kurtarmak için uzanıyorum ve karanlık soğuk bir yerde buluyorum kendimi. Yavasca aşağılara inip dipte oturuyorum. Biraz sonra önümde bir genç erkek yüzü beliriyor; beni yakalayıp havuzdan cıkartıyor. Ayaklarımdan tutulup silkelendiğinde ağzımdan sular çıkıyor. Annem "Havuza çocuk düştü!" laflarına başta aldırmamış... Ben havuza düşecek yaramazlıkta değilim diye... Kalabalık yarılıp arasından annemin telaşlı yüzünü ve emniyetli ellerinin uzandığını görüyorum. Tavuğumun da kurtulduğunu görünce sevincim daha da artıyor...

Artvin ekibi ahşap binada hora tepiyorlar; ben masanın altında saklanıyorum. Şişman bir karın görüyorum; elbise annemin elbisesi; annem şişman değil, karnında bebek var! Ben de büyüyünce anne olacağım. Karnım benimde büyük olacak ve içinde bebek tekme atacak. Ama bu çok sonra olacak. Şimdi abla olacağım; papucum dama atılacak... Kim, nasıl atacak tarafı kafamı yormuyor değil!.. Biz beş katlı bir lojmanda oturuyoruz. Herhalde büyükler bir yolunu bulur diye fazla düşünmemeye çalışıyorum.

Savaş olmuş diyorlar. Ruslar gelirse diye heyecanla konuşuyor büyükler. Kıbrıs diye bir yerlerden bahsediliyor... Annem "Karartma var!" diyor ve pencerelerimize kalın battaniyeler asıyor. Gaz lambasını kısıyoruz iyice. Bu Ruslar niçin bu kadar korkutuyor bizi! Onların çocukları yok mu? Babam gitmesin diye dualar ediyorum yorganın altına saklanıp.

Bu seferki tatsiz bir anı; annemle bir tanıdık subay amca kapının önünde telaş içinde konuşuyorlar. Annem çantasını kapıp endişe ve panik içinde gidiyor bu amcayla.... Dönüşünde anlatıyor; babam bir patlamada yanmış! Annem "Çok şükür! Yanmaz kumas vermis Amerika. Askeri kiyafet de bununla dikili olduğundan bir tek elleri ve yüzü yanmıs." diyor. Benim babam kahraman olmus. İki eri kurtarmış yanmaktan. Ben gururluyum ama babam için de üzülüyor ve özlüyorum. Annem her gün babamı görmeye gidiyor ve yemek götürüyor. Bir gün beni ve erkek kardeşimi de götürüyor. Yatakta yatan adama "Bu benim babam değil!" diyen erkek kardeşim kaçıyor odadan. Ben bu adamın üzülmesini istemiyorum. Benim babama benzemiyor ama olsun; yanında annemle duruyorum. Annemin ve bu yanık adamın bakışlarından doğru yaptığımı anlıyorum.

Çocukluğumun en tatlı anılarından biri de anneannemin kırışık yüzü. Bu yüzdeki tum kırışıkları ezbere biliyorum. Koynunda yatıp elimle hepsinin en ince ayrıntılarında gezdim. Büyüyünce bu yüzü ütüleyecek özel ütü alacağim ben! Anneannem soğuk kış günlerinde benim saçlarımı elleriyle ve nefesiyle kurutuyor. Göğsünde ısıttığı havlu Onun kokusunu almış... misler gibi lavanta kokuyor. Ben de anneanne olacağım, torunlarıma O'nun bana anlattığı gibi öyküler anlatacağım, üç ayda bir maaşimi alınca nane şekeri alacağım onlara... Çamaşırlarımın arasına da lavanta kurularını diktiğim tülbent keseler içinde yerleştireceğim. Ben de torunlarıma anneannem gibi kokacağım...

Kokular, renkler, hatta temaslar ne kadar canlı. Gözlerimi kapatıp O anlara dönmek ne kadar kolay. Bu anılar hayatlarımızın köşe taşları mı oluyor? Bizi sevgilere, sevgisizliklere, umutlara, korkulara ve daha bir çok duygularin peşine sürüklenmede mıknatıslık mı yapıyorlar. Yoksa biz bu anları gördüğümüzde tanıyacak ruhları mı taşıyoruz?

Cevap ne olursa olsun gecenin bir yarısında, yorgun bir günün ucunda; çocuklarım rahat uykularında yatarken bu anılara gidip gelmek ne kadar güzel! Acı da olsalar; tatlı da... cebimde benimle buraya, bu ana kadar geldiler. Uzun örgülü saçlı, cırpı bacaklı, iri yeşil gözleri ürkek bakışlı, sivri çeneli küçük kızla gizli arkadaşlığımızın sürüp gideceğini bilmek ne kadar huzur verici.

Ya cocuklar; Onlar hangi anıları seçe seçe yollarına devam ediyorlar? Yıllar sonra ellerinde hangileri kalacak? Hangi kokular, hangi duygular, hangi olaylar ruhların derin köşelerinde ve zihinlerinin en canli hafızasına işlenecek?

Top oynarken düştüklerini mi yoksa kendilerini kaldıran eli mi? Örselenen dizlerini mi; iyileşsin diye öpen dudakları mı hatırlayacaklar? Tarçınlı kekin kokusu mu yoksa taze dikilmis bir pazen pijamayı mı hatırlayacaklar?

Kötü anıların önüne geçmek olanaksız. Kötülüklerden korunmayı, dilekten öteye geçirmek kontrolu bizde değil. Oysa ki iyi anılar edinmek ellerimizde. Belki bunlar çok olursa kötülere de yer kalmaz.

Buz gibi bir havada birlikte sıcacık bir yürüyüş, dönüşunde elbirliğiyle pişirilen kestane, bir yorganın altına büzülüp okunan bir masal kadar bir günlük boyu ancak uzun yıllara sığan cinsten... Bir kucaklama, bir "seni seviyorum" kadar bedava ama onca da eşsiz kıymette...

Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Temmuz 17, 2008, 09:52:39 ÖS »

*Sokak Çocuğu*


Atatürk'e, düşmanlarından bir bayan, bir yabancı gazetede (sokak çocuğu ve zalim) diye yazılar yazmak küçüklüğünü göstermişti.

Bir gün Yat Kulüp'te Atatürk, arkadaşlarına bu yazıdan söz ederek demiştir ki:

- Bana sokak çocuğu diye yazmış... Ben pek küçük yaşta yatılı bir öğrenci olarak okullara girmedim. İdadi'den Harp Okulu'na, oradan da orduya hizmete gittim. Sorarım sizlere, benim sokakta oynamaya vaktim mi vardı? Bana (zalim) diyormuş... Ben eğer bu vatana ihanet eden birkaç adamı mahkemeye vererek, kanun çerçevesinde bu adamlar cezalarını buldularsa, benim onlara karşı sevgimden ziyade, Türk milletine sevgim daha büyüktür... Bu nedenle Türk milletine onların zararlı vücutlarını feda ettim..." demişlerdir.



Enver Behnan ŞAPOLYO
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Temmuz 17, 2008, 10:01:27 ÖS »

ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLARA EŞSİZ ARMAĞANI

“”"

Mustafa Kemal’in ilk Cumhurreisliğine seçildiği sıraydı. Bir sabah Çankaya sırtlarında arkadaşlarıyla gezmeye çıkmıştı. Gazi yanına sokulan bir çocuğu yakaladı. Çelik bakışlarıyla alemi büyüleyen gözlerini onun yüzüne dikip gülümseyerek sordu;

-Adın ne senin bakayım?

- Cemil

- Çankaya’da mı oturuyorsun?

- Yok. Ayrancı’da

-Mektebe gidiyor musun?

Çocuk başını öne doğru hızla eğdi

 -E… Ne okuyorsun mektepte?

-Her bir şey okuyoruz.

-Peki ben kimim Cemil?

Çocuk zeki bakışlarını Ata’nın üzerinde gezdirdi:

-Sen Gazi Paşasın.

Ata gülümsedi.

- Olmadı . Cemil ben senin Gazi Paşa değilim. Beni benzettin sen.

- Yok benzetmedim iyi biliyorum, sen Gazi Paşasın.

-Nereden biliyorsun?

Çocuk kendinden emin  bir tavırla.

-Çünkü, dedi  sana hiç kimse benzemez…

Çelik gözler bulutlandı. O eşşiz kafanın içinden kimbilir ne düşünceler geçti o anda:

Büyüdüğü zaman ne olacağını konuştular sonrasında.

Sonra O’nu oyuna iade edip yoluna devam ederken yanındakilere döndü:

- Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak dedi.
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Temmuz 17, 2008, 10:03:54 ÖS »



-Çankaya’da o zamanki Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras’ın evi. Davet bir aile toplantısı şeklinde idi. Hariciye Vekilinin en samimi dostları büyük bir masanın etrafında oturmuşlar, alaylı, şakalı mevzular üzerinde konuşuyorlardı. Bir taraftan da dans ediliyordu. Bu esnada kahverengi, yüksek bacaklı ceylan bakışlı, çok cins olduğu görülen bir köpek koşarak dışarıdan salona girdi. Büyük bir telaş başladı. Herkes yerinden fırladı. Büyük bir hürmetle kapılar açıldı. Fısıltı halinde:

- Gazi geliyor!…

kelimeleri işitildi.

Gecenin ortasında birden bire güneş doğdu. Geç vakte kadar kendisinin pek sevdiği zeybek oyunları oynandı. Hemen ona mahsus olan şarkılar söylendi. Salonda davetlinin birine ait 3-4 yaşlarında bir çocuk bulunuyordu. Gazi kendisine ikram edilmek üzere salkımıyla kurutulmuş bir kutu üzümden bir kaç tane yedikten sonra çocuğa dönerek:

- Al bakalım sen de ye!..

dedi. Çocuk gayet serbest bir tavırla:

-Ben sevmem sen kendin ye!

tarzında bir cevap verdi. Çocuğun annesi ile babası mahcubiyetten ne yapacaklarını şaşırmış bir vaziyette çocuğa salkımı aldırmaya çalışıyorlardı. Fakat çocuk şımarık bir eda ile kaprislerine devam ediyordu. Bunun üzerine Gazi çocuğa üzümü yedirmekten vazgeçerek uzattığı üzümü kendi ağzına attı. Çocuk bu sefer kızarak:

-Aman canın isterse!…

tarzında bir laf savurdu. Atatürk yine kızmadı. Gülerek:

- Ayol , dedi onu ben sana söyleyecektim.

Bu sahneyi seyreden Adliye Vekili Mahmut Esat bey:

-Paşam, dedi. huzurunuzda bu şekilde sizinle konuşacak cihanda kimseyi tasavvur edemezdim. Demek ancak bir insan çocukluk çağında iken Reisicumhura bile hükmedebiliyormuş.

Gazi gülerek şöyle cevap verdi:

-Bugün bir hiç gibi gördüğün bu çocuk belki de yarının en büyük kahramanıdır. Onun için her kim olursa olsun istediği şekilde konuşmakta serbesttir
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
mavilim19
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 46


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Temmuz 18, 2008, 01:39:59 ÖÖ »

tebrik ederim hocam sizi..tarihçi olduğunuz belli Cheesy çok güzel hepsii Cheesy
Logged
mavilim19
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 46


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Temmuz 18, 2008, 01:42:17 ÖÖ »

 Cheesy Cheesy Grin Grin Grin
özelliklede fıkralara bayıldım Grin Grin Grin
Logged
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Temmuz 21, 2008, 05:40:04 ÖS »

TEŞEKKÜR EDERİM.. BEĞENDİĞİNİZE SEVİNDİM..
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Temmuz 21, 2008, 11:59:53 ÖS »

cahit sıtkı tarancı'nın bir şiiri:

affan dede'ye para saydım,
sattı bana çocukluğumu.
artık ne yaşım var ne adım;
bilmiyorum kim olduğumu.

hiçbir şey sorulmasın benden;
haberim yok olan bitenden.
bu bahar havası, bu bahçe;
uçurtmam bulutlardan yüce.

havuzda su şırıl şırıldır.
zıpzıplarım pırıl pırıldır.
ne güzel dönüyor çemberim;
hiç bitmese horoz şekerim!
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Temmuz 22, 2008, 12:01:53 ÖÖ »

Özür Dilerim Çocuklar

çocuk da güler politikacı da
çocuk samimidir

çocuk da akıllıdır politikacı da
çocuk üretir

çocuk da yanılır politikacı da
çocuk öğrenir

çocuk da yalan söyler politikacı da
çocuk cezalandırılır

çocuk da hata yapar politikacı da
çocuk düzeltir

çocuk da büyür politikacı da
çocuk gelişir

çocuk da hastalanır politikacı da
çocuk iyileşir

çocuk da rüya görür politikacı da
çocuk uyanır

çocuk da konuşur politikacı da
çocuk anlaşılır

çocuk da dinler politikacı da
çocuk cevap verir

çocuk da yaltaklanır politikacı da
çocuk sevimlidir

çocuk da tepemize çıkar politikacı da
çocuk iner

çocuk da insandır politikacı da
şey

özür dilerim çocuklar...
 
 
Fuat Eriçok
 
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Temmuz 22, 2008, 12:05:45 ÖÖ »

Atatürk’ün Bir Anisi ”meyhaneci çocuğu Zeki Olur...
   

Atatürk Trakya gezisi sırasında Kırklareli'ndeki bir ilkokula da uğramış,sınıfları geziyordu.Öğrencilerin birinin Önündeki kitapta şaha kalkmış at resmi vardı.Atatürk çocuğun önünde durup sordu: -Bunlar nedir? -Şaha kalkmış atlar.. -Atlar şaha kalkar;peki güzel.İnsanlar da kalkarmı? Çocuk Atatürk'ü süzdğkten sonra hiç ürkmeden şu cevabı verdi: -İnsanlar zaten şahtadır,kalkmaz. Çocuğun bu zekice cevabı Atatürk'ün çok hoşuna gitmişti.Gülümseyerek,Aferin..dedikten sonra kimin çocuğu olduğunu sordu.Çocuk: -Meyhanecinin...deyince Atatürk daha çok keyiflendi: -Tevekkeli :meyhaneci çocuğu böyle zeki olur...
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
.şirineee.
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 770


ben aşkı yalnız sana yakıştığı için severim...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Temmuz 22, 2008, 02:22:37 ÖS »

offf çok uzundu zor okudum yaa ;Dgözlerim bozuk zaten yarım saat dinlenmem lazım şimdi Cheesy şaka tabiki çok güzeldi özellikle anılar ve fıkralar bi harika teşekkürker Wink
Logged

SİLGİN KALEMİNDEN ÖNCE BİTİYORSA HATALARIN ÇOK DEMEKTİR...(ŞİRİNEEE):-)
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Temmuz 22, 2008, 10:30:35 ÖS »

 Smiley Smiley
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
_METİN_
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 775

HER ŞEY DOSTLUK, KARDEŞLİK İÇİN OLSUN....


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Ağustos 06, 2008, 01:40:20 ÖÖ »

KEŞKE HEP ÇOCUK KALSAYDIM DA DİZİMDEKİ YARAYI EN BÜYÜK ACI SANSAYDIM.
Logged

SEN BENİM SON NEFESİMSİN...
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: